Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 5 > DELİK AÇAN OKU ATABİLMEK

Denizin kenarında oturup, kayalıkların arkasından gelecek adamı gözlüyordu, her sabah, güneş doğana kadar.

Kayalıkların arkasından ilk çıkacak adamın, onun cevap bulamadığı soruya cevap vermek için gönderileceğine inanmak istiyordu.

Bu, çaresizliğin, acze dönüştüğü noktada geleceğine inanılan ihsan beklentisine ilişkin bir inançtı.

Siyah elbiseli, beyaz sarıklı, uzun saçlı ve sakallı, ince uzun yüz ve bedenli, derin bakışlı, asalı ve gizemli bir adamın çıkacağını umuyordu, kayaların arkasından.

Haftalarca sabretti ve umutla bekledi. Beklediği adam çıkmadı. Fakat orta yaşlı, orta boylu, ama çakmak gibi bakan bir adam koşarak çıktı bir sabah, kayaların arkasından, gün doğarken.

Beklediği bu adam değildi ama adam koşarak yanına geldi ve "selam" dedi.

Selamını aldı ve gayrı ihtiyari sordu; "Sen kimsin? Bu saatte, burada ne işin var?"

Adam; "asıl garip olan senin halin, kaç gündür bu saatlerde, seni burada görüyorum ama yinede söyleyeyim. Şu karşıki evlerden birisini kiraladım, biraz buradayım. Yazarım ve her sabah gün doğmadan koşuya çıkıyorum. Bugün merakımı yenemedim, seni tanımaya geldim."

"Asıl sen ne yapıyorsun? her sabah burada."

"Boğmaya başlayan derdime ilişkin bir şeyler söyleyecek birisi gelir diye yol gözlüyorum."

"Neymiş seni boğan şey?"

Durum kontrolden çıktı ve kendiliğinden gelişen bir seyre girdi.

"Aldatanlara mağlup oldum. Aldananlara, aldandıklarını anlatamıyorum."

"Bu çok doğal. Her zaman aldatmak, aldandığını anlamaktan kolay olmuştur da, sen neden böyle bir hususu dert ettin kendine?"

"Nasıl anlatsam? Birgün, bir ok geldi ve perdeyi deldi. Açılan delikten baktım ve o kesitte gördüklerim suratıma şamar gibi indi. Birgün, nasıl oldu bilmiyorum fakat kapıyı açtım ve dışarı bir adım attım ve temiz hava yüzüme bir şamar gibi indi.

İşte bu şamarlar, gördüğüm şeyin perdede oynatılan film olduğunu, çektiğim havadan da dumanaltı olduğumu fark ettirdi."

"Sonra perdeyi yırtmaya ve kapıları kırmaya çalıştım. Ciğerime temiz havayı çektikçe, perdenin arkasındaki görüş alanım genişledikçe; aldanmanın ve aldatmanın, hakikatin ve sahtenin farkına varmaya başladım."

"Bu öyle bir şey ki; has manzara ve temiz atmosferden beslendikten sonra asla, başkalarının aldatılmasına ve aldanmış olarak kalmasına dayanamıyorsun. Onlarda bu karanlık odadan çıksın istiyorsun."

"İşte çaresizlik ve acizlik burada başlıyor. Anlatıyorum fakat nafile, hiç etkisi olmuyor."

"Karanlıkta oynatılan filmlerde yaşamaya başlayanlar, bundan başka hakikat olabileceğine inanmıyorlar. Dumanaltı olmanın oluşturduğu halüsinasyonlar karşısında, gerçeğin sorumluluğunu yüklenmeyi reddeden şuuraltı, bundan başkasını solumayı da reddediyor."

"Benden, doğasına aykırı şeyler talep ediyorlar. Olağanüstü şeylerle, anında bakışlarının ve düşüncelerinin değiştirilmesini bekliyorlar. Değişik örnekler görmek istiyorlar."

" Bende, onlara; şu anda ve tarih boyunca, sayısız örneğin zaten göz önünde olduğunu; ihtiyaç olanın, onları görecek gözler, duyacak kulaklar, anlayacak kalplerin inşası olduğunu anlatmaya çalışıyorum."

"İşte bu süreçte; aldatanlar hep önde, aldananlar, kitleler halinde arkalarında, anlatmaya çalışanlarda çaresiz ve aciz vaziyette."

"Sen nasıl gördün, perdenin arkasını?"

"Dedim ya, bir ok deldi perdeyi ve ben o delikten dışarıya baktım."

"O odada senden başka kimse yok muydu? Varsa, onlar niye aynı delikten bakmadılar, dışarıya? Ya da açılan kapıdan, senden başkası neden dışarıya çıkmadı?"

" Bilmiyorum fakat o anda odadakiler bu delikten dışarıya bakmakla hiç ilgilenmediler, hatta dışarı bakılacak bir delik olduğunu bile fark etmediler. Bende bu duruma çok şaşırdım."

"Elbette oku attıran ve kapıyı açtıran Bir'isi; oku atan ve kapıyı açan birileri olacaktır. Asıl önemli olan, açılan delikten bakmak, kapıdan çıkmak istek ve iradesinin olmasıdır. Açılan deliği ve kapıyı görüp, bakan ve çıkanlar, buna sahip olanlardır."

"Aslında; oku attıran, dışarı bakmayı isteten ve baktıran aynı Zattır."

" Bakmak irade ve isteği, perdede seyrettiği filmlerden, soluduğu havadan bunalmış ve arayış içerisinde olanlara bahşedilir."

"Neden bazıları bunalıp arar da, bazıları hiç rahatsız olmaz? Neden bazıları az, bazıları çok ister?"

" Ayırt edici unsur, orijinal yaratılış özellikleridir. Bunların kısmen veya tamamen farkında olanlar, kendi orijinal hallerinin dışında hiçbir durumu kabul edemezler ve bunun dışında hiçbir durumda yaşamak istemezler. Bunun için sürekli varoluş özelliklerinin yani "hakikatin" peşinde ve arayışı içerisindedir. Açılan her delik ve kapı, ancak arayışı olan için; göreceği, bakacağı ve dışarıya çıkacağı bir imkandır. Arayışı olmayanların fark edebilecekleri ve ilgilenecekleri bir imkan olamaz. Yani bulanlar, arayanlardır. Aldananlar bulduklarından emin olanlardır. Aldatanların sürekli hizmetleri, emirlerine amadedir."

"Yani buna göre siz, sürekli aranmak zorundadır ve hiç bulunmaz mi diyorsunuz? Hiç bulan olmaz mı diyorsunuz?"

" Hayır ben bir şey demiyorum, Allah şöyle diyor."

89.27 - Ey itminana ermiş nefis,
89.28 - Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!
89.29 - Artık kullarımın arasına gir.
89.30 - Cennetime gir.
13.28 - "Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle itminana erenlerdir. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur."
15.9 - "Hiç şüphesiz, zikri (Kitabı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz."
2.2 - Bu Kitap, kendisinde hiç şüphe yoktur, muttakiler için hidayet (rehberi) dir.

İtminan arzusu, yaratılış hakikatlerine ilişkin bir mecburiyettir. Ancak hidayetle bilinip, anlaşılır; fıtratına uygun bir hayatla gerçekleşir. Aranacak hidayetin, fıtratın, hakikatin kitabı budur.

" Fıtratına tamamen yabancılaşmış olanların dışındakiler; fıtratlarını fark etmek derecesine göre; fıtrata mugayir olan her şeyden rahatsızlık duyarlar ve hakikatı (fıtrata uygun olanı) arayış içerisinde olurlar. Bunlar, varoluş nedenlerine ve Varedenlerine karşı bir samimiyet izhar etmektedirler. Bu samimiyet; arayış, işitme, görme, anlama ve hidayetle ihsanlandırılır."

" Fıtratlarına yabancılaşmış, hassasiyetlerini yitirmiş olanların arayışı olmaz. Bu nedenle, film perdelerini, esrar tekkelerini ve dahi aldanışları; normal, gerçek, mutlak ve lütuf olarak görürler. Bu nedenle, aldatana veli nimet gibi bakarlar. Aldatmanın, aldanmamaktan kolay olması bu nedenledir."

" Gelelim senin çabalarına. Sen kendine hangi rolü biçtin; oku attıran, oku atan, deliği fark ettiren, delikten baktıran, bakınca gördüren, görünce anlamasını sağlayan, anlayınca inandıran, inanınca yaptıran, yapınca olduran! Hangi rol senin oynadığın roldür?"

" Aslında ben; anlatınca, anlamalarını sağlatacak; anlayınca, hakikatin peşine düşürecek; gitmeyince de çok üzülecek bir rolü benimsemişim."

" Oysaki sen ancak; eğer oku attıran izin verip, vesile kılarsa, ok atan rolünden başkasına güç yetiremeyensin."

" Eğer imkan sağlanırsa, sadece, okuyup, anladığın kitap hükmünce onları, Rablerine davet edip, onlar için dua edebilirsin. Ne bunun dışında, ne de bunun sonuçları ile ilgili bir gücün, imkanın ve sorumluluğun yok. Bu nedenle hadde tecavüzden dolayı bir açmaza düşüp, kendini üzmüşsün."

" Hikmet babından, sen ancak; Zikre, yaradılış özelliklerinden başlayarak, temiz ve derin akılla ve Rabbe tam teslimiyetle, hakikat arayışına davet edebilirsin. Zira aldanış perdelerinden ve uyuşturan atmosferden kurtuluşun çaresi ancak samimi ve sürekli hakikat arayışıdır."

Adam, haddi tecavüzü için tevbe, sorularına cevap için vesile gönderene hamd ederek, şükredicilik samimiyetinin izharı için sâlata durdu.
 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr