Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 1 > DİN KÜLTÜRÜ-DİNİ BİLGİ
DİN KÜLTÜRÜ-DİNİ BİLGİ

Din kültürü ve dini bilgi birbirlerinden çok farklı iki kavramdır.

Din kültürü, herhangi bir dine ait olduğu varsayılan malûmatların, rivayetlerin oluşturduğu bir olguyu tarif eder.

Din kültürü üzerine konuşmak, tartışmak, o dine inanmayı, mensup olmayı gerektirmez.

Din kültürünü oluşturan bilgi biçimi, o dinle bir hayat inşa etmek, sorun çözmek, ihtiyaç gidermek, hedef tahakkuk ettirmek, fitneyi ortadan kaldırmak türü niyetlerle ve usulle üretilmez ve bu fonksiyonları tahakkuk ettirmez.

Fikir sağlayabilir. Dinin doğasına ilişkin fonksiyonel değildir. Sorumluluk altına sokmaz. 

Dini bilginin fonksiyonları karşısında etkisizdir.

Dinin doğası çerçevesinde fonksiyonel olmadığı için, çoğunlukla boşa taşınan yük olarak tarif edilmiştir.

Dini bilgi ise, dinin doğasını tarif eden en önemli üç unsur olan; durumun anlamını tarif eder, tutumu ve davranışın mahiyetini belirler.

Bu nedenle etkin, fonksiyonel ve üretkendir.

Dinin fıtratına göre, dinin alanı hayat, öznesi de insandır.

İnsan hayata sadece karar ve davranışları ile müdahale edebilir.

Davranışın mahiyeti, hayatın mahiyetini; davranışın fıtratı, hayatın fıtratını belirler.

Davranışın fıtrat ve mahiyetini belirleyen olgu ise dini bilgidir.

Dini bilgi bu nedenle fonksiyoneldir. Önce durumun anlamlandırılmasını ifade eden algıyı; sonra tasavvuru, duyguları, inancı, kararı ve davranışı oluşturur.

Davranışın gerekliliğini, zaruretini, önceliğini ve meşruiyetini oluşturan da, dini bilgidir.

Dini bilgi; davranış ve hayatın mahiyetini oluşturan veriler, temel anlam cümleleri, karar ve davranış hükümleri olarak vasıflandırılabilir.

Bu nedenlerle; din kültürü, dinin fıtratına göre dini bilgi olarak vasıflandırılamaz ve dini bilgi yerine ikame edilemez.

Bu hususun üzerinde durulması bir kaç açıdan önem taşımaktadır.

Özgün, sahih ve etkin bir epistemolojik yaklaşımın olmadığı yer ve kültürlerde; din kültürü, dini bilgi gibiymiş zannıyla; dinin fonksiyonsuzlaştırılması, insanların ve toplumların etkisizleştirilmesi, kaynakların israf edilmesi için çalışmalar yapılmaktadır.

İki olgu arasındaki farkı bilemeyen insanlar ve toplumlar; inandıkları ve mensubu oldukları dinin perspektifinden ve hükümleri ile bir hayat inşa edememektedirler.

Aynı çerçevede; bu insan ve toplumlar, insan fıtratına ilişkin saldırı, saptırma ve yıkım süreçlerinde; din kültürü lafazanlıkları ile oyalandıkları için; ne farkındalığa sahip olabilmektedirler, ne de bu yıkımdan korunabilmektedirler.

İkisi arasındaki farkı bilmemek; etkin özne değil, açık hedef, edilgen nesne konumunu pekiştirmektedir.

Din kültürü bilgisi ile oyalananlar, dini bilgiyi üretebilecekleri bir bilgi teorisi çalışması yapmayı hedeflemeyebilirler. Zira kültürel çalışmalar, stratejik fonksiyonların olduğu bir çerçeve ve mertebeye sahip değillerdir.

Özgün bir bilgi teorisine sahip olmayan toplumların özgün bir hayat inşa etmek ya da duruş sahibi olmak iddia ve imkanları olmaz.

Bu husus üzerinde çok düşünmek, konuşmak, müzakere etmek ve çalışmak mecburiyeti vardır.

Mensubu olduğun dinin imkan ve iddiaları ile hayatın inşasına iştirak etmek ve şahitlik etmek ancak bu çizgide mümkün olur.

Yada, hayatın etkisiz elemanları gibi konuşup, tartışmaya devam edilir.

Nasıl olsa, hangisinin doğru olduğunun anlaşılacağı bir güne ulaşılacak ve hakikat şeksiz, şüphesiz olarak görülecektir. Handikap ise bu günün dönüşsüz olmasıdır.

Onlarca sene din davası adına din kültürü ile meşgul olmuş; fakat temel tasavvur ve inançları gelişmemiş; bunun yerine, ismi aynı dinle ifade edilen ideolojilerin görüş ve duruşları ile tutum belirleyen; ufukları ile dava güden insanların ve grupların;

halihazırda karşı karşıya oldukları durumları, mensup oldukları dinin perspektifinden okuyup, anlamlandıramamaları; 

özgün sorun ve riskleri bilip, çözememeleri; 

kendi perspektiflerinden belirleyecekleri ihtiyaç listelerinin ve bunları giderecek süreçlerinin olmaması; 

özgün hedeflere ve buna ilişkin çalışmalara sahip olmamaları, dini bilgi, veri üretememek zaafının neticesidir.

Bu durumda yalanlara bırakın ceket vermeyi; hayatlar, insanlar, kitleler feda edilmektedir.

Bu durum öncül, hayati, zaruri ve stratejik bir husustur.

Bir taraftan mevcut durum içerisinde hassasiyet, farkındalık ve algıda seçicilik sağlanmalıdır.

Diğer taraftan ise bu konuda ve buna mümasil hususlarda bir bilinç geliştirmeyi, yüzleri bu yöne dönmeyi ve çalışmaları bu çerçeveler içerisinde planlamayı, anın Vacip'lerinden görmek gerekmektedir.

Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr