Anasayfa > Yazılar > DİNİN DOĞASI-1-

DİNİN DOĞASI-1-

 

Din, yaşamın sabitelerinden birisidir.

Tarih boyunca insanları ve insanlığı en derin ve sürekli olarak etkisi altında bulunduran “din” kavramının; hayatla ilişkisini ve fonksiyonlarını; bütüncül, net, sistematik ve doyurucu biçimde açıklayan tariflerin olmaması hayrete mucip bir durumdur.

İlahiyatçıların, klasik ilim insanlarının, edebiyatçıların, dilcilerin, felsefecilerin, sosyoloji ve psikoloji alanında çalışanların, tarihçilerin, siyasetçilerin vb. sayısız din tarifi vardır.

Ancak bu tariflerin iki temel sıkıntısı bulunmaktadır.

Tariflerin hiçbir tanesi bütüncül değildir. Kesitsel, parçacı ya da tarif edenin üzerinde durduğu disiplinin perspektifinden yapılmaktadır.

Bir diğeri ise, bu tarifler okununca, din ile hayat arasındaki ilişkiye; dinin, insan ve yaşam üzerindeki fonksiyonlarına ilişkin; kapsayıcı ve kuşatıcı, tatmin edici bir tasavvur oluşturulamamasıdır.

Din konusunda temel fikir, tasavvurunu oluşturup, bunun üzerinden din tercihi yapmak isteyen ve sistematik düşünenen bir kişi; mevcut din kavramsallaştırmaları üzerinden çok fazla mesafe alamayabilir.

Bu nedenle, din tercihlerinin önemli bir bölümü; dinin doğasını bilip, bu sistematik bilgi çerçevesinde araştırmalarını, analizlerini, doğrulamalarını, tercihlerini belirlemek yerine; mevcut inançların ya da davranış kalıplarının; gelenek, çevre ilişkileri, duygusal yaklaşım, manipülasyon veya propaganda, vaaz ve benzeri motivasyonlar yoluyla yapılmaktadır.

Bu durum bir taraftan, özgür ve bilinçli tercih şansına engel olmaktadır. Diğer taraftan ise aynı isimde fakat birbirinden farklı ve hatta birbirleriyle çatışan grup ve ekollerin rekabeti arasında kalmaya neden olmaktadır.

Eğer doğası üzerinden din kavramının içeriklerini, özelliklerini ve fonksiyonlarını okumak imkânı olsaydı; din adına yapılan sahtekârlıkların, yutturmacaların, tekliflerin, çatışmaların, çelişkilerin ortasında; elde güçlü bir doğrulama imkânı ve referans bilgi ile daha sahici ve güçlü tercih ve müdahale şansı bulunabilirdi.

Yukarıda ifade edilen temel sıkıntıları oluşturan pek çok neden vardır. Ancak en önemli neden, din kavramsallaştırmasının, hayatla bağlantılı temel fonksiyonların; insanın ve dinin doğasının esas alınarak yapılmamış olmasıdır.

Oysaki istisnasız olarak, insanların hayatlarını kökten etkileyen en önemli kavram dindir. Tarih boyunca ve günümüzde; işbirliği ya da çatışmaların temel amili dindir. Bunun anlaşılamamasının temel sebebi, insanların çoğunluğunun din kavramının temel fonksiyonlarını bilmemesidir. Aynı zamanda, bu sonuçları oluşturan nedenlerin, farklı tarifler üzerinden anlatılması, analiz edilmesi ve öğretilmesidir.

Bu sebeplerle, din kavramının; doğasına uygun biçimde, fonksiyonları, insanla ve yaşamla temel ilişkileri perspektifinden; sahici, yeterli, tatmin edici ve bütüncül bir anlamlandırmaya ve tasavvura kavuşturulması öncelikli mecburiyetlerdendir.

Din kavramına sahici bir anlamlandırma ve tasavvur üzerinden yaklaşılmayınca; mevcut fikirlerin, ideolojilerin, tercihlerin, sistemlerin, süreçlerin, ilişkilerin ve oluşların; bütüncül biçimde, gerçek doğaları üzerinde olduklarından da emin olunamayacaktır.

İnsanların özgürce inanıp, inşa etmek hakkına sahip oldukları sistem ve süreçlerin; din kavramı adına imal edilen aforizmaların etkisi altında, büyük hüsranlara neden olabilecekleri (veya oldukları) farkındalığına sahip olunamamak ihtimali vardır.

Din kavramının sahici doğası ile tarif edilmeden geliştirilen tüm disiplinler, tezler, teoriler, stratejiler, felsefeler; eksik, yanlış, yanıltıcı ve tüketici olabilmek ihtimalini taşımaktadırlar.

Yeryüzünde, doğasına uygun yaşamak temel hukukuna sahip olan insanlar; din kavramı adına üretilen eksik ve yanlış tanımlar, aforizmalar sayesinde bu haklarından mahrum kalmaktadırlar.

Yeryüzündeki çatışmaların, kaosların, fitnelerin, aldatmaca ve istismarların, tüm köleleştirme, ahmaklaştırmaların ve sömürülerin gerçekleştirilebilmesi için atılan ilk adım; din kavramının doğası dışında, sahte içeriklerle ve fonksiyonlarla yeniden imal edilmesi ile başlar.

Din kavramının doğası içerisinde, bütüncül bir tarife dayandırılmayan bilimsel ve akademik disiplinler; sosyal ve siyasal sistemler; tüm strateji ve süreçler, hakiki bir mahiyet taşıyamazlar.

Bu nedenle din, hayatın temel kurucu unsurlarından birisi olarak bilinmelidir. Malum, ilk düğme yanlış iliklenirse, diğerleri de zorunlu olarak yanlış iliklenecektir.

“Kutsallar, tanrı ile insan arasındaki ilişkiler, insanın manevi ihtiyaçları, izlenecek yol ve kurallar, kutsal yasalar, vb.” tariflerle izah edilen din kavramının; bu tarifler çerçevesinde ne fıtrat içeriklerinin, ne temel fonksiyonlarının ne de hayatla ilişkisinin neler olduğu açık ve bütüncül olarak anlaşılamamaktadır.

Düzgün, sahici ve bütüncül bir anlamlandırmanın olmadığı her süreçte, kontrol edilemeyen boşluklar oluşmaktadır. Bu boşluklar sahte kavram imalatı için imkân sağlamaktadır.

Temel kurucu unsurlardan birisi olan din kavramının doğasını, yeniden tariflerle, sahte olarak imal edenler; bu kavramın etki gücü ve fonksiyonları üzerinden; arzu ettikleri istikametlerde sistemler kurup, süreçler geliştirebilirler. Toplumları, insanları, hedefleri ve kaynakları yönlendirip, yönetebilirler.

Garip olan; kendisini “dindar” olarak tanımlayanların çoğunluğunun da; bütünüyle, dinin doğasına uygun inşa edilmiş din sistemleri ve süreçleri üzerinde olmayışlarıdır.

Gerçekte, doğasına uygun olarak geliştirmek zorunda oldukları; bilgi teorileri, düşünce ve inşa sistemleri; doğasına uygun, açık, anlaşılabilir ve fonksiyonel bir din kavramsallaştırmasının üzerine oturması ve bunu kapsaması gerekirken; bunun olmadığı görülmektedir.

Daha ironik olanı ise bahse konu kesimlerin bu durumun farkında olmadıkları; bunun için doğru ve nitelikli bir çaba içerisinde olmadıkları; bunları nasıl gerçekleştirecekleri sorusuna hakiki cevaplarının olmadığı ve sanki dinleri ile bir yaşam inşa ediyormuş hedefleri için; bunu gerçekleştirmeyecek her türlü çaba ve çatışma içerisinde olmalarıdır.

İçinde bulundukları hal ve yenilgileri; doğası çerçevesinde, özgürlük ve özgünlük iddialarına sahip olmamaları; kendi din iddiaları çerçevesinde bir hayat inşa edememeleri; teorik ve retorik olarak reddettikleri farklı dinlerin verileri ile kurulmuş yaşam sistemleri içerisinde bulunmayı sindirmiş olmaları; farkındalık, kapasite ve üretim gücü yoksunlukları vb. Bu durumun doğal tezahürlerindendir.

Bu durumu anlayamayan, anlamlandıramayan, gördükleri sıkıntılar ve çaresizlikleri ile başa çıkamayan “dindar” kesimler; üretimsizlik, özgürlük ve özgünlükten yoksunluk; iddiaları dışında yaşamak mecburiyetleri; bunların yansıması olan, zayıflık, sürekli çatışma ve parçalanma süreçlerini tolere edebilmek için “şizofrenik çözümler ve tarifler geliştirmek zorunda kalmaktadırlar. Bunları da farklı mazeret ve meşruiyet levhaları ile çerçevelendirerek yaşamaya çalışmaktadırlar.

Tekraren ifade etmekte fayda var. İlk düğme yanlış iliklenirse, sonrakiler zorunlu olarak yanlış iliklenecektir.

DEVAM EDECEK

Murat SAYIMLAR

KASIM 2017

 

 

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr