Anasayfa > Yazılar > DOKUZ YAKLAŞIM DERİNLİĞİ-1-

DOKUZ YAKLAŞIM DERİNLİĞİ-1-

 

Her an bir durumdur. Her durum bir tutumu, her tutum bir davranışı zorunlu kılar. Her davranış yeni bir durumu oluşturur ve bu sonsuz döngü ile yaşam inşa olmaya devam eder.

Anlar, farklı büyüklükteki zaman dilimlerini, durumlar ise farklı ölçekleri ifade edebilirler.

Devlet için Suriye’deki savaş bir durumdur. Ya da Dünya’daki finansal karmaşa ve kriz bir durumdur.

Sabah evden çıkarken eşinin yüzünü asık gören bir kişi için bu bir durumu ifade eder.

Pilavdan çıkan pirincin diş kırması bir durumdur.

Kürsüdeki hatibe tepki gösteren adam bir durum oluşturur.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamaları durumlar meydana getirmektedirler.

Karşı karşıya kaldığınız bir sorun sizin için bir durumdur.

Örnekler istenildiği kadar çoğaltılabilir ve çeşitlendirilebilir. Farklı zaman dilimleri, aktörler ve ölçekler üzerinden misallendirilebilirler. Bunların tamamı bir durumu yansıtmaktadırlar.

İnsanlar, aileler, kurumlar, toplumlar, devletler, her an bir durumla karşı karşıyadırlar. Hepsi de, bir tutum belirleyip, davranış sergilemek zorundadırlar.

Davranış mekanizmasında, öncelikle durumun sağladığı bilgilerin algılanması, anlaşılması, anlamlandırılması gerekmektedir. Daha sonra bu anlam güçlendirilerek; tasavvur, duygu ve inanca dönüşür. Bundan sonra da karar ve davranış gelir.

Bilginin, algıya dönüşüp, anlamlandırılmasının temelinde kök anlamlar rol oynarlar.

Kararları oluşturanlar ise kök anlamlarla birlikte temel hükümlerdir.

Davranışın mahiyeti, kök anlamlarla birlikte temel hükümlerin etkisiyle belirlenir.

Davranışın gerçekleştirilebilmesi de kök anlamlar ve temel hükümlerle birlikte çalışan bir olur mekanizması sayesinde olur.

Hangi unsura ait ve hangi ölçekte olursa olsun, bir durum karşısında belirlenecek karar ve davranış mekanizmalarının anlaşılması için, dokuz farklı mertebeden yaklaşılması, işin doğasının gereğidir.

İnsanların, kurumların, toplumların ve devletlerin karar ve davranış mekanizmalarını çalıştırırken bu mertebelerin hangilerinden okuma ve analiz yapabildikleri; hangilerinden itibaren karar ve davranış süreçlerini geliştirebildikleri; durumlara, hangi mertebelerden itibaren müdahale edebildikleri, kök öneme sahiptir.

Okuma, analiz, müdahale mertebeleri, zikredilen unsurların; isabet, güç, etkinlik, bütünlük, adalet, başarı, özgürlük, özgünlük, ve beka durumlarını belirlemektedir.

Hayatın bütünündeki pozisyonları ise tamamen buna bağlıdır.

“Dokuz yaklaşım derinliği” olarak ifadelendirebileceğimiz bu sistemi kısaca şöyle sıralayabiliriz.

9. Pratik

8. Metodolojik

7.Taktik

6. Stratejik

5. Politik

4. Sistemik

3. Doktrin

2. Epistemolojik

1. Ontolojik

 

Bir oluşun veya davranışın ortaya çıkabilmesi için dokuz derinlikteki faktörler birlikte ve senkron olarak çalışırlar.

Pratik düzlem; en son, verilmiş kararların, uygulandığı düzlemdir.

Hayata müdahale bu düzlem üzerinde yapılır.

Bu düzleme kadar; bütün, algı, anlayış, anlamlandırma, tasavvur, duygu, inanç, karar ve davranışa ilişkin diğer faktörlerin rol oynadığı safhalar tamamlanmıştır. Bu mertebede sadece davranış gerçekleştirilir.

Bu düzlem üzerinde durarak ve sadece bu düzlemden bakarak; davranışın anlamı, sahihliği, tutarlılığı, adilliği, bütüncüllüğü, etkinliği, sürdürülebilirliği, üretkenliği vb. değerler çerçevesinde güçlü ve tutarlı analiz yapılması mümkün olmaz.

Çünkü bunlar daha alt mertebelerde yapılmış ve kararları verilmiştir. Bu mertebe sadece uygulamaya yöneliktir.

Davranışın mahiyetine ilişkin analiz ve değerlendirmeler açısında da bu mertebe en sığ ve en karmaşık düzlemdir.

Sığdır, çünkü yapısı itibarıyla nitelik/mahiyet analizi için imkân sağlamaz.

Karmaşıktır, çünkü neredeyse sonsuza yakın farklı izafiyet noktasından ve bakış açısından üretilmiş kararların, bu mertebede davranışa dönüşmesi için; uygulayıcılar tarafından doğruluklarına, zaruretlerine ve meşruiyetlerine inanılmış olması gerekmektedir.

Nitelik analizinin yapılabilmesi için bu mertebede ortaya çıkmış olan, neredeyse sonsuz sayıda kesin inançlar üzerinden veri sağlanması gerekecektir.

Ayrıca bu mertebede, unsurların tartışmaları, bilgi üretmeleri ve diğer analiz çabaları; kendi kesin inançlarını oluşturan referans noktaları ve bakış açıları üzerinden; inançlarının doğruluk, zaruret ve meşruiyetlerini savunmaları biçiminde gerçekleşmektedir.

Doğası gereği, bu mertebede kesin inanca ulaşmış olan herhangi bir parametrenin, objektif analize tabi tutulması, tartışılması mümkün olmayacaktır. Bu nedenle analiz, anlam üretmek ve tartışma çabaları; kesin inançların müdafaası şeklinde olacaktır.

Bu durumda, unsur sayısı ve unsurların farklı durumlarının çarpanı kadar görece inancın savunulması süreci; en doğrunun belirlenmesi ya da etkin mutabakatı, özgür bir süreçle sağlayamaz.

Geriye etkin unsurların bu süreçlere müdahale etmesi, yönlendirmesi ve yönetmesi kalmaktadır.

Çağdaş zamanlarda, pratik düzeyden yaklaşarak, bilgi ve veri üretmenin en güçlü yöntemi olarak “büyük veri analizi” geliştirilmiştir.

Büyük veri analizinde, davranışın doğası ile ilgilenilmez. İnsan davranışları incelenir. Davranışın tekrarı, durumlar karşısındaki tutum ve tepkiler, alışkanlıklar, refleksler, kalıplar, vb. davranışa ilişkin sonuçlar ve aralarındaki korelasyonlar ve istatistikler üzerinden veri geliştirilir ve analiz yapılır.

Buradaki çaba, davranışın; sahih, adil, etkin, üretken, bütüncül vb. değerler çerçevesinde, doğasına ve genel hukuka uygunluğunu dikkate almaz.

Çaba, elde edilen veriler çerçevesinde, unsurların yönetilip, yönlendirilmesi; güvenlik analizleri; yatırım, satış, tüketim arttırma, rekabet vb. hususların kararlarına destek sağlamak türü niyetlere ilişkindir.

Kısaca, pratik düzlemden anlam çıkartmak, veri üretmek, mutabakat ve işbirliği geliştirmek; insan doğasına ve varlığın hukukuna uygun, bütüncül, adil, etkin, sürdürülebilir değerlerle mümkün olmaz.

Bu değerler çerçevesinde, yukarıdaki fiiller açısından, pratik mertebe; en sığ, verimsiz, karışık, çatışmacı ve güçsüz olanıdır.

 

İnsanların kategorizasyonlarından birisi de; “derin akıl sahipleri” ve “insanların çoğunluğu” olarak yapılmaktadır.

İnsanların çoğunluğu, davranış kararlarını oluşturan süreçlerin tümünü bilmezler. Buralardan yaklaşamazlar ve ilgilenmezler.

Yapıları icabı, verilmiş çerçeve kararlar dâhilinde kendi davranış kararlarını verirler ve uygulamaya odaklanırlar. Bu nedenle, çoğunlukla bilgi ve gözlem düzeylerini; analiz ve anlamlandırma mertebelerini; yorum ve yaklaşımlarını, pratik düzlem belirler.

Eğer çerçeve kararlar, bu insanlara kadar; doğru kaynaklardan, yaklaşımlardan ve metotlarla gelmişse; bunları sağlayanların niyetleri ve yetenekleri düzgün ve yeterli ise sorun olmayacaktır.

Bu kere de, insanların çoğunluğunun birkaç temele vasfa sahip olması gerekmektedir.

Bunlardan bir tanesi, pratik düzeyde, kendilerine belirlenen çerçeve kararların; doğruluğunu ve isabetliliğini değerlendirebilecekleri ölçülere ve zihni formasyona sahip olmaları lüzumudur.

Bir diğer ise çerçeveyi çizip, kendilerine sunanların, nispi otoriteliklerinin, sahih ve yeterli olduğuna dair bir emniyet içerisinde olmalarının gerekliliğidir.

Bir başka vasıf ise sahih çerçeve kararlar içerisinde doğru ve etkin davranış kararları alıp, uygulayabilmek formasyonuna sahip olmaları mecburiyetidir.

Bunları sağlayabilmeleri için bile, sürecin ontolojik boyutu ile pratik çerçeve kararları arasındaki ilişkiyi kurarak doğrulama yapabilecekleri asgari donanıma sahip olmaları ve bunu da özgürce kullanabilmeleri gerekecektir.

Aksi durumda, pratik düzlemin karmaşa ve sonsuz izafiyeti içerisinde derin bilgi üretilememesi ve bunu üretenlerden emin olunamaması durumu karşısında; insanların çoğunluğu; ne yaptığını? Neden ve kimin için yaptığını? Yapılanların sonuçlarını kestiremeden, hayatın içerisinde sürüklenen bir pozisyona sahip olabilirler.

Bu durumda olanların özgürlüğünden ve özgünlüğünden bahsedilemez.

 

Derin akıl sahipleri ise dokuz mertebenin tamamından; yani ontolojik düzeyle, pratik mertebe arasındaki bütün düzlemlerden; bakabilmeyi, okuyabilmeyi ve müdahale edebilmeyi başarabilen ve buna uygun formasyona sahip olanlardır.

Bu nedenlerle, doğası gereği olarak; kurmay ve kurucu kafalar, liderler, inşa edenler, dönüştürebilenler ve öncüler, derin akıl sahipleridir.

Derin akıl sahipleri, bütün mertebelerden yaklaşabildikleri için; kök bilgiden, pratiğe geçebilen insanlardır.

Oysaki insanların çoğunluğu, kök bilgiden, davranışa geçemezler. Bunlar mutlaka başkalarının şahitlik ve örnekliğine ihtiyaç hissederler. Onların gözüyle görüp, aklıyla düşünürler. Onların diliyle konuşup, gösterdikleri istikamet ve çerçevede davranış sergilerler.

Derin akıl sahipleri; kök anlamlar ve temel hükümlerden, güncel anlamlar üretip, amaçlar ve hedefler belirleyebilirler.

Bunlar, özgün sorun, risk ve ihtiyaç analizleri yapabilirler. Bunlara ilişkin strateji belirleyip, planlar geliştirebilirler. İnsanların çoğunluğu için davranış çerçeveleri çizebilirler.

Bütün kök süreçlerin öncüleri ve liderleri bunların arasından çıkarlar.

 

Derin akıl sahipliğini bir potansiyel olarak görüp, kendi içerisinde tekrar gruplandırmak gerekir.

Bunlardan bir grup, ontolojik mertebede; insanın ve bütün yaratılmışların doğasının, gerçek ilah tarafından yaratıldığına inanırlar.

Daha sonraki mertebede, yaratılış nedenlerinin ve özelliklerinin bilgilerinin, en doğru ve etkin biçimde elde edilip, kullanılabileceği bir epistemolojinin/bilgi teorisinin geliştirilmesini sağlarlar. Bu çerçevede insanın, varlıkların, oluşların, ilişkilerin doğasının bilgilerine ulaşmak için çaba gösterirler.

Bundan sonraki sistem, bu epistemolojik çerçeveden üretilen bilgiler ile fonksiyon icra edecektir.

Bunlar, doğalarına uygun yaşamayı tercih etmiş olanlardır.

Yaşamı inşa ederler. Bütüncül hukuku korurlar. Sistemin bozulmasına engel olurlar.

İkinci gruptakiler ise ontolojik boyutta gerçek ilahın mutlak otoriteliğini kabul etmezler. Kendileri ilah olmaya niyetlenirler. Ancak ontolojik boyut ancak gerçek bir ilah tarafından yaratılabilmektedir ve bunlar yaratamazlar.

Bu durumda, ontolojik boyuttan önce sahte bir epistemolojik boyut kurarlar. Bu epistemoloji, sahte kök anlamlar ve sahte temel hükümler imal etmek için kurulmuştur.

Bunların sistemi on mertebelidir. Onuncu mertebe sahte epistemolojik düzlemdir.

Bu düzeydeki imalat bir yaratma değildir. Yaratılan unsurların kavram içeriklerini, anlamlarını, sınırlarını, değerlerini, ölçülerini, ilkelerini, sistemini, mekanizmasını, hukukunu; yeniden tarif ederek, sahte bir imalat gerçekleştirirler.

Daha sonra buna inanan insanlar ve kurumlar; imal edilen sahte ontolojiden bilgiler ve veriler üretirler. Sistemin diğer safhalarını bu bilgiler üzerinden çalıştırırlar.

Sahte ontolojiden üretilen bilgi ve verilerle müdahale edilen yaşam artık; insanın, varlıkların, oluşların ve ilişkilerin orijinal doğalarından farklı, imal edilmiş, sahte bir doğayı ifade etmektedir. Müdahale edilen yaşam ise artık inşa olmamakta, imha edilmektedir.

Pratik düzeyden gerçekleştirilecek davranışların genel çerçevesinin; hangi ontolojik düzeyden, hangi derin akıl sahipleri tarafından üretildiği ve sunulduğuna ilişkin kesin bir güven içerisinde olunması, bu nedenlerden önem taşımaktadır.

Alınan anlık kararların, gerçekleştirilen davranışların ve kurulan ilişkilerin genel çerçevesi; ya insan doğasına uygun bir ontolojiden ve doğasına uygun yaşayabilenlerce; ya da sahte olarak imal edilmiş bir ontolojinin, sahte ilahlarınca çizilmiş olması ve size ulaştırılması ihtimali ile karşı karşıyasınızdır.

DEVAM EDECEK

Murat SAYIMLAR

KASIM 2017

 

 

 

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr