Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 3 > BİR AHLAKSIZLIK ANATOMİSİ -3-

BİR AHLAKSIZLIK ANATOMİSİ -3-

“Konuya ilişkin bir vakayı, muhatapların birinden, özet olarak, doğrudan dinledik” dedi, söz alan katılımcı.

“Müslümanların bu hususta ilkeleri ve ölçüleri yok mu? Diye sorulmuştu. İzin verirseniz analize bu ilkeler üzerinden başlayalım.

İftiraya uğrayan, Hz.Peygamber’in eşi, Hz.Ebu Bekir’in kızı, mü’minlerin annesi, imanlı, ilim sahibi bir insandı.

Olay, Müslümanlar seferden dönerken vuku bulmuştu.

İftiraya katılanlardan bir tanesi, Bedir gazisi ve maişetini Hz.Ebu Bekir’in sağladığı bir sahabeydi.

Hz. Peygamber bile şüpheye ve zor duruma düşmüştü.

Hz.Peygamber’in istişare ettiği yakınları ve sahabeden bir bölüm, usulüne uygun olmayan görüş bildirdiler.

Bu hadisenin etkisi, olduğu dönemle sınırlı kalmadı ve daha sonraki ihtilaf ve çatışmalarda rol oynadı.

Arkadaşımızın maruz kaldığı vakada vuku bulanların imkansız olmadığı bu örnekten de anlaşılmaktadır.

Allah o günkü Müslümanların kafasına tokmak gibi inen on iki tane ayet indirdi ki, ben asla o gün, orada olmak istemezdim.”

24.11 - O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.

24.12 - Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, “bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!

24.13 - "Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir."

24.14 - Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu!

24.15 - "Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır."

24.16 - Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım! Bu, çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya!

24.17 - Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.

24.18 - Allah, size âyetleri açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

24.19 - "İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz."

24.20 - Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu?

24.21 - Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o hayâsızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

24.22 - İçinizden varlık ve servet sahibi kimseler yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere (kendi mallarından bir şey) vermeyeceklerine yemin etmesinler. Onlar affetsinler, vazgeçip iyi muamelede bulunsunlar. Allah’ın sizi bağışlamasını arzu etmez misiniz? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

“Meseleye Müslümanca bir perspektiften bakanlar ve Allah’a karşı sorumluluk duyanlar için, inen bu ayetler; yaklaşımı, ilkeleri ve ölçüleri sarahaten vermektedir.

Ayrıca; dedikodu, laf taşımak, hukuksuz merak ve araştırmak, duyduğu her şeyi yaymak ta yasaklanmış hususlardır.

Bunlar apaçık ortada dururken ve neredeyse herkes bunun gayri meşru olduğunu bilirken, bu iğrenç ve yıkıcı ahlaksızlık neden sürdürülür?

Biraz da bunları oluşturan kök nedenlerle, sonuçta ortaya çıkan yıkıcı nedenlerden konuşmak icap etmektedir.

Temelde bu ahlaksızlığı irtikap edenler, bir kaç kök sebepte buluşurlar.

Birincisi, psikolojik sorunlar, kişilik bozuklukları ve aşağılık kompleksi.

Bir diğeri ise haset, kıskançlık, nefret, kin gibi yıkıcı duygular.

Üçüncüsü, kötü niyetli ve hesabi yaklaşımlar.

Dördüncüsü ise Allah’a ve ahirete kavuşmaya dair inançsızlıktan doğan sorumsuzluk.

Bilinçli düşmanlık, cehalet, merhametsizlik, adalet duygusundan yoksunluk, vicdansızlık;

Büyük oranda bu ahlaksızlığın kökünde bunlar yatar.

Bu ahlaksızlık, kişilerin hukukunun ve şereflerinin payimal olmasına; toplumsal çatlama, bozulma, muhabbet ve güven kaybı, travmalar, ayrılıklar, çatışmaların oluşmasına sebep olur; birlik olmaya ve işbirliği yapmaya engel teşkil eder.

Muhabbeti, meveddeti yok eder, kin ve düşmanlığı körükler.

Engellenmesi için de Müslümanlar, ya birbirleri hakkında hüsnü zan beslerler ve “o böyle yapmaz” derler.

Ya da, hakikati ortaya çıkartıp, fitneyi önlemek için hakem oluşturur ve sonuca göre yaptırım uygularlar.

Fakat asla ilkesiz ve ölçüsüz davranışlar da bulunmazlar.

Emr-i bi’l ma’ruf, nehy-i ani’l münker müessesesi diri ve daimi şekilde işler halde olmalıdır.

Allah’ın şerefli kullarını değersizleştirip, komplekslere ve kişilik bozukluklarına iten kültür, çevre, sistem ve süreçlere karşı mücadele edilmelidir.

Güzel ahlakı inşa edecek kök hükümlere inanmak ve uymak; hedef ve süreçlere sahip olmak gerekmektedir.

Yeryüzünde sistem bütün çalıştığı için; yapılan her iyilik ve güzellik, sistemdeki bütün unsurları olumlu etkilediği gibi her ahlaksız davranış ta sistemde fitneye sebep olmakta ve bütüncül hukuku çiğnemektedir.

Unutulmasın, aldatmaya dayalı propaganda, manipülasyon, algı operasyonları, bu tür bir ahlaksızlığa teşne ve kök arızaları kendinde barındıran toplumlar da çok daha yaygın ve kolay biçimde uygulanmaktadır.

“Bir ahlaksızlık anatomisi” isimli çalışma bu vaka çerçevesinde, saatlerce sürecek bir seyre büründü.

Konunun bu seyre bürünmesine sebep olan katılımcı da en çok utanan ve en çok istifade eden kişi gibi gözüküyordu.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr