Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > DAVA NEDİR?
DAVA NEDİR?
 
Dava, bir insan ya da kurum için, en temel öneme sahip, hayatın odağı haline getirilmiş amaçtır.
 
İnsanlar ya da kurumlar, bütün hedeflerini ve planlarını, bu amacın gerçekleşmesi için belirleyip, yaparlar.
 
Yaptıkları işlerin ana çerçevesini, davaları belirler.
 
Bu dünya hayatında bir Müslüman için dava, Allah'a kulluk etmek ; bunun için de inanıp, ahsenü amel işlemektir.
 
Ahsenü amel, bir yönüyle; Allah'ı razı etmek niyetini ve O'nun hükümlerini bütünüyle kabul etmek iradesini içerir.
 
Diğer yönüyle ise; mevcut hayatı, bu hükümler çerçevesinden okuyup, anlamlandırmayı; karar ve davranışları da, yine aynı hükümler çerçevesinde gerçekleştirmeyi zorunlu kılar.
 
Dava, statik değil dinamiktir. Hayatın her
anında ve alanında kendi keyfiyetine ilişkin niyetin, kararın ve davranışın tahakkukunu gerektirir.
 
Dava, soyut, duygusal, romantik, teorik ve retorik değildir. Somuttur, eylem ve hali mecbur kılar.
 
Dava nitelikli bir hayat yaşamak, farklı odaklara sahip olmaya, farklı çerçevelerden amaçlar edinmeye izin vermez. Bütüncül bir hayat anlayışını, karar ve davranış süreçlerini esas alır.
 
Dava nitelikli bir hayat yaşayan insanların; karar ve davranışlarını belirleyen genel çerçeveleri; durumu okuyup, uygun davranışları sergileyecekleri usulleri ve ahlakları; mevcut duruma ilişkin sahih okumaları ve bilgileri; ne yapacaklarına ilişkin fikirleri; yardımlaşıp, işbirliği yapacakları nitelikli çevreleri; her an için somut hedefleri ve amelleri vardır.
 
Eğer bunlar yoksa veya bir bölümü eksikse; onlar için öncelikli dava hedefleri bunları gerçekleştirmek veya tamamlamak olmalıdır.
 
Bu perspektiften bakılınca;
 
Ağırlıkla; duygusal, hamasi veya eğlenceli aforizmalar içeren sunumlar, yazılar, konuşmalar ilgi çekiyorsa sorun var demektir. Zira bu temayül, sorumluluk alıp, hâle çözüm üretmenin değil; sorumluluk almadan, duygusal taraftar olduğunu hissetmenin veya göstermenin ifadesidir.
 
Üzerinde düşünülecek şeyler, ilgi çekmiyor ve olumsuzlanıyorsa sorun var demektir. Zira bilgi adına muhatap olunan her şey ancak kararlarımızın ve halimizin hakikat çerçevesinde düzeltilmesi, tamamlanması ve yeniden inşası ile ilgili olmalıdır. Aksi durumda bilgi ve zaman israf ediliyor demektir. Bu da ancak, okurken ve dinlerken, kendi halini esas alarak düşünmekle mümkün olabilir.
 
Düşünmekten imtina edip, anlamadığı bahanesi arkasına sığınmak, bir şüķürsüzlük durumunu, Allah'a karşı bir ithamı ifade edebilir.
 
Sürekli, akletmeyi emreden ve akletmeyenleri en şerliler olarak tavsif eden Allah'tır. Allah'ın, insana güç yetiremeyeceği bir hususta sorumluluk yüklemesi mümkün müdür? Akletmenin lazım şartı ise düşünmektir.
 
Geriye iki husus kalır.
 
Birincisi, tembellik edip, sonra da, düşünmemeye zımni güzellemeler düzmek; düşünmeye teşvik edenleri de yermek.
 
Diğeri ise sorumluluk alamayacağı, kendi ilgi alanlarından farklı ve kapasitesini aşan sahalarda dolaşıp, anlamadıklarının, anlaşılmaz olduğu üzerinde ahkam kesmektir.
 
Her iki husus ta, sorumluluk ahlakını ve samimiyeti ilzam eden hususlardandır.
 
Hakikata muhataplık, bizi aşan hususları yok saymayı değil, hakikat çerçevesinde, doğru usulle ilişki kurmayı gerektirir. Zira hayatın bütün mertebelerinde olagelen herşey bizi ilgilendirmekte ve etkilemektedir. Bize düşen, bu ilişkilerin sahihliğinden emin olmaktır.
 
Hâle ve ihtiyaca ilişkin olmaksızın okuyup, yazmak ancak bir şaşkınlık göstergesidir. Çözülecek bunca sorun ve giderilecek bunca ihtiyaç varken; bunları anlamaya, çözmeye, gidermeye yönelik olmadan okumak, yazmak, dinlemek, konuşmak; sahip olduğu parayı idare edemeyip, yerli-yersiz savuranlara benzer ki, Allah bunlara süfeha demektedir.
 
Halini muhasebe etmeden, sürekli hakikat peşinde olmadan; bulmuş, zannı ve edası ile; halini referans alıp, buna mugayir olanlarla kavgaya tutuşmak ta ayrı bir sorun kapısıdır. Bu problemin nedenini aşağıdaki ayet üzerinden düşünmek faydalı olacaktır.
 
Al-i İmran Suresi.24 - "Bu, onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür."
 
Bu hususlar üzerinde düşünmenin temel iki hayati sebebi vardır.
 
Bunlardan bir tanesi, aşağıdaki çoğunluk içerisinde olmamak hedef ve gayretidir. Sadece, hakikat taraftarı olunduğu iddiasına güvenip, olmamak ihtimaline karşı cahili bir emniyet içerisinde olmaktan; teyakkuz ve mücadele hâlinden tecerrüt etmekten korunmadır.
 
A'raf Suresi.179 - "Andolsun ki yarattığımız insanlar ve cinlerin çoğu, cehennemlik olmayı hak etmiştir. Çünkü böylelerinin akılları vardır hakikati idrak etmez, gözleri vardır hakikati görmez, kulakları vardır ama hakikat çağrısını işitmez. İşte bunlar davar sürüsü gibidirler ve hatta davar sürüsünden de beter haldedirler. İşte bunlar tam bir aymazlık içinde olan kimselerdir."
 
Diğeri ise; Allah'a ve ahirete kavuşmayı ummak hususunda yaşanabilecek sıkıntıdır. Zira sorumluluk duymanın dayanak noktası burasıdır.
 
Halden emniyet ve gerekçesiz hoşnutluk, sürekli hakikat arayışından imtina, düşünmekten kaçınmak ve dava nitelikli olmayan hayata rıza; ancak böyle bir dayanak noktasından yoksun olmanın neticesinde olabilir.

Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr