Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 5 > ÇALAR SAAT
ÇALAR SAAT
 
Düşünce neden geliştirilir? Neden fikir oluşturulur? Yazı yazma sebebi nedir?
 
Elbette bunlar, herkesin sürekli sorduğu sorular değildir.
 
Kabaca, fikir üretenler ve tüketenler biçiminde bir tasnif yapılırsa; tüketenler bu soruları neredeyse hiç sormazlar.
 
Bunların bilgi, düşünce ya da fikirle ilişkisi; yazılanları okumak veya anlatılanları dinlemek; bunları yorumlamak, beğenmek veya eleştirmek; en fazla, farklı nedenlerle paylaşmak veya yaymak olacaktır.
 
Üretenler ise, bilgiyi, düşünceyi, fikri; geliştirmek, paylaşmak ve bundan istifade ederek; durumu anlamak, sorunları fark edip-çözmek, ihtiyaçları tespit edip-gidermek, hedefleri belirleyip- gerçekleştirmek, hayatı inşa etmek için kullanırlar.
 
Her ikisi arasındaki temel fark, bilgiyi; üretim ya da tüketim nesnesi olarak görmeleridir.
....
 
Tüketim nesnesi olarak görenler için bir yazı, ağırlıkla "yazı" modunda okunur. Bu tespit şu anlama gelmektedir.
 
Yazının formatı, tarzı, üslubu, dili, grameri, uzunluğu-kısalığı gibi hususlar öncelenir; beğenilir ya da eleştirilir.
 
Muhtevaya ilişkin yaklaşım ise genellikle; taraf ya da karşı olunan fikre ilişkin soyut takip, tartışma, beğeni veya eleştiri biçiminde tahakkuk eder.
 
Başka bir anlatımla, bunlar için; parmağın işaret ettiği yer değil, bizatihi parmağın kendisi önemlidir.
 
Okumak, hakikatin peşinde olmanın bir fonksiyonu değildir.
 
Bunun sebebi de, bir hayatın inşası sürecine fiilen katılmayıp; aleni ya da zımni, bilerek veya bilmeyerek, mevcut hayatın kodlarını kabul etmiş olmaları; yeni bir arayışları ve talepleri olmayışındandır.
 
Bir tür duygusal romantizme sahiptirler. Fikirler yerine, insanlarla ilgilenmeyi tercih ederler. Zayıf noktalarının oluşturduğu bir perspektiften yaklaşıp, değerlendirirler.
 
Bu nedenle mütemadiyen ve fazlaca yazı okunur, konuşma dinlenir ve bilgi tüketilir. Fonksiyonsuz, hedefsiz, etkisiz konuşmalar ve tartışmalar yapılır. Bunun bir "eylem" ve güç oluşturduğu zannedilir.
 
Tüketimin devamının sağlanması ve bıkkınlık oluşmaması için, farklı ve ilgi çekici hususlarda yazılıp, konuşulması önemsenir. Bu nedenle; "önce söz vardı" mottosuyla, hep ve ağırlıkla söz olması gerektiğini, aleni ve zımni olarak savunan bir tüketim sektörü ve bunların tacirleri ortaya çıkar.
 
Bunlar genellikle iyi niyetlidirler. Tüketim pazarında tezgah açtıkları için, önce bu tuzağa sürüklenirler. Sonra bu pazarda yer tuttukları ve şöhret kazandıkları için dönemezler ve tüketimin konsolidasyonu için çaba gösterirler.
....
 
Hükmü/bilgiyi, davranış gerçekleştirmenin bir aracı, unsuru gibi görmeksizin elde etmeye çalışanlara, yük taşıyan merkepler benzetmesini yapan bir Kitabı, hidayet (rehberi); buna ilişkin bir faydaya istinat etmeden elde edilmek istenen bilgiden, Allah'a sığınan bir Peygamberi, şahit bilen bir Müslüman için, bilginin anlamı ve temel fonksiyonu;
 
Varoluş nedenin tahakkuk etmesi için gerekli bütün anlamların üretilmesi, amaç ve hedeflerin belirlenmesi, bunları gerçekleştirecek sistem ve mekanizmaların kurulması, strateji ve usullerin geliştirilmesi, kararların alınıp, davranışların sergilenmesi; bunların gerçekleştirilebilmesi için gerekli temel inşai hükümlerin, yani; ilke, sınır, ölçü, değer, hukuk, ilişki vb. bilinmesi; sorunların çözülmesi, risklerin elimine edilmesi, ihtiyaçların giderilmesi, hedeflerin gerçekleştirilmesi ve kaynakların geliştirilmesidir.
 
Yani bir Müslüman için bilgi; soyut, fonksiyonsuz bir lüzumsuzluk ya da tüketim nesnesi olarak bilinmez. Onlar için, varlık nedeninin tahakkuk etmesinin mecburi unsuru olan; karar ve davranış mekanizmalarında, en temel fonksiyonu icra eden faktördür.
 
Bu nedenle Müslümanlar, boş sözlerden ve işlerden yüz çevirirler. Okumalarını bu çerçevede yaparlar.
 
Bunlar hakikatın ve bu çerçevede bir hayat inşa edecek bilgileri elde etmenin peşindedirler.
....
 
Mesela, Kitabın temel fonksiyonunun; "muttakiler için hidayet (rehberliği)" olduğunu öğrendikleri zaman, artık sürekli bunu tekrar etmekle iktifa etmezler. Bu ayetin fonksiyonunun, üzerlerinde tahakkuk etmesi için gerekli okumaları ve çalışmaları yaparlar.
 
Hidayet kavramının, Allah'ın, Kendisinden istettiği ilk şey olması hasebiyle, hayata ilişkin en temel ve güçlü içerik ve işlevlere haiz olduğunu düşünür; bunların neler olduğunu anlamak için çaba sarfeder ve bir hidayet bilinci ve hedefi için gayret gösterirler.
 
Kitabın bu fonksiyonu yerine getirmesi için ön koşul olarak ifade edilen, "takva" için de aynı çalışmaları yapar ve bir takva bilinci oluşturmak çabası gösterirler.
 
Daha sonra bu takvanın inşası için, ayetin devamında ve Kitap bütününde zikredilen; muttakilerin vasıflarının tahakkuku için gerekli çalışmaları yaparlar.
 
Artık onlar için; "infak etmeyi" sürekli okuyup, ötekine hatırlatmak yerine; infakın, güncel hayatımızda ortaya çıkması gereken anlamlarını ve karşılıklarını öğrenip, daha sonra bunların gerçekleşmesini sağlayacak davranışlar sergilemek esastır.
 
İnsanların hidayeti için temel misyona sahip Kitabı, fıtratına uygun okumanın usullerini geliştirip, öğrenir ve bunun üzerinden Kitabı okurlar.
....
 
Asr suresi. 1-3 - Asr'a andolsun ki, İnsanlar hüsrandadır. Ancak iman edip-salih amellerde bulunanlar; birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler istisna.
 
Bu sureyi sadece tilavet ve tefsir etmezler.
 
Hüsranın, afak ve enfüsteki bütün karşılıklarını bilirler.
 
Amelin salih olabilmesinin bütün koşullarını, usullerini ve alanlarını tespit ederler. Bunların gerçekleştirilmesi için gerekli altyapı ve üst yapı unsurları üzerinde çalışırlar.
 
Önündeki engelleri aşmayı öğrenirler.
 
Hak kavramının manifestosunu yazarlar.
 
Hakkın ve sabrın tavsiyesinin usulleri ve mekanizmaları üzerinde çalışırlar ve tahakkuku için mücadele ederler.
 
Aktif ve üreten okumanın asgari koşullarının bunlar olduğunun farkındadırlar.
 
Mutsuz, huzursuz, başarısız, kararsız, şaşkın, umutsuz, güvensiz, ezik, sevgisiz, depresyonda birilerini görünce; bu sureyi okuyup, sadece, derdinin çaresinin bu olduğunu söylediklerinden de; kendilerinin bunu okuyup bildiklerinden emin olmazlar. Ancak bu insanlar, ona bakıpta ayetin bütün içeriklerini ve sonuçlarını, sureyi tavsiye edenin üzerinde görüp, bu halin şahitliğinden okuyabiliyorlarsa; halin sahibinin de bu sureyi okumuş demek olduğundan emin olurlar.
 
Kendisini Müslüman olarak vasıflandıran psikolog ve psikiyatrlar; eğer bu sureyi aktif ve üretken olarak, yani yukarıda ifade edilen gibi okumamışlarsa; tavsiyelerinin hak, aldıklarının helal olup olmadığı üzerinde düşünmeleri gerekebilir.
 
Eğitim ve siyaset felsefesi geliştirip, bunun üzerinden analiz yapanların; bu sureyi ve üzerinde çalışılan olgu çevresindeki diğer bilgi ve hükümleri, bu nitelikte okumamış olmaları halinde, bir cüret durumunda olmak şüphesi söz konusu olabilir.
 
....
 
Allah'ın, merkep ismiyle nitelediği, hal ve keyfiyeti, başka isim ve etiketlerle ifade etmek, sınırlara tecavüz; bunu kurumsallaştırıp, kutsamak ise büyük haksızlık olarak görülebilir.
 
Bir "T" çizip; sol tarafa, içinde bulunulan cari duruma ilişkin; sorunları, riskleri, ihtiyaçları ve hedefleri; sağ tarafa da, hali hazırda okullarda, üniversitelerde okutulan dersleri; sivil toplum örgütlerinin yaptıkları araştırma ve bilgi aktarım programlarını ve bilgiyle uğraşanların yazıp konuştuklarını yazsak;
 
Sağdaki yazılanların, soldaki yazılanları gerçekleştirme oranı ve birbirlerine uygunlukları; içinde bulunulan halin sahihlik ve sıhhat ölçüsü olacaktır.
....
 
Mu'minun suresi. 3 - Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr