Anasayfa > Yazılar > DİNİN DOĞASI-2/ DİN NEDİR?

DİNİN DOĞASI-2/ DİN NEDİR?

 

Yeryüzünde, istisnasız her şeyin bir fıtratı vardır. Bu, her unsurun varlık nedenini gerçekleştirmesi ve yeryüzündeki hayatın oluşması için ontolojik bir zorunluluktur.  Bu keyfiyette sürekli akılda tutulması gereken bir öneme sahiptir.

Bir kavram, bir varlığı, olguyu, oluşu, ilişkiyi tarif eder. Bunların hepsi bir doğaya sahiptir. Her farklı doğa, yaşamda ve varlıkta emsalsiz bir görev ve pozisyona sahiptir.

Bir kavramla izah edilen varlık, olgu, oluş, ilişki olsun ki; bunun doğası ve fonksiyonları açık olarak izah edilemesin!

Bu üç duruma işaret eder.

Birincisi, ya, böyle bir unsur yoktur ve kavram sahte olarak imal edilmiştir.

İkincisi,  ya da, kavramı, doğasına uygun açıklayabilecek bir yetenek, perspektif ve usul yoktur.

Üçüncüsü ise söz konusu olgu, fiilen ya da doğası gereği iş göremez, fonksiyon icra edilemez konuma sokulmak istenmektedir.

Din kavramı ikinci ve üçünü nedenlerin tasallutuna maruz bırakılmıştır.

Varlıkta ve yaşamda, görevi ve yeri olan bir unsurun; varlıkla ve yaşamla ilişkisini ve fonksiyonlarını, net ve açık bilmeden; sağlıklı bir ilişki nasıl kurulabilir? Fonksiyonlarının yerine getirilmesi nasıl sağlanabilir?

Bu nedenle bütün kavramsallaştırmalar; varlıkla ve yaşamla ilişkili ve ilintili; fonksiyonları üzerinden yapılmak zorundadır.

Din kavramının da varlık ve yaşamla ilişkisini ve temel fonksiyonlarını; “dinin doğası” üzerinden, açık ve net ortaya koyarak, sahici bir kavramsallaştırma gerçekleştirmek gerekmektedir.

Din kavramsallaştırması çabalarına, iki temel sabiteden bahsederek başlamak gerekmektedir. Bu sabiteler aynı zamanda insanın, yaşamı inşa etmesinin temel mekanizmalarını ifade etmektedirler.

Bunlardan bir tanesi; “durum-tutum-davranış mekanizmasıdır”.

Her an, her koşulda bir duruma sahiptir. Her durum, çevre unsurlarında bir tutum oluşturur. Her tutum bir davranışı zorunlu kılar. Her davranış yeni bir durum oluşturur. Bu mekanizmanın, neredeyse sonsuz döngüsü içerisinde yaşam inşa olur.

Yaşamı inşa ya da imha etmek imkânına sahip olan insanlar, bunu sadece “davranışları” ile gerçekleştirebilirler. Başka bir anlatımla, insanın hayata müdahalesi ancak davranışları ile mümkün olmaktadır. Bu bir yaşam sabitesidir. İstisnası yoktur. İnsanlar, her an bir davranış sergilemek zorundadırlar.

Her davranışın, bir durumu; her durumun, bir davranışı zorunlu kılması ontolojiktir. Bu nedenle, her anda ve ölçekte oluşan durumlardan hayat inşa olmaktadır.

İnsan davranışının da bir doğası ve mekanizması vardır. (Bu konuyu müstakilen anlatacağız)

İnsan davranış mekanizmasının ana girdisi, temel hammaddesi “bilgidir.”

Davranış sürecinde farklı türlerde bilgi kullanılır.

Bunlardan bir tanesi; algı, anlama ve anlamlandırmayı mümkün kılan bilgidir.

Bir diğeri; tutumu; mecburiyet, meşruiyeti; davranışın mahiyetini ve kararını belirleyen bilgidir.

Bir başka bilgi ise kararın, insanın doğasına ve durumun hukukuna uygunluğuna denetleyip, oluru sağlamaktadır.

Davranışın gerçekleşmesi için gereken tüm teknik içerikleri kapsayan bir bilgi türü daha söz konusudur.

Kısaca dört farklı türde bilgi olmaksızın bir davranışın gerçekleşmesi mümkün değildir.

Bu bağlamda, “din” kavramının doğası üzerinden açıklamasını ve temel fonksiyonlarının neler olduğuna dair tespitleri yapalım. Daha sonra da insan davranış ve din arasında ki ilişkiyi açıklayalım.

Din kavramı yapısal olarak dört temel unsura sahiptir.

1. Mutlak ve nispi otoriteler.

2. Temel hükümler ve kök anlamlar.

3. Temel ritüeller.

4. Temel semboller.

Dört unsur içerisinde temel fonksiyonları temel hükümler ve kök anlamlar belirlemektedir. Açıklamalara buradan başlamak gerekmektedir.

Hükümler, fonksiyonları gereği, ilgili unsurla için “belirlenmiş kararlar” olarak tarif edilebilirler.

Hükümlerin doğaları icabı; varlık nedeni, kök; anlamlar, sınırlar, ölçüler, değerler, ilkeler, kriterler, yetenekler, sistem ve mekanizmalar, temel hukuk ve kaynaklar ile ilgili belirlenmiş kararlardır. Bunlara fıtrat hükümleri denilebilir.

Kök anlamlar ise varlık, olgu, oluş, sistem, süreç, ilişki vb.lerin varlık hükümlerini inşa etmek için zorunlu olan anlamları oluşturan, bilgileri ihtiva etmektedir.

Kök anlamlar, genellikle kök kavramlar ile üretilirler. Kök kavramların kapsadığı tüm bilgiler, anlamı üretilecek unsurun doğasına ait bilgilerdir.

İnsan davranışına esas olan süreçte;

Durumun algılanması, anlaşılması ve anlamlandırılması; tutumun mahiyetini belirler.

Tutumun mahiyeti, davranışın mahiyetini belirler.

İnsan doğasına uygunluk denetimi ve olur mekanizması ise davranışın, doğasına uygunluğunun mahiyetini belirler.

Davranışlar, oluşturdukları durumun mahiyetini belirlerler.

Durumlar ise hayatın mahiyetini belirlerler.

Bu durumda, davranışı oluşturan bilgiyi; mahiyetleri belirleyen bilgi ve davranışın oluş tekniğini belirleyen bilgi olarak tasnif edebiliriz.

Davranışın teknik boyutunu yapılandıran bilgiye, teknik bilgi adı verilebilir.

Mahiyetleri belirleyen bilgiye de bir isim bulunması gerekmektedir.

 

Din sistemini oluşturan dört parametreden bir tanesi “temel hükümler ve kök anlamlardır.”

Bunlar her hangi bir varlık, olgu ve oluşun anlaşılması, anlamlandırılması ile ilgili bilgiyi sağlamaktadırlar. Aynı zamanda, bütün varlık, olgu ve oluşların fıtratlarına ilişkin temel hükümleri yani onlarla ilgili belirlenmiş kararları da kapsamaktadır.

İnsan davranışını mümkün kılacak mahiyet bilgilerinin kaynağı “dini hükümler ve kök anlamlardır”.

“Din”; davranışın ve dolayısıyla yaşamın doğasıdır. Kök anlamları ve mahiyeti belirleyen bilgi türlerini kapsamaktadır.

Yaşamın inşasında iki temel kavram üzerinde durmak gerekmektedir.

1. Yaratılış

2. İnşa

Mevcutta, çoğunluğun bildiklerinin aksine yaratılış sadece varlıklar için kullanılmaz. Varlıklar, fiiller, oluşlar, olgular ve ilişkiler de yaratılır.

Yaratılış, yokluk mertebesinden, varlık mertebesine çıkışı ifade eder.

Yaratılış, genellikle temel hüküm cümleleri ve kök anlamlar yani fıtrat üzerinden gerçekleştirilir.

Bu nedenle varlık, olgu, oluş, fiil vb. yaratılmadan önce bunların fıtratları yaratılmıştır. Yani bunlara ilişkin tüm kararlar belirlenmiştir.

Yaratılış gerçekleştiği anda zaten belirlenmiş hükümler çerçevesi geçerli olmuştur.

Buna karşılık insana “inşa” yetkisi verilmiştir.

İnşa, insanın yetki aldığı ve yetisine sahip kılındığı sınırlarda; yaşam ve onu oluşturan unsurlar üzerinde gerçekleştirilir.

İnsanlar inşayı, davranışları ile gerçekleştirirler.

İnşayı gerçekleştirdikleri evren olan yaratılmışlar âleminin doğalarına ve temel hukuklarına aykırı davranış sergilememek, insanların yetki hukukunu da belirler.

Ancak insanlara, yetki sınırları dışında davranış göstermek potansiyeli de verilmiştir.

İnsanlar, kendi doğaları ve yetki hukuku dışında davranış sergilemeleri durumunda; tüm varlığın hukukunu çiğnerler ve fitneye, kaosa, çatışmaya neden olurlar. Bu sağlayan faktör, davranışlarının mahiyetini belirleyen temel hükümler ya da davranışa esas belirledikleri temel kararlardır.

İnsanlar, davranışlarının mahiyetini belirlemek için; temel hüküm çerçevelerinde, temel kararlarını belirlerler. İnsanların temel sorumlulukları bu alandadır.

Bundan sonra davranış yaratılır. Yani yokluk düzeyinden, varlık alanına çıkar. Bu da genellikle, insanın belirlediği temel hükümler ve kararlar çerçevesinde olur.

Din, insanların temel kararlarını belirlediği, temel hüküm cümleleridir.

Din, yaşama ilişkin her şeyin oluşması için zorunlu, sabit ve genel bir fonksiyona sahiptir.

Bir dine sahip olmak, tercih değil, ontolojik zorunluluktur.

Ontolojik olarak, insanın her an bir davranış sergilemesinin istisnası olmadığı için;

Davranışın mahiyetini belirleyen “dinin de” istisnası yoktur.

İnanmamak, bilmemek, tercih etmemek; bu ontolojik sabitenin fonksiyonlarını etkilemez.

Bu nedenle her insanın bir dini vardır. Bu dini özgürce veya bilmeden seçebilir. Tercih ettiği din, kendi yaşamının mahiyetini belirler. Aynı zamanda, yaşamın tümü ile girmek zorunda olduğu ilişkiden dolayı da, genel yaşamın mahiyeti üzerinde etkisi vardır.

Mevcut yaklaşımlarda din denilince sadece İslam, Hristiyanlık, Yahudilik vb. anlaşılmaktadır.

Oysaki dini oluşturan hükümler, farklı kaynaklardan alınıp, insan sayısı kadar farklı dinin oluşması potansiyeli vardır.

Dinin hükümlerinin, mahiyetlerini belirlediği durumlar; diğer insanların, varlıkların doğal fıtratlarına hukuksuz müdahale etmiyorsa; söz konusu din, insan doğasına özdeştir.

Bu durumda, yeryüzü ve yaşam; kendi doğasına uygun, temel hukuka saygılı, üretken, dingin, tatmin ve barış içerisinde olur. Bu bir “inşa” durumudur.

Eğer davranışın mahiyeti; yeryüzünü, hayatını, insanları, oluşları, olguları ve ilişkileri bozuyorsa; doğalarına ve temel hukuklarına aykırı ise kaos, karmaşa, çatışma çıkartıyor ve bütün unsurları tüketiyor ve israf ediyor demektir. Bu durumda, davranışları oluşturan hükümler, sahte olarak imal edilmiş demektir. Bu da “imha” durumudur.

DEVAM EDECEK

Murat SAYIMLAR

KASIM 2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr