Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > ARTIK KENDİMİ TUTAMADIM

ARTIK KENDİMİ TUTAMADIM

Göz göre göre aklımızla alay edip, haksızlık yapıyordu. Bunu da bir adalet hikayesi gibi anlatıyor, takdir edilmeyi bekliyordu.

Artık kendimi tutamadım ağız dolusu küfür ettim, yüzüne karşı.

Ne yapıyorsun? "Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez" dediler. Zulme uğrayanları istisna tutmuştur dedim. Fakat arkasından bütün samimiyetimle tövbe ettim.

"Yarabbi bu zayıf, pasif, etkisiz tavrımdan dolayı tövbe ediyor ve adam gibi adam kullarının tavrı gibi tavır koymayı nasip etmeni diliyorum" diyerek dua ettim.

Bir duvar dibinde dikilip, ne yapacaklarını, nasıl duracaklarını, ne konuşacaklarını bilmeden, şaşkın bir saçmalık içerisinde, birbirleriyle iletişim kurmaya çalışan gençler gördüm.

Hani aniden büyük bir kalabalığın önüne çıkıp, konuşmak zorunda bırakılırsın ya. İşte o anda elini nereye koyacağını bilemez; gözlerini, bacaklarını, dudaklarını, dilini idare edemez durumda kalırsın ya. İşte tam böyle bir durumun içerisinde gibiydiler.

Akıllarını, duygularını, sözlerini ve hareketlerini yönetmekte zorlanıyor ve hep birlikte saçmalamayı tercih ediyorlardı.

Hayır asla kınamadım, suçlamadım, yargılamadım, eleştirmedim.

Artık kendimi fazla tutamadım ve ağlamaya başladım.

En şerefli yaratılan insan oğlunun; ne konuşacağını, ne yapacağını bilmez duruma düşürülmesine.

Birde üstelik bu durumları üzerinden yargılanıp, suçlanmalarına.

Bu duruma düşmelerinde payı olan anne, babalarının çaresiz garibanlıklarına.

Çocukları ve ebeveynlerini çaresizliğe sürükleyen şeytan ve avanesi karşısında, kendimizi çaresiz hissettiren acziyetimize.

Ve Allah'a söz verdim. En azından bu tablonun oluşmasına, bir daha katkıda bulunmamaya dair.

Ve O'na dua ettim; "Ya Rabbi, bu ve ilişkide bulunduğum mazlum kullarına karşı meveddet ve rahmetle davranmamı; zalimlere karşı da onur ve şiddetle davranmamı nasip et."

Bir sokağın köşesinde, yerde yatan bir genç kız gördüm. On sekiz, yirmi yaş civarında.

Uyuşturucu krizine girmişti. İnsandan farklı bir yaratığa benziyordu. Etrafında birkaç sağlık personeli yardım etmeye çalışıyordu.

Ayaklarıma felç inmiş gibi çakıldım kaldım, kımıldayamıyordum.

Artık dayanamadım ve lanetler yağdırmaya başladım, gözyaşları arasında, bu insanı bu hale getirenlere.

Aynı duyguları dün bir intihar haberi okuyunca da hissetmiştim. Her ikisi de insanların tutunacak bir şey bulamadan aşağı doğru kaymalarının sonucu idi. Hiçbir anlam ve umudun kalmaması neticesinde oluşuyordu.

Allah'ın yarattığı hiçbir insanın böyle bir duruma düşmemesi gerekiyordu.

Sonra büyük bir suçluluk duygusuna kapıldım. Bu olay, tam bir yemekli sohbete giderken vuku bulmuştu. Sohbetin konusu, on beşinci yüzyılda yaşamış bir "alimin" fikirleri karşısında ortaya çıkan tartışmaların müzakeresi idi.

Hayatımda, benzer "kültürel ve entelektüel konuların" konuşulduğu toplantıların ne kadar önemli yer tuttuğunu fark ettim. O kadar ki gözümüzün önünde, şu anda, yaşadığımız hayatta olanların neredeyse bir kıymeti harbiyesi yoktu.

Oysaki ben; "fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar savaşmakla; insanlara şahit olmakla; insanların hakikati görebilmek haklarını elde edebilmeleri için mücadele etmekle" emrolunmuştum.

Bismillah diyerek uyandım bu kabustan.

Ve bu hale artık dayanamadığımı hissetim. Bütün benliğimle ve samimiyetimle O'na sığınarak dua ettim.

Ya Rabbi bizi hidayetin üzere kıl. Gönderdiğin hakikatleri anlamamızı nasip et. Bizi gafletten, dalaletten, meskenetten, zilletten koru ve kurtar.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr