Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > DOĞALLIK VE TÜCCARLIK

DOĞALLIK VE TÜCCARLIK

Müslümanca yaşamak; herhangi bir koşula, hesaba, plana, karşılığa gerek olmaksızın; anı, insanın yaratılışından gelen anlam, hukuk ve hükümler çerçevesinde yaşayabilmesidir.

İnsanla, Allah'ın yeryüzüne halife tayin ettiği varlık mesabesinde saygı gösterip, değer vererek ilişki kurmak, müslümanım diyenlerin, ötekilere karşı bir ayrıcalığı değildir. Bu onun düşünce, davranış ve ilişki doğalıdır. Yani ilişkisini bu doğal üzerinden ve tabii olarak geliştirir.

Allah'a kulluk etmekte gaflet ve dalalete düşenlere de, aynı yerden bakarak; adaletle ve merhametle yaklaşmak, Müslümanca davranmanın doğal unsurudur.

Bunu siyasi, sosyal, bireysel üstünlük veya rekabet için yapmaz. Bundan çıkar elde etmek niyeti olmaz.

Bu onun tabii halidir.

Müslümanların inşa ettiği dünyada insanlar; sevgi, değer, merhamet, adam yerine konulmak, görülmek gibi şeyleri dilenmezler.

Zira Müslüman olmanın tabii gereği olarak, insana yaratılıştan verilen bütün haklar, Müslümanların ilişki hükümlerinin esasını teşkil eder.

Yani bir insanı var saymak, önemsemek, adam yerine koymak, değer vermek, saygı göstermek; zaten fıtraten onların hakkıdır. Hiçbir gerekçe ile bunlar insanlara bir lütuf gibi sunulamaz.

Adaleti, propaganda konusu yapmak ya da sloganlaştırmak, Müslümanlar için düşünülmesi zait bir husustur.

İnsanlara, "nefes almanız bizim için bir görevdir, bizim olduğumuz yerde siz daha iyi nefes alacaksınız." denilebilir mi?

Elbette hayır. Nefes almak bütün insanların zorunlu ve doğal bir hali olduğu için, bunun üzerinden söylenecek her söz saçmalıktır. Olsa olsa, sizin havanızı kirletip, sağlıklı nefes almanızı engellemeyeceğiz; bunu yapanlara engel olacağız denilebilir.

Adalette bunun gibidir. Varoluştan gelen temel haktır, aynı nefes almak gibi. Bu nedenle adaletle karar verip, davranmak, Müslümanım diyenler için nefes almak kadar doğal bir olgudur. Bu nedenle; propaganda, vaat, retorik konusu yapılamaz. Adil olmak diğerlerine bir kıyak yada onlara göre bir ayrıcalık değildir. Müslüman olmanın tabii halidir.

İyilik yapmak insan fıtratının tabii unsurlarından birisidir. Bu nedenle; projelere, organizasyonlara, hesaplara konu olmaksızın, Müslümanların hayatının, anıbirlik mahiyetini sağlayan bir unsurdur. Durumla karşı karşıya kalınır ve tabii şekilde iyilik yapılır.

Bundan beklenen, umulan sadece rıza-i baridir. Bu da insanın varoluş gayesi, bütün karar ve davranışlarının kök nedenidir.

Zaman, sağlık, akıl, para, çevre, bilgi, güç vb. sahip olunan kaynakları; o durum ve anda, en doğru iş için ve en doğru biçimde kullanmak; bunu sürekli yapmak, Müslüman için bir başarı hikayesi değildir. Zira bu Müslüman olmanın tabii halidir. Böyle davranamamak bir kayıp, israf ya da başarısızlık hikayesidir.

Hidayeti için gönderilen vahyi ve kevni ayetleri okumak, anlamak, karar ve davranışlarını bununla inşa etmek; istisnasız bütün Müslümanım diyenlerin tabii hali, anlık rutinidir.

Eğer böyle yaparlarsa, bu süreçten; fıtri ahlak, Müslüman şahsiyet, güzel şahitlik doğar. Bunlar, Müslümanın, çevresi ile doğal ve etkin ilişkisini inşa eden tabii unsurlardır. Çevrenin, Müslüman üzerindeki hakkıdır.

Bunlara sahip olmak Müslüman için üstünlük, ayrıcalık, şöhret ya da başka hesap ve çıkar konusu olamaz. Bunlar hiçbir ticaretin sermayesi değildir.

Yalnız Allah'a kulluk edip, yalnız O'ndan yardım dilemek, Müslümanların tabii halidir.

Bu halin sağladığı güç ve imkanlar, fıtraten verilmiş sorumlulukların yerine getirilmesi için kullanırlar. Yani bu hale ulaşmaya yaklaştıkça; fitnenin yeryüzünden kalkması ve dinin sadece Allah'ın olmasının ne demek olduğunu anlamak ve gereğini yapmak imkanları genişler.

Bu halin edebiyatı üzerinden; kendini ve etrafını yanıltmak ve ücret talep etmek, Müslüman olmanın tabii haline mugayyir bir durumdur.

Ezcümle;

Müslüman olmak bir halin tarifidir. Fıtratın anlam hükümleri ile anlayıp, inşa hükümleri ile karar verip, davranış sergilemenin tabii halidir.

Bu halin şartı, karşımıza çıkan her durum; zamanı, durumlarla karşı karşıya kalınan anlardır.

Bunun kültürü üzerinden sürekli konuşmak, yazmak, okumak, anlatmak ya da bunlara ilişkin "faaliyetler" içerinde bulunmak; tabii halin tahakkuku değil, belki bunu anlayıp, inanıp, karar vermenin ön faaliyetleridir.

Bu faaliyetler; nefse, gruba, organizasyona vs. dair açık ya da gizli hesaplara matuf yapılıyorsa, halin inşasını tahakkuk ettirebilecek sonuçlara da engel teşkil edebilir.

Müslümanca yaşamak; Allah'ın insan fıtratına ilişkin anlam ayetleriyle hali ve hayatı okuyabilmek; inşa ayetleriyle hali ve hayatı yazabilmek, inşa edebilmek; bunu her an ve tabii bir şekilde yapabilmek olarak tarif edilebilir, Allah'u alem.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr