Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 3 > 2045’TEN GELDİĞİNİ İDDİA EDEN ADAM

2045’TEN GELDİĞİNİ İDDİA EDEN ADAM 

Amerika’da ve diğer ülkelerde, ileri tarihlerden geldiklerini iddia eden insanlar ortaya çıkmaktadırlar. İlk defa Türkiye’de de bir kişi böyle bir iddiada bulundu.

Bu adam iki bin kırk beş yılından geldiğini söylemektedir. Yanında getirdiği biraz tuhaf, kırmızı renkli bir günlüğü de delil olarak göstermektedir.

Yapılan karbon testi adamı doğrulamaktadır.

Ayrıca defterin farklı sayfalarına yapıştırılmış olan veri kayıt cihazlarının bazılarını da günümüz teknolojisi ile açmak mümkün olamamıştır.

Günlükteki son tarih iki bin otuz yılına ait. Adam, bu günlüğü bir koleksiyonerden aldığını söylemektedir.

El yazısı ile yazılmış olan günlüğün bir Müslümana ait olduğu düşünülmektedir. Zira her sayfanın başında Arapça “b” harfi bulunmaktadır. Bu da her sayfaya besmele ile başlandığını göstermektedir.

Günlüğün ilginç bir tertibi göze çarpıyor.

Önemli başlangıçlar, değişim ya da kırılımı ifade eden olaylar, bir sayfa özet halinde yazılmış ve sayfanın üst tarafına bir bellek yapıştırılmış. Bu bellekte, özete konu olan tarihte başlayan süreç, bir sonraki tarihe kadar ki gelişmeler çerçevesinde, detaylıca yazılmış ve yorumlanmış.

Günlük iki bin yirmi yılında yazılmaya başlanmış.

İlk sayfasında yapılan özetin özeti şöyle ifadelendirilebilir.

“Şükürler olsun ki, nihayetinde halin hakikatini görüp, anlayan ve bu çerçevede çalışmaya gönüllü olan, küçükte olsa bir grup oluştu.

Türkiye’de ki siyasi atmosfer; bir yandan Dünya’da ki gelişmeler, diğer yönden bunun Türkiye’de ki iz düşümleri, bir taraftan da, siyaset sosyolojisinin yeni verileri çerçevesinde değişiklik arz etmeye başladı.

Yukarıda parametreleri yönetebilecek, yüksek profilli figürler, yeni yönetici adayları olarak ortaya çıkmaya başladılar.

Bundan sonrası artık yeni bir dönem olarak görülebilir.

Küçük bir grup Müslüman, hem bu keyfiyeti, hem de, varlıklarının gereği olan perspektifi ve anlayışı kuşatan bir doktrin geliştirip, bir süreç tasarlamayı önceleyerek çalışmalarına devam etmek kararı aldılar.”

Bellekte ki bilgiler, bu sürecin ön müzakereleri, planlama detayları ile ilgili bilgiler içermekte idi.

Diğer sayfa da ise doktrinin temel ayakları üzerinde durulmakta idi.

Özetle doktrin üç ayak üzerine oturtulmakta idi.

1.     Hayatın bağlamı “Rab-kul ilişkisi” üzerinden tarif edilmelidir ve buna odaklanılmalıdır.

2.     Tüm okumalar; varlıkların, olguların, oluşların ve ilişkilerin fıtratı mertebesinden başlayarak yapılmalıdır. Tüm karar ve davranışların ekseninde insan fıtratının bilgi ve verileri olmalıdır.

3.     Din kavramı; “hayatın mahiyetini belirleyen bilgi türü” tarifinden başlayarak kavramsallaştırılmalıdır. Bu çerçevede; “dinin fıtratına ve temel fonksiyonlarına uygun bir İslam anlayışı” geliştirilmelidir.

Bu nedenle doktrin, “Fıtrat Doktrini” olarak isimlendirilmiştir.

Kayıt içeriklerinde konu detaylandırılmakta, fıtratına uygun din kavramsallaştırılması uzunca izah edilmektedir. Buna uygun İslam tasavvuru, müdellel olarak anlatılmaktadır.

Üçüncü sayfa da ise özetle; bu doktriner perspektifin hangi strateji ve usuller çerçevesinde paylaşılıp, yaygınlaştırılacağı konusu özetlenmekteydi.

“Halin sosyolojik, sosyo-psikolojik, psikolojik verileri ve süreç güvenliği dikkate alınarak mutlaka ağ tipi organizasyonlar ve otonomi esas alınmalıdır” denilmekteydi.

Kayıtlarda bu hususun detayları ve gerçekleştirilme süreci safahatı üzerinde yapılması gereken çalışmalar anlatılmakta idi.

Günlüğü incelemek için alınan iznin sonuna gelinmişti. Bundan sonrasını incelemek için izin vermiyorlardı. Rica minnet bir sayfaya daha bakmak için izin alındı. Bu da ancak bir sayfanın özeti için verildi.

Haliyle günlüğün yazılı son sayfasına bakılmasına karar kılındı.

Bu sayfa iki bin otuz senesine aitti.

Özetle;

“Özgün perspektifle oluşturulan doktrin, değişen koşullara istinaden, bu tarihe kadar üç kere güncellendi. Fakat değişen koşullara karşın sabit ayak hep, kabul ettiğimiz ontolojik gerçekleri temel kaynak alarak bilgi üreten özgün epistemolojik çerçevemiz oldu.

Bu süreçte bizim olan bir düşünce, üretim, karar-davranış ve ilişki sistemini; küçük fakat etkili bir biçimde inşa etmeyi başardık.

Artık hayatı bu sistemin perspektifinden anlayıp, anlamlandırmaya çalışıyoruz. Hayata, bu sistemden üretebildiğimiz özgün yaklaşımlarımızla müdahale edebiliyoruz.

Önerilerimiz büyük bir hızla yayılıyor ve kabul görüyor. Zira insanların fıtri hukuklarının korunması dışında bir amaç gütmediğimizin anlaşılması ile birlikte, geniş çapta hüsnü kabul gördük. 

İnsanlar söylediklerimizin ve tekliflerimizin karşılığını kendi arayışlarında, tecrübelerinde ve hayatların da sınayıp, algılayabildikleri için, kabulde zorlanmamaktadırlar.

Elbette bu süreç ve etkilerinden rahatsız olanlar ve hatta tehdit olarak görenler de var. Ancak sürecimizin niyeti ve etkileri çatışmayı değil, barışı ürettiği için, geniş kitleler rahatsızlık duymamaktalar. Rahatsız olduklarını açıkça izhar edip, etkin tedbirler geliştirmeye çalışanlara karşı da, doktrinin ne kadar isabetli olduğu bir kere daha teyid edilmiş oldu.”

Hem izin alamamaktan, hem de elimizdeki cihazlarla, bellektekileri okuyabilmek imkanı olmadığından dolayı, detaylarında neler var bilmiyoruz.

Artık zihnimizi, okuduklarımızı yorumlamak ve aralarını doldurmak meşgul ediyor.

Elbette iki bin kırk beşten geldiğini iddia eden insana inanmakta işin bir parçası. Daha önemlisi de bunun bir önemi olup, olmadığına karar vermek.

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr