Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > ÇOK’U-BİR’E İNDİRMEK, BEN’İ-BİZ’E YÜKSELTMEK

ÇOK’U-BİR’E İNDİRMEK, BEN’İ-BİZ’E YÜKSELTMEK

Halimize ya da dünyanın haline bakıp; “herşey yolunda, asayiş berkemal, ortalık süt liman” diyen yoktur herhalde.

Diyen varsa şüpheyle bakmak lazım. Mecnun mu yoksa kötü niyetli mi diye.

Birçok meclis ve mahvilde bu hususta konuşulup, durumun nedeni ile ilgili tespitlerin yapıldığını tahmin ediyorum.

Ben de bu sürece katılıp, kendi düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Efendim, kötü halin ve gidişatın altındaki asıl neden; “adamlık ya da Anadolu tabiriyle delikanlılık” sorunudur.

Delikanlılık, yaşla ya da cinsiyetle ilgisi olmayan bir kavramdır.

Kabadayılıkla, höt-zöt yapmakla, reklam veya propagandayla imal edilmekle ilgisi olmayan; bizatihi ve asil bir kavramdır.

Ahzab .23 - "Mü'minlerden öyle adam gibi adamlar vardır ki Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiç bir değiştirme ile değiştirmediler."

İşte adam gibi adamlar, delikanlılar bu ayette tarif edilmektedirler.

Mü’mindirler.
Allah’a verdikleri ahidlerinin gereğini yerine getirirler.
Bir adakları, adandıkları, davaları vardır.
Bu pozisyonlarında sabit kademdirler ve asla dönmezler.

Mü’minler, Allah’la üç hususta ahid yapmışlardır.

Rabbimiz Sen’sin.
Yalnız Sana kulluk edeceğiz.
Yalnız Sen’den yardım dileyeceğiz.

Bu alanların içerik ve fonksiyonları, Allah’la yapılan ahdin maddelerini belirlemektedir.

Mü’minlerin yeryüzündeki davalarının çerçevesini de iki temel husus belirlemektedir.

Genel olarak fıtrat.
Özel olarak şakile.

Yani fıtrat ekseninde ve çerçevesinde bir hayat inşa ederken;
Şakileleri çerçevesinde sorumluluk yüklenirler.

Bu iki parametre ile bir hayat inşa etmek ve fitnelere karşı savaşmak genel davalarını ifade ederken; şakilelerine uygun biçimde adandıkları ve nezrettikleri hususlarda, adaklarını belirler.

Sonuncusunda yani dönmemek hususunda ise; hiçbir rüzgar, dalga, teklif, tehdit karşısında bile bu mevziyi ve mevkiyi terketmemekten bahsedilmektedir.

Bana göre, hale ilişkin sorunlar; yukarıdaki hususların bir bölümü ya da tamamını gerçekleştiremeyen zevatın aldığı kararlar, oluşturduğu politikalar, yapılandırdığı ve yönettiği sistem ve süreçler ile; bu koşullarda, gönüllü yaşamayı sindirenlerin zilletinden kaynaklanmaktadır.

Kısaca; adamlık, delikanlılık meselesidir.

Mesela Allah’la; Rabbim Sen’sin diye ahitleşen mü’minler; isteyerek, bilerek, bilmeyerek, zorlandığı veya mecbur kaldığı iddiasıyla, pragmatist yaklaşımla, tehditle, teklifle, aldanarak vb. nedenlerle, nasıl olurda; dünya hegemonlarının, ailelerin, küreselcilerin, ulus devletçilerin, kurumlarının, doğulu-batılı filozofların, yerli-yabancı elitlerin; zihnen, ruhen, fiilen, ilişkisel veya sistemik olarak; rablığını kabul edebilirler? Eğer ederlerse ortada delikanlılık kalır mı?

Allah, “infak edin” derken; tasarruf edin, mal biriktirin denilirse; “para zenginler arasında dolaşan devlet olmasın” derken; kapitalist anlayışla, temerküz politikasını temel alınırsa; bu durum delikanlılığın, hangi cüzünü tarif eder.

Allah; “faiz haramdır, üretmek esastır, karz-ı hasende bulunun” derken; her mahallede on bakkal bulunacağına, bir market olsun deyip; faiz hadleri ve kur politikaları ile; on bakkalı sattırıp, paraları faize yatırtan; döviz hareketleri oynak, borç verirsem zarara uğrarım psikolojisi ile karz-ı hasen müessesini yok eden yaklaşıma vesile ve sahip olanlara nasıl delikanlı diyebiliriz.

Özkaynakları ile ticaret yapıp, infak ve karz-ı hasende bulunan esnaf, sadece para kazanan birisi değildi.
Örgütlenmesi, hedefi, usulü, tarzı ile çok fonksiyonlu bir rol oynamaktaydı.

Bu coğrafyanın, Kitap hükümleriyle hayatı inşa edebilmek için oluşturduğu; çalışan, orijinal ve dünyaya örneklik ettiği bir sistemin bakiyesi idi.

Bu sistem, Ahilik sistemi; fütüvvet yani delikanlılık hareketinin Anadolu versiyonu idi. Önceleri Müslümanların, Anadolu’nun yerli ve güçlü unsurlarına karşı rekabet gücünü arttırmak için kuruldu. Daha sonra bir imparatorluğun kuruluşuna vaziyet eden unsurlar arasında oldu.

Şimdi soralım birlikte; kökü delikanlılık olan bir sistemin bakiyesi olan esnaflığı yıkıpta, Anadolu insanın bugünkü sıkıntılarına yol açan sürece katkıda bulunmaya, delikanlılık denilebilir mi?

İlgisiz konuşmuyor, daldan dala atlamıyorum. Okuyanlar, bu örnekleri kendi müşahedeleri ile çok fazla arttırabileceklerdir.

Zihnin, dilin, gönlün, çevrenin, ilişkinin, amelin, işin, ailenin, eğitimin, siyasetin, ekonominin vs. ayrı ayrı rableri, ilahları olmaz.

Adam gibi adam, delikanlı olmanın lazım şartlarından birisi; çokları, TEK’e indirmektir.

Yani;
Rablığın muktezasına uygun bir anlayışla, Allah’tan başka rab kabul edilenleri terk etmektir.

Kulluğun muktezası ve fonksiyonları gereği; bütün an, alan ve ölçeklerde; Allah’tan başkasına kulluk etmekten vazgeçmektir.

Yardım dilemenin muktezası, alanları ve biçimlerinde; Allah’tan başkasından yardım dilemekten imtina etmektir.

Bunlar, Allah’ı hakkıyla bilmek, inanmak, güvenmek ve O’na teslim olmakla gerçekleşebilir.

Bunun önüne, birçok acizane ve cahilane argümanı, engel kılmamak lazımdır. Zinhar, reel politik-ideal politik dememek iktiza eder ki; Allah, hiçbir ara durumda, delikanlılığı ertelemeyi mübah kılmamıştır.

Delikanlı olabilmenin bir de şahsın, kemalat haline tekabül eden yönü de vardır.

Sınırsız ve zararlı istemek potansiyeli ile yaratılan nefs; terbiye olup, fıtri sınırlarına gelene kadar, herşeye “ben” perspektifinden bakmak eğilimlidir.

Adeta dünya kendi ekseninde dönsün ister.

Olgun değil, hamdır. Öğülmek, beğenilmek ister. Tüketicidir ve korkaktır. Elde edememekten ve kaybetmekten korkar. Bundan dolayı çevreden gelen etkileri kendi aleyhinde imiş gibi addedip, buna göre davranmak temayülündedir.

Ben mertebesi, beşerin, insan olmak sürecinin bir parçasıdır.

Bu mertebede gözler ve dikkat “ben’e” odaklandığı için; insanı kuşatan çevredeki diğer insan ve varlıkların halleri ve hukuku çok dikkate alınamayabilir.

Böyle bir durum da; adalet, sevgi, saygı, merhamet, anlayış, hikmet, işbirliği gibi temel, kurucu olgular tahakkuk etmeyebilir.

Bu olgularla gelişebilecek ilişkiler, çözülebilecek sorunlar, karşılanabilecek ihtiyaçlar, gerçekleştirilebilecek hedefler kadük kalabilir.

Odak, insanın ben’i olunca; hakikat bütüncüllük içinde anlaşılamayabilir. Her demde hakikat arayışında bulunulamayabilinir ve hakikat talibi olunulamayabilir.

Ben’i; fıtratı mucibince inşa edip, bir mertebe üste yükseltilip, “biz” mertebesinden hayata, hakikata, varlıklara, süreçlere ve sistemlere bakmak gerekmektedir.

Bu durumda, ben mertebesindeki hamlıklar olgunlaşır; mahzurlar ortadan kalkar; hakikat talibi olunur; adalet tahakkuk eder, hukuk tesis olur. Rekabetler, işbirliklerine döner.

Biz mertebesi de delikanlılığın lazım şartlarındandır.

Özetle diyorum ki;

Karşı karşıya kaldığımız ve içerisinde olduğumuz olumsuz hallerin baş sebeplerinden bir tanesi; delikanlılık payesine ulaşamamaktır.

Delikanlı olabilmek için de;

Çok’u-bir’e indirmek, ben’i-biz’e yükseltmek gerekmektedir.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr