Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 3 > BİZLER NEDEN İŞBİRLİĞİ YAPAMIYORUZ? -3-

BİZLER NEDEN İŞBİRLİĞİ YAPAMIYORUZ? -3-

Bundan sonra tespit edilecek, işbirliğini engelleyen unsurlar, din bahsinin fonksiyonları olarak ortaya çıkmaktadır.

Bütüncül değil, parçacı yaklaşım; hükümlerin, bilerek ya da bilmeyerek farklı kaynaklardan alınması; dinin fıtratına ve fonksiyonlarına mugayir anlayış; anlama, algılama, ufuk ve derinlik vb. problemlerden doğan farklılık ve mutabakatsızlıklar, işbirliğini engelleyen, yerine rekabeti ve çatışmayı koyan nedenleri oluşturmaktadır.

Bu nedenlerin en önemlilerinden bir tanesi rekabetçi yaklaşımdır. Bu husus aleni ve çoğunlukla gizli olarak gerçekleşmektedir.

Kültürel, sosyolojik, psikolojik ve şahsiyete dayalı faktörlerle ortaya çıkabilmek potansiyeline sahiptir.

Özellikle ülkemizde, kadim yaklaşım ve alışkanlıklardan mülhem oluşmuş mülkiyet, çıkar,  güç ve iktidar odaklı ilişki kültürü bu rekabetçi yaklaşımı oluşturmaktadır.

Rekabetçi yaklaşım, bilinçli bir işbirliğine izin vermez. Hayırda yarış biçiminde tahakkuk etmeyen bu yaklaşım, ancak büyük bir gücün kontrolü altına girmiş unsurların birlikte üretim moduna girmiş oldukları görüntüsünü vermektedir. Ancak bu süreçte bile, parçada ve alt düzeylerde rekabet sürer ve farklı ölçeklerde beylikler oluşur. Bu beylikler arasında çekişme gizli olarak devam eder.

Bunu bütün kurumsal ölçeklerde görmek mümkündür.

Kamu kuruluşlarının her biriminde küçük, orta ölçekli beylik oluşumlarına ve “mücadelelerine” rastlamak olağandır.

Aynı mesele veya iş üzerinde, birbirleriyle işbirliği yapsalar çok muvaffak olabilecekken; küçük olsun, benim olsun mantığı ile kurulmuş pek çok müstakil vakıf ve dernek görebilirsiniz.

Hatta evli çiftlerin, ilişkilerinin pek çok alanında birbirleriyle rekabet içerisinde oldukları da bir vakıadır.

Bunlar kültürel nedenlerin etkisi ile tahakkuka örnek olarak gösterilebilir.

Sosyolojik etkilerin oluşturduğu; önemsenmemek, adam yerine konulmamak, yok sayılmak, sevgisizlik, ahlaksızlık, ezmek, aşağılamak türü nedenlerden oluşan psikolojik hallerin ikamesi için ortaya çıkan bir sebepten de bahsetmek gerekmektedir.

İnsanın doğal hakkı olan onur, önem, takdir, saygı, adalet, nezaket, vb. hallerini esirgeyip, şarta bağlı olarak elde edebileceğini ortaya koyan bir toplum; bu şartları da elinde bulundurup, kontrollü olarak veren ve bunun için de rekabeti zorunlu kılan bir yaklaşım içerisindeyse, o toplumda işbirliği gelişmez.

Eleştiriye, suçlamaya, yargılamalara maruz bırakılmış; özgüveni ve özsaygısı ezilmiş; sevgi ve paylaşımdan mahrum yetişmiş; yenilgilerle, umutsuzluk ve belirlenmiş toplumsal kriterlere göre başarısızlıklarla büyümüş insanların kişilikleri genellikle paylaşım ve işbirliğine yönelik değil,  bencillik ve bireysel yaklaşıma mütemayildir.

İşbirliğine engel olan bir başka faktör de güvensizliktir.

Güvensizlik farklı nedenlerle oluşmaktadır.

Adaletsizlik, yaşanan acı tecrübeler, gayri ahlaki davranışların oluşturduğu travmalar, cesaretsizlik, sosyolojik-sosyopsikolojik operasyonlar, kişilik özellikleri vb. hususlarla meydana gelen güvensizlik, işbirliği cesaretini ortadan kaldırmaktadır.

Bunun daha vahimi özgüvensizlikten oluşan durumdur.

Bu durum, bir yönden, yaygın ve örgün eğitimden; diğer yönden aile ve toplumsal ilişkilerden ve toplumsal boyutta gerçekleştirilen farklı operasyonlardan ortaya çıkmaktadır.

Özgüven sahibi olmayan bireyler, faaliyetlere katılıma ve işbirliğine cesaret edememekte; özgüvensizliğini, diğerlerine güvensizlik olarak yansıtmaktadırlar.

İşbirliğine engel olan sebepler arasında, organize olmayan; fıtri liderlik ve yönetim fonksiyonlarından yoksun toplum yapısı da sayılabilir.

Rab’le aramızdaki ilişkinin samimi kulluk düzeyinde olmaması ve rahmetten mahrum kalmak bir başka nedendir. Kalplere nüfuz edebilen Allah, kalpleri ısındırıp, bizleri kardeş yapmazsa, ortada sevgi, güven, sorumluluk, ortak paydalar ve işbirliği kalmaz.

Gerçekte çoğaltılabilecek nedenlerin bu kadarı bile büyük israfa, verimsizliğe, kayıplara ve yıkıcı etkilere neden olmaktadır.

Zira, bizim hakikat perspektifinden hayatı ve durumları okuyabilmemiz, tutum alıp, tavır sergileyebilmemiz, özgün bir hayat inşa edip, güvenliğimizi sağlayabilmemiz için;

Fert, cemaat (kurumsal yapılar) ve ümmet (tüm müslümanların ve cemaatların oluşturduğu ağ organizasyonu) mertebelerin de yapılması mecburi olan işler vardır. 

Bunlar yapılmazsa herşey eksik kalır.

Bunların gerçekleşmesi ise zorunlu işbirliğine dayalıdır.

İşbirliği, herkesin, kendi namı hesabına; inşa olmak, korunmak, amaçlarını tahakkuk ettirmek için gerçekleştirmesi gereken mecburi bir husustur. Ötekiler için yapılacak lütuf değildir.

İşbirliği yapmak, ontolojik olan, şükrediciliğin bir fonksiyonudur. Unutmamak gerekmektedir ki, şeytanın yegane stratejisi, insanların şükredicilik vasfının ortadan kaldırılmasıdır.

Asıl stratejik hedef ise “nasıl işbirliği yapabiliriz?” sorusuna, sahici ve müessir cevaplar bulmak olmalıdır.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr