Anasayfa > Yazılar > DOKUZ YAKLAŞIM DERİNLİĞİ-2-

DOKUZ YAKLAŞIM DERİNLİĞİ-2-

 

Dokuz yaklaşım derinliği, bir analiz, müdahale ve oluş sistemini ifade etmektedir.

Sistemin en temelinde ontolojik boyut vardır. En üstte ise pratik düzlem bulunmaktadır.

Sistem, herhangi bir oluşun, varoluş özellikleri ve kök anlamlarından başlayarak, davranışa kadar geçen bütün safhalarını ve süreçlerini içermektedir.

En üstteki pratik boyut; davranışa, eyleme ilişkin bütün süreçlerin tamamlandığı ve davranışın gerçekleştiği boyuttur.

Eğer hayat, durumlar, oluşlar ve ilişkiler, pratik boyut üzerinden; doğasına uygun olarak okunup, anlamlandırmaya çalışılırsa; neredeyse mümkün olmayacak derecede zor bir işe tevessül edilmiş olur. Zira bu boyutta sınırsız görecelik mevcuttur. Bu kadar görece seçenek arasından hakikate ulaşmak imkânsızdır denilebilir. Bu nedenle, bu boyuta, “en karmaşık ve sığ” boyut denilebilir.

Yaşama etki eden en temel unsur, davranışların mahiyetidir. Pratik boyutta, davranışların mahiyetlerini belirlemek ya da değiştirebilmek mümkün olmadığı için; bu boyuta “en etkisiz” boyutta denilebilir.

Dokuz yaklaşım derinliği sistemi, ters piramidal bir yapı olarak tasavvur edilebilir. Piramidin en üstünde yani en geniş tabanda pratik boyut vardır. Bu boyutun kapsamı; insanların sayısı, farklı durumların adedi, insanların görece unsurları ve durumların etkileşimlerinin çarpımı kadar farklı oluşu yansıtmaktadır. Bu nedenle anlama açısından karışık ve etkisi azdır.

Piramidal yapının altlarına doğru indikçe; karmaşa azalır; anlamak, mutabakat, işbirliği ve etki potansiyeli artar.

Piramidin en ucunda yalın hakikatler vardır. Eğer bu piramit, doğasına uygun, gerçek bir sistemi temsil ediyorsa, bu durumda en temelde; görecelik, karmaşa, anlamsızlık, mutabakatsızlık olmaz.

Çünkü bu boyut, insan doğasının, doğal varlık özelliklerini ve kök anlamlarını yani hakikatleri içerir. Hakikatler yaratılmışlardır. Değiştirilemezler, sabit ve mutlaktırlar. Görece değillerdir.

Bu boyuttan bakıp, görebilmeyi; buradan okuyabilmeyi başarabilenler; asla çatışmazlar, farklı anlamazlar, yanılmazlar.

Eğer bu mertebeden yaklaşılabilirse; sistemin bütün mertebelerindeki süreç ve sonuçların okunabilmesi ve yönetilebilmesi mümkün olacaktır. Yani bu düzlemden, hakikatleri okuyabilenler, pratik düzeydeki; muhtemel sonuçları, nedenleri ve etkileri ile birlikte büyük oranda bilebilirler.

Bu düzlemden okuyabilenlerin ihtilaf, çelişki ve çatışması olmaz. Çünkü bu düzlemde izafilik yoktur. Bu nedenle maksimum oranda mutabakat ve işbirliği söz konusu olacaktır.

Bu düzlemden müdahale edebilenlerin ise asimetrik bir güç ve etki potansiyeli oluşturabilmek imkânları vardır.

Çünkü bu mertebe, bütün oluşların temelini, çekirdeğini oluşturmaktadır. Yani bütün oluşları belirleyip, etkileyen düzlem burasıdır. Bu nedenle bütün oluşların ana belirleyici düzeyinden müdahale edebilmek, bütün safhaları ve neticede, oluşun mahiyetini belirleyebilmek imkânını sağlar. Maddeye atomik düzeyden ve hatta atom altı düzeyinden müdahale edebilmek örneği ile açıklanabilir.

Bu nedenle, oluşları belirlemek isteyen ve orijinal fıtrata sadık kalmak istemeyenler bile bu mertebeden müdahale etmek zorundadırlar. Bunlar sahte bir ontoloji imal ederek bu müdahaleyi gerçekleştirmeye çalışırlar.

Özetle, hayata; fıtratına uygun müdahalelerin de; fıtrata aykırı müdahalelerin de bu boyuttan yapılması zorunludur.

Ontolojik düzlem; sade, anlaşılabilir, ihtilafsız, mutlak ve en etkin düzlemdir.

 

Dokuz derinlikli sistemde; yukarıdan, aşağıya doğru; anlaşılma ve etkinlik artar, ihtilaf azalır. Aşağıdan, yukarı doğru ise ihtilaf artar, etkinlik azalır.

Bu sistemin en üstünden, pratik düzeyden okuyup, anlamaya ve müdahale etmeye çalışanlar; en zayıf, sığ ve etkisiz konumda olanlardır.

Sadece pratik düzeyden yaklaşanların; özgür, özgün, adil, etkin, bütüncül, üretken, güçlü ve özne olmaları pek mümkün değildir.

Eğer yukarıdaki değerler çerçevesinde bir yaşam inşa edilmek isteniyorsa, mutlaka temeldeki düzeylerden ve hatta bütün mertebelerden okuyup, müdahale edebilmek bilinci, formasyonu ve yeteneği olması gerekmektedir.

Kendisini hakikatlerin taraftarı olarak adlandırıp ta; yaşamın ve süreçlerin nesnesi olanlar; özneleşip, yaşamı, fıtratı çerçevesinde inşa edemeyenler; yeryüzünde, fitnenin önlenmesi ve kalkmasını sağlayamayanlar; kendilerine özgün bir yaşam biçimi geliştirip, bütüncül tatmine ulaşamayanlar ve örneklik yapamayanların hali, bu sistem üzerinden izah edilebilir.

Bakışlarına ve anlayış sistemlerine, üst tavan ve duvarlar konulan bu kesim; orijinal varoluş mertebesinden anlayıp, hayatı buradan itibaren bütün mertebelerle birlikte inşa edemeyeceklerine dair olumsuz bir inanca sahip kılınmışlardır. Yani hayatı bütüncül anlayıp, inşa etmek ve yaşamak sorumluluk ve yetisine dair gerçek bir hale sahip olmadıkları gözlemlenmektedir.

Bu nedenle pratik yani en sığ ve etkisiz düzeyden anlamak ve müdahale etmek gibi bir pozisyonu ve rolü zımni olarak kabullenmişlerdir. Elbette bunun sonucu olarak ta, bütüncül okumak ve müdahale etmek hedeflerini koyamamaktadırlar.

Bu kesim ağırlıkla; davranışın ve eylemin gerçekleştirilmesine odaklanmaktadırlar. Ancak davranış ve eylemlerin nedenlerini, mahiyetlerini, hakikatle bağını, kendileri kontrol edip, belirleyememektedirler.

Bir taraftan fıtratlarına uygun bir yaşam inşa etmeyi isteyip te; diğer taraftan buna ilişkin sistemi bilmemek ve kullanamamak çelişkisi içerisinde yaşamak zorunda kalanlar; bu çelişkinin oluşturduğu boşlukları ve olumsuz durumları; tepkiler, sloganlar, sadece konuşmak, yazmak ve tartışmak türü; yetersiz, parçacı ve etkisiz eylemlerle kapatmaya çalışmaktadırlar.

Sadece pratik düzeyden bakmak ve müdahale etmenin doğru ve mutlak olduğuna inananlar; bütüncül bakamamanın ve müdahale edememenin ortaya çıkarttığı sorunları yine sadece pratik düzeyden anlayıp çözmeye çalışmaktadırlar. Bu mutlak bir çelişkidir.

Elbette bunlar hakikatin yerini alamayacağı için, ortaya çıkan sürekli tatminsizliğin neticesi olarak; anlam arayışı, tasavvur ve karar sıkıntısı, değer üretmek çabaları peşinde bir yaşam geçirmek zorunda kalmaktadırlar.

Fıtrat ekseninde net bir tasavvur, anlayış, hedefler, strateji ve planların olmadığı pratikler; kök anlamı ya da varlık nedenini gerçekleştirmenin fonksiyonu olarak ortaya çıkmayan faaliyetler biçiminde tezahür etmektedirler.

Bu durum; yaşamayı bilmemek, tatminsizlik, mutsuzluk, hüsran isimleri ile tarif edilebilir.

Cari dünyaya vaziyet edenler ise dokuz derinlikli sistemi, on boyuta çıkartıp, sahte bir ontoloji imal ederek, etkili bir pozisyon elde etmektedirler.

Sistemi, teknik olarak, bütün kullanabilmek, etkin olmayı sağlayabilir fakat fıtratın sağladığı diğer unsurları yani; sahihlik, sahicilik, bütüncüllük, kalıcı etkinlik, adillik, üretkenlik, verimlilik, sürdürülebilirlik, özgürlük, öğünlük vb. gibi değerleri sağlayamazlar.

Bu günün dünyasında, yöneten güçlerin imal ettikleri yaşamın mahiyeti, yukarıdaki değerler çerçevesinde analiz edilip, anlaşılmaya çalışılmalıdır.

 

Bu hususta, en temel sorunlardan bir tanesi ise bilmezliğin-cahilliğin türü ve derinliği ile ilgilidir.

Cahillik basitçe iki grupta izah edilebilir.

Birincisi basit cahilliktir. Bu türde, birçok şey bilinmeyebilir ancak cahilliğin farkındalığı söz konusudur. Yani bilmez fakat bilmediğini bilir. Bu halde bilinmeyeni öğrenmek imkânı vardır.

İkinci tür ise karmaşık cahilliktir. Bu türde hem bilinmez, hem de bilmediği bilinmez. Bilmediğini bilmediği için, öğrenmek talebi ve çabası da oluşmaz.

Toplumların kendi durumlarını okuyamamaları ve etkin değişim talebi geliştirmemelerinin temel sebeplerinden birisi budur.

Karmaşık cahillik, ontolojiden itibaren, imal edilerek geliştirilen sistemlerin, yöntemlerin, çabaların ürünüdür.

Temeli gerçeğe dayanmadığı için, karmaşık cahilliği oluşturan inançlar aslında bire illüzyondurlar.

İllüzyonlardan kurtulmanın yegâne yolu hakikatle yüzleşmektir.

Bunun da tek şartı, ontolojik boyuttan itibaren okuyabilmek imkânına sahip olmaktır.

DEVAM EDECEK

Murat SAYIMLAR

KASIM 2017

 

 

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr