Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > DEMEM O Kİ;

DEMEM O Kİ;

Müslüman olunca, din olarak, Allah'ın, insanı yarattığı özellikleri yani fıtratını/doğasını kabul etmiş oluruz.

Dini bilgi, insanın fıtratına yani yaratılış özelliklerine ait bilgidir.

İnsanın, yeryüzüne halife tayin edilmiş olmasının mecburi gereği olan; her an verdiği kararlar ve sergilediği davranış ların yani işlediği amellerin mahiyetinin; ahsen-ü amel olarak gerçekleşmesini sağlar.

Yani insanın özünde ve çevresinde yaptığı her eylem, o anda ve durumda yapılması gereken en doğru eylem ve eylemin en doğru yapılmış biçimidir.

Ahsen-ü amel; insanın nefsini itminana ulaştırır, yaşadığı hayatı inşa eder.

Ahsen-ü amel, çatışmaları ortadan kaldırır, barış getirir. Fitneleri/bozulmaları ortadan kaldırır.

Bu nedenle, insanın fıtratına ait olan "dini bilginin" yerine; içerisinde sahih-gayri sahih, gerekli-gereksiz, üreten-israf eden bir çok bilginin bulunduğu "din kültürü bilgisi" ikame edilemez.

Bu nedenle, İslam'ın zemini-bağlamı hayat, öznesi insandır.

İnsan eksenli ve hayat bağlamının dışında konuşulan ve yapılan şeyler, İslami bilgiden neşet etmez. Belki, din kültürü kaynaklıdır.

İtminan, bütüncül tatmini ifade eder ve bir ölçüdür.

İtminan gelince aranan bulunmuştur. Bütün şüpheler, tereddütler biter. Huzur, mutluluk, dinginlik gelir. Bütün israflar sona erer, şükredicilik gelir. Ümitsizlikler, ümide dönüşür. Cesaret, ufuk ve irade ortaya çıkar. Boş ve faydasız herşey ortadan kalkar. Adalet ve merhamet tahakkuk eder. Ahsen-ü amel işlenir. İnsanlar özgürleşir.

İtminan, insanların neye inandıkları söz konusu olmaksızın, yaratılıştan gelen zorunlu arayışlarıdır. Ancak kendi fıtratlarına/doğalarına uygun ulaşabildikleri oranda gerçekleşir.

Bu nedenle, insanların karar ve davranışlarının mahiyetini İslamın bilgisi (din kültürü bilgisi değil) belirlerse, inşallah itminan oluşur.

İtminana gitmeyen süreçlerde hüsran vardır.

Hüsran; hayal kırıklıklarının, ne istediğini bilmemenin, aradığını bulamamanın, umutsuzluğun, huzursuzluğun, ufuksuzluğun, korkaklığın, iradesizliğin, amaçsızlığın, mutsuzluğun, başarısızlığın, psikolojik sorunların, depresyonların, iç ve dış çatışmaların genel adıdır.

Bir toplumda itminana doğru seyreden insanlar varsa; o toplumun yönetimi, insanı eksen, insan doğasını/fıtratını esas almaktadır denilebilir. Bu durumda bütün "İslamilik" iddialarında haklılık payı vardır.

Bir toplumda, hüsrana ilişkin haller ve görüntüler varsa; muhtemelen o toplumun sistemi ve yönetimi, insan fıtratına istinad ettirilen politikalara, bütüncül olarak sahip olmayabilir.

İtminan barışı ve üretimi getirir. Hüsran çatışmayı ve tüketimi/israfı getirir.

Ahsen-ü amel kıvamında olmayan her amel-davranış-faaliyet; faydasız işler ve boş sözler babında değerlendirilebilir ve insan fıtratına mugayirdir.

İnsanları hüsrana sürükleyen her karar-süreç-sistem-politika-faaliyet, insanın varoluştan gelen hukukuna tecavüzdür, haksızlıktır, zulümdür.

İnsanın itminan arayışını destekleyen ve bunun çerçevesinde inşa edilen her sistem-süreç-politika-faaliyet; hakkı, hakikati, insani ve İslami olanı yansıtmaktadır.

İnsanları kula ve hevalarına kulluk etmekten kurtarır, sadece Allah'a kulluk etmek imkanına kavuşturur ve özgürleştirir.

Demem o ki;

İtminan bir ölçüdür.

Huzurun, dinginliğin, bulmuşluğun, olmuşluğun, hakkın, hukukun, özgürlüğün, mutluluğun, adaletin, bütüncüllüğün, iç ve dış barışın, başarının ölçüsüdür.

İtminana ulaştıracak ve insan fıtratına ait olan bilgiler çerçevesinde tasarlanan ve uygulanan şeyler ancak "İslami" olabilmek keyfiyetine haizdir.

Zira insanların İslam dinini tercih etmesi, kendilerini itminana götürebilecek yegane imkan olması nedeniyledir.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr