Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > CILIK-CULUK SAVUNMALARI

CILIK-CULUK SAVRULMALARI

 

Bir yay bastırılıp sonrada bırakılırsa orijinal noktasında durmayacaktır. Önce en uç noktaya sonra en geri noktaya savrulacaktır. Bu rezonans yayın bütün enerjisi bitene kadar devam edecektir. Daha sonra yay orijinal boyutuna ulaşacaktır.

 

Bu ümmet tarihi boyutunda, fıtratından kaymış bir din anlayışının gelişmesinden dolayı hayatı inşa edemez, sorunları çözemez ve süreçlere müdahale edemez duruma gelince, yay zorunlu olarak boşalmıştır.

 

Boşalmış yay doğası gereği rezonans yapmakta, uçlara savrulmaktadır.

 

Bu savrulmaların oluşabilmesi için Müslüman isminin sonuna eklenen cılık-culuk ekleri yada cılık-culuk ekleri ile oluşturulan başka kavramların desteği ile isimlendirilen ideolojik formatların oluşturulması gerekmektedir.

 

Bu formatlar bazı durumlarda doktrinlerin statikleştirilmesi ile oluşturulan ideolojiler;

 

Bazı durumlarda dinin daha anlaşılır ve hayata dokunabilir kılınması niyeti ile oluşturulan ideolojiler;

 

Bazende din yerine ikame edilmek amacı ile oluşturulan ideolojiler biçiminde tahakkuk ederler.

 

Fakat ideolojiler olmaksızın savrulmaların gerçekleşmesi mümkün değildir.

 

22.78 - Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız.  Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!

 

2.143 - "Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet  yaptık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resûl’e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir."

 

5.3 - ......... Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.........

 

Cılık-culuksuz, saf Müslüman isminin altı doludur ve hayata ilişkin fonksiyonları bellidir. 

 

Allah, Müslüman ismi verdiği ümmeti vasat yani dengeli kılmıştır. Bu nedenle savrulmaları söz konusu olmaz.

 

Müslüman; çerçevesi, anlamı, sınırları, ilkeleri, ölçüleri belli bir şekilde, Allah'a teslim olmuştur.

 

Bu teslimiyetin ölçüsünü, çerçevesini Allah, Kitap'ta bildirmiştir.

 

Bu hususu konuşabilmek için; uydurulmuş din-indirilmiş din-ana akım- gelenek türü kavramlardan öte; " fıtratına uygun din yada dinin fıtratına uygun İslam" kavramlarını iyi anlamak iktiza etmektedir.

 

Zira bu kavram çerçevesinde; dine, Kitaba, Peygambere, hayata, akla, bilgiye, otoritelere, ilişkilere, sorumluluk ve yetki alanlarına ve bu çerçevedeki tüm kavram ve olgulara, yaratıldıkları fıtratlarına uygun yaklaşım zorunludur.

 

Bu nedenle hiçbir kavram ve olguya anlam ve sınırları dışında yaklaşılmaz.

 

Cılık-culuk savrulmaları da, kavram ve olgulara fıtri anlamları, sınırları, ölçüleri, ilkeleri dışında yaklaşmakla gerçekleşir.

 

Fıtrata göre otoriteler güç ve imkanları ile belirlenirler.

 

Varlığın fıtratını yani yaratılış özelliklerini yaratan ve bundanda varlıkları yaratan, mutlak otoritedir. Tüm varlık özelliklerini ve bunlar arasındaki etkileşimi; sebep-sonuç ilişkilerini; zamansız, mekansız, hale, sürece ve şartlara bağlı olmaksızın; noksansız, bütüncül ve zaafsız bilebilen tek güç ve imkan sahibi olan Allah olduğu için; tek mutlak otorite O'dur.

 

Bu nedenle birincil yani insanların, varlığın, hayatın, tüm olgu ve oluşların kök hükümlerini koyma yetkisi O'na aittir. Bu yetkide istisnasız ortağı yoktur.

 

Hz. Peygamber, Allah'ın kitabında belirlediği yetki, sorumluluk, sınır ve hukuk çerçevesinde hüküm irad etme hakkına sahiptir. Bunlar ikincil hükümlerdir ve asla birincil hükümler grubundan değillerdir.

 

Yukarıdaki hüküm hiyerarşisi dahilinde uzmanlık ve yetki sahibi olan, "bizden olan emir sahipleri" ise üçüncü derece hükümleri üretirler. 

 

Hayatı inşa etmek ve ahsenü amel işlemek sorumluluğunda olan bizler de, dördüncül hüküm sahipleriyiz.

 

Hükümler hiyerarşisinde, hiçbir kategorinin mahiyeti, fonksiyonu ve sınırları birbirleri ile aynı değildir. 

 

Bunun fıtratına aykırı görüş sahipleri; Hz. Peygamberin hüküm alanı ve yetkilerini, anlam ve sınırından kaydırarak; haşa, Peygamberi, Allah'a itaatsizlik konumuna düşürerek, peygamberlik müessesinin fıtri fonksiyonlarının üzerimizde gerçekleşmesine engel olmaktadırlar.

 

Hz.Peygamber bazen birincil hüküm vaz etmek yetkisine sahipmiş gibi gösterilmeye çalışılmakta; bazen insan üstüleştilmekte; böylece Peygamberin bize şahitlik etmesine engel olunmaktadır. Bu Allah'a karşı hadsizlik, Peygambere iftira, insanlara zulüm anlamı taşımaktadır.

 

Savrulmaların bir bölümü ise, insanların tuğyanı sonucu ortaya çıkmaktadır. Kendi güç, imkan ve sorumluluk alanı içerisinde kalıp,  Allah'a kulluk etmeleri gerekirken, birincil hüküm alanlarında at koşturmaya çalışmaktadırlar.

 

Bunlar kategorik olarak, Allah'ın ilahlığını kabul etmeyip, hevalarını ilah edinip, bunun gereğini açıkça yapanlar olduğu gibi; bazende Allah'ın kulu ve kulluk davasının müntesibi iddiasıyla tuğyan edenler de olabilmekteler.

 

Üçüncül hüküm sahiplerini bulundukları yerden oynatıp, sureta yücelterek; sorumluluklarını onun sırtına yükleyerek cennet kazanmak zannında olanlarda başka bir savrulma örneği olarak gösterilebilir.

 

Allah'ın en büyük ayetlerinden birisi olan aklın kendi fıtrat hükümleri ve sınırları içerisinde kullanılmaması bir başka savrulma nedenidir.

 

Savrulmaların bir boyutu, aklı hiç kullanmamak, devre dışı bırakıp, iradeyi devretmek biçiminde olmaktadır.

 

Yüzlerce vahyi ayette ve hayatın bütününde aklın kullanması ile ilgili açık deliller ortada iken bu tezi savunanlar; hangi argümanla savunurlarsa savunsunlar, isyan etmektedirler, tuğyan etmektedirler, zulüm etmektedirler. Zira Müslümanların düştükleri olumsuz durumların, aleni ve zımni köleleştirilmelerinin önemli bir nedeni budur.

 

Aklı fıtratının dışında kullanmaya çalışıp, mutlak hükümler ve Allah'ın mutlak otoriteliği ile bunun Kitabı hususunda tuğyan içerisine girenlerde büyük bir bozma ve zulüm sürecine katkıda bulunduklarını fark etmek zorundadırlar.

 

Allah'ın ahlakiliğini, vahyin kaynağını ve Kitabı; aklı sınırları dışında kullanmak hadsizliği ile sorgulamaya açmak asgariden tuğyandır.

 

Ya, Allah'ın kutsal olarak bildirdikleri dışında kutsallar icat etmek sureti ile; ya da ortalıkta kutsal ve sabite bırakmamak gayreti ile yapılan bütün çalışmalar fıtratı bozup, fitnenin azmasına; topyekün savrulmaya neden olabilmek potansiyeline sahip olduğu için düşmanca tutumlardır.

 

Bunlar isterse hamakatla, isterse hıyanetle yapılsın aynı hasara neden olmaktadır.

 

Din kavramının fıtratı icabı bağlamı hayat, öznesi insandır.

 

Ontolojik nedenlerimiz arasında olan; "yeryüzüne halife kılınmanın" temel fonksiyonu, yeryüzüne iradi müdahale imkanının verilmesidir. Bu müdahale ise insanların karar ve amelleri ile gerçekleşmektedir.

 

Bir başka varlık nedeni ise; "ahsenü amel işlemektir." Yani yeryüzüne müdahalenin; hem mahiyetini belirleyen hükümler açısından; hem de hayata ilişkin durumların bu perspektifden okunması ile; en doğru davranışların, en doğru biçimde gerçekleşmesidir.

 

Bunu sağlayabilmek ancak; "sadece Allah'a kulluk etmekle" mümkün olabilir.

 

Sadece Allah'a kulluk etmek, Allah'ın vahyi ve kevni ayetlerine yani fıtrat hükümlerine teslimiyetle gerçekleşebilir.

 

Eğer bu sabiteler başkaları ile karıştırılıp; yada sabiteler konusunda insanların aklı karıştırılıp, hükümsüz bırakılırsa, insanlar varlık nedenlerini tahakkuk ettiremez duruma gelirler.

 

Bu konular, fikir hürriyeti, akademik tartışmalar, usul farklılıkları, basit yanılgılar sadedinde ele alınıp, konuşulamazlar. Zira yıkımları çok büyüktür.

 

"Fitne yeryüzünden kalkıp, ta ki din Allah'ın oluncaya kadar kıtal" emri, güncel ve indi düşman kategorileri için değil, fitneyi çıkartanlar içindir.

 

Tekraren ifade edeyim; yanlış ister hamakat, ister hıyanetle yapılsın aynı sonucu verir.

 

Varlık nedenine uygun olmayan yani hayatı inşa etmek için ahsenü amel işlemek ve bunuda Allah'a kulluğun muktezası olarak yapmak yerine; yaşanan hayatı başka; dinide, konuşulan ve tartışılan bir olgu gibi gören dualist kafalar savrulmaya mahkumdurlar. Zira fıtraten sahip oldukları kaynakları, fıtri amaçlarından farklı hedeflere, yanlış usullerle kullanmaktadırlar.

 

Akılsız amellere ve amelsiz akıllara sahip olanlar savrulmaya mahkumdurlar. Zira, "Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeylerin arasını ayırmaktadırlar."

 

"Şeytanla savaşmak" gibi bir ontolojik nedene sahip olanlar, şeytanın kayığına binince savrulmaya mahkumdurlar.

 

Aklı kullandıkları tezi ile hareket eden iddia sahipleri; haddi aşan alanlarda, faydasız iş ve boş laflardan imtina edip, kendilerine ve insanlara zulüm etmekten sakınmalıdırlar.

 

Yok etmekle sorumlu oldukları fitneye ya da inşa etmekle mükellef oldukları hayata ilişkin; Müslümanca perspektiften çalışma önerileri pek görülmemektedir.

 

Bu hallerin temel etki unsurlarından birisi olan; "fıtratına uygun bir bilgi teorisi" üzerinde çalışmayı öncelemelidirler.

 

Her epistemoloji bir ontoloji üzerine istinat ettirilir. Müslümanların üzerinde bilgi üretip, yaydıkları; klasik yada modern, bilgi teorilerinin hangi ontolojik temele oturtulduğunu gözden geçirmek gerekmektedir.

 

Bu dünya boyutunun önemi, gerçek hayattaki yaşam biçimi ve konumumuzu belirlemesidir.

 

Her durumda, hepimiz ölecek ve bu koşullardan farklı durumda hesap vermek durumunda kalacağız. Buna göre yapılmayan hesapların tamamı "küçük hesap ve az bir baha" anlamına gelmektedir.

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr