Anasayfa > Yazılar > BAŞLARKEN

BAŞLARKEN

Selam ile

Bazı zamanlarda, hayata ilişkin yeni bir sürece başlamak ya da nereden başlayacağına karar vermek zor olmaktadır.

Bu zorluk genellikle kaos zamanlarında oluşmaktadır.

Kaos iki safhalı bir durumu ifade eder.

Birinci safhada, kurulu düzenin ortasına güçlü bir taş vurulur. Kurulu düzenin bütün taşları yerinden oynar. Her şey karışır ve birbirine girer.

İkinci safha ise, doğası gereği tekrar düzene kavuşması gereken sistemin bu sürecine vaziyet edilmesidir. Yeniden düzene kavuşma sürecine vaziyet eden unsur, sistemin yeni halini belirler. Büyük ihtimalle de ondan sonraki süreci yönetir.

Kaosun derinliğine ve genişliğine paralel olarak, düzenin maruz kaldığı etki gücü ve potansiyeli ortaya çıkar.

Bireysel, toplumsal, kurumsal, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, bilimsel vs. kaos süreçlerinde, etki bazen sadece tezahürler, davranışlar, eylemler düzeyinde; davranış tercih ve kalıpları ile sınırlı kalabilir.

Eğer kaosu oluşturan etki çok derin, güçlü ve yaygınsa; düzenin buna vereceği tepki de, daha derin ve yaygın mertebe ve çerçevede olabilir.

Bu durumda düzenin etkilenmesi; ontolojik, epistemolojik, doktriner, sistemik, politik, stratejik, taktik, metodolojik ve pratik düzlemlerin hepsinde birden olabilir.

Etkilenmeyi güçlendiren ve sürekliliğini sağlayacak olan faktör ise kaosların tekrarlanması, çeşitlendirilmesi ve sürekli hale getirilmesidir.

Kaosa maruz kalan sistem unsurları, henüz ne olduğunu anlayamadan tekrar yeni bir kaos etkisi ile karşı karşıya kalırlarsa; anlama ve anlamlandırma yetilerini kaybedebilirler.

Bu sonucu oluşturanlar, kaos durumunu, maruz kalanların farkında olmadıkları bir normalizasyon anlayışı ile meşru ve sürekli kılabilirler.

Hatta kaos sürecine maruz kalanlar, yeni normalizasyonları çerçevesinde, kaoslarının, kendi çabaları ile sürekliliğini sağlayacak bir role bürünebilirler. Buna uygun düşünce ve davranış kalıpları oluşturup, yeni süreçlerini buna göre yönlendirebilirler.

Eğer bu durum uzun yıllara sari olarak devam ederse, ayırt etme yeteneğini kaybeden nesillerle birlikte, bu duruma doğmuş ve başka düzey ve standartları tanımayan nesiller ortaya çıkar.

Bu, başlangıç itibarıyla planlanan kaos hedeflerinin başarılı taktik tekrarlarla konsolidasyonu anlamına gelir.

 

Bu pozisyonda olan insanların, toplumların ve bunların kurduğu kurumların; kaosun oluşturduğu verilerin dışında; görmeleri, düşünmeleri, anlamaları, değerlendirmeleri ve davranmaları çok zordur.

Neyse ki, insana dair bütün hal ve süreçlerin muhakeme ve muhasebe öznesi olan insan doğası/fıtratı, bu durumda da devrededir.

Zihinsel olarak başka bir gerçekliğin normalizasyonu dâhilinde yaşayan; bu verilerin perspektifinden, yaşamı, oluşları, olguları ve ilişkileri okuyabilen insanlar bile; doğal olarak kendi fıtratlarına aykırı durumlarla karşılaştıkları zaman rahatsız olurlar.

Bu rahatsızlık farklı alanlarda ve biçimlerde kendilerini gösterirler.                                                 

Ancak bu insanlar rahatsızlıklarını, doğasına uygun bir biçimde anlayıp, açıklayamayabilirler. Açıklamaları, sahip oldukları mevcut perspektifleri çerçevesinde olacaktır.

İnsan fıtratına aykırı bir perspektifin verileri ile ortaya çıkan rahatsızlıkların, aynı veriler ile sahici olarak anlamlandırılması ve giderilmesi çabası bir çelişkidir.

Bu nedenle, mırıldanan, kızan, eleştiren fakat itirazını sahici, tutarlı ve etkin biçimde yapamayan toplumlar, kendilerini tüketmeye başlarlar.

Tükeniş, farklı ölçeklerde, düzlemlerde ve biçimlerde gerçekleşir.

İnsanların mutsuzluğu, tatminsizliği, umutsuzluğu, çaresizliği, ezikliği,

Akıl karışıklığı, algı bozukluğu, anlama ve anlamlandırmak zaafları,

Psikolojik rahatsızlıkları, kişilik bozuklukları,

Hedefsizlik, meselesizleşme, çatışma, parçalanma, düşmanlık,

Verimsizlik, tüketim, israf,

Sevgisizlik, güvensizlik, mutabakatsızlık, işbirliği yapmamak,

Direnme, mücadele ve yeniden üretmek gücünü kaybetmek,

Doğasından uzaklaşmak, kendine yabancılaşmak, yön duygusunu kaybetmek.

Özgüvensizlik, özsaygısızlık, özdeğersizlik ve bunlara benzer pek çok tezahür ortaya çıkarmaktadır.

 

Bu tezahürler, bireysel ve toplumsal çöküşleri, mağlubiyetleri ve beka sorununu doğurur.

Bu durum yeni olumsuzlukları tetikler ve böylece devam eder, gider.

                                 

Tam böyle bir durumda, hayata ilişkin sahici, tutarlı ve etkin bir şeyler söyleyecekseniz ya da buna ilişkin bir sürece niyetlenecekseniz; yüzeysel ve kesitsel bakışın, durumu anlamaya hiçbir faydası olmayacaktır.

Kaosun başlangıcından itibaren yıkmaya başladığı doğal/fıtri düzenin bütün derinliklerinden, mertebelerinden, genişliklerinden, bütüncül bakabilmeyi hedeflemek lazımdır.

Kaoslar silsilesinin kurarak geldiği yıkıcı eksen çerçevesinde; kesitsel ve sathi bakışı içselleştirmiş; inandıkları doğrular, düzeyler ve perspektiflerden başkasının ve ötesinin olabileceğine inancı olmayan toplumlarda; bu sürece nereden başlanması gerektiğine karar vermek çok zordur.

Ancak bir başlangıç noktası belirleyip, buradan, bir sistematik dâhilinde, bütüncül ve istikrarlı biçimde yürümekte hayati bir mecburiyettir.

Öncelikle bu sürece ilişkin; insan doğasına uygun, sahici, etkin, bütüncül, adil, sürdürülebilir, üretken, saygılı bir perspektifin inşa edilmesi lazım şarttır.

Bundan sonra, yukarıda yazılanlara ilişkin iletişim, ortak paydalar, bakışlar, anlayışlar, tespitler, öneriler, işbirlikleri ve süreçler geliştirilebilir.

O zamana kadar kaosun etkilerini üzerinde taşıyan insanlar ve toplumlar; bölünmeye, çatışmaya ve tüketmeye devam edeceklerdir. Üstelik bu durumları bir erdem ve dava yaftası altında meşrulaştırarak gerçekleştireceklerdir.

Ta ki, kaosu oluşturanların dahi anlayıp, önleyemedikleri yeni ve güçlü bir kaosa maruz kalana kadar bu durum devam edecektir. Yeni durumda güçlü yüzleşmeler gerçekleşir. Bunun sonucunda insanlar bedeller öder ve gerçeği görürler ya da artık yapacak bir şey kalmamıştır.

 

Bundan sonra yazıp, söyleyeceklerimiz bunlara ilişkindir.

İnsanlar anlamamaya, kızmaya, eleştirmeye, mahkûm etmeye çalışsalar da; kurumlar itibarsızlaştırmaya, tehdit etmeye çabalasalar da, yapacak başka bir şey yoktur ve buradan başlanması gerekmektedir.

Şunun derin bir şekilde farkında olmak lazımdır;

Fıtratı eksen alıp bir şeyler söylemeye başlayınca iki muhtemel durum ortaya çıkar.

Birincisinde, insanlar çoğunlukla, kendi fıtratları çerçevesinde söylenen ve kendilerini yüzleşmeye mecbur bırakan her şey karşısında, başlangıçta reaksiyon gösterirler. Bunun birçok nedeni vardır fakat asıl neden; yüzleşmeye vesile olan şeyin, kendi standart ve konforlarını tehdit etmesi ve onları kovuklarından çıkmaya zorlaması korkusudur.

Bu insanlardan büyükçe bir bölümü daha sonra korku ve kaygılarını yenip, fıtratları yönünde taraf olurlar.

Bir bölümü ise korkularına, kaygılarına, hasetlerine ve mağlubiyetlerine yenik düşüp, muhalif tavırlarını sürdürürler.

İkinci durumda ise zaten, başlangıcından itibaren, gerçek insan doğasına/fıtratına muhalif inanca sahip olanlar ve kaoslarda gönüllü yer alanlar vardır.

Bunlar artık muhalefetlerini düşmanlık ve savaş konsepti ile sürdürürler.

Aslında bu durum, hayata karşı insanların temel kategorizasyonlarından birisinin ifadesidir.

İnsanların gerçek doğasına/fıtratına uygun yaşamayı isteyenler bir gruptur.

Bunu istemeyip, tahrip ederek, kendilerine göre sahte doğa/fıtrat imal etmeye çalışanlar diğer grupturlar.

Burada anlatmaya çalıştığımız meselenin zorluğu, karmaşıklığı, çeşitliliği, çapı ve derinliği; çok az insanın altından kalkabileceği, diğerlerinin de bundan istifade edebileceği bir durumu yansıtmamaktadır.

Gerçekte bu tür süreçlere başlangıçta çok az insan ya da kurum öncülük ederler. Fakat süreçte, fıtrata taraftar olanların tamamı sorumluluk alırlar.

Sorumluluk alanlar bilirler ki, diğerlerinin;

Anlamaz, dinlemez, aşağılayan, düşmanca, itibarsızlaştıran, inançsız, olmaz diyen, tutum ve tavırlarına karşı sabır göstererek ve istikrarla yürünmesi mecburidir.

Dua ile

 

Murat SAYIMLAR

2017 Ekim


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr