Anasayfa > Yazılar > DOKUZ YAKLAŞIM DERİNLİĞİ-3-

DOKUZ YAKLAŞIM DERİNLİĞİ-3-

 

Hayatı, kendi doğasına ve varlıkların hukukuna uygun olarak inşa edip, yaşamak isteyenlerin yapmak zorunda oldukları işler vardır.

Öncelikle, hayatı inşa eden sistemin doğasını; insan fıtratını; varlıkların, oluşların ve ilişkilerin doğasını bilmek ve buna uygun davranabilmek bilinç ve formasyonuna sahip olmak bunlardan birisidir.

Yaşamı, sahte fıtratlar üzerinden, fitneye ve kaosa sürükleyip, imha etmeye çalışanlara engel olmak ise bir diğeridir.

Doğası dışında müdahale edilerek, fitne ve kaosa sürüklenmiş, imha sürecindeki hayatı yeniden inşa etmek yapılacak işler arasındadır.

Ayrıca, yaşamın, fitne ve kaosa sürüklenmesine neden olabilecek perspektif ve süreçlerin oluşmaması için tedbirlerde geliştirmek gerekmektedir.

 

Yukarıda ifade edilen hususların gerçekleştirilebilmesi, ancak doğal oluş mekanizması içerisinde mümkün olabilecektir. Bu mekanizma ile güçlü, sahici ve etkili ilişki kurabilmek; “insan doğasına uygun bir yaşamın inşası” açısından, gerçekleştirilmesi gereken öncül hedeflerdendir.

Bu ilişkiyi kurarak; doğal oluş sistemi üzerinden, bütüncül olarak, yaşamı inşa edip; imhaya ve fitnelere karşı durabilmek, öncelikle; derin akıl, kurmay ve kurucu kafa, lider kişilik ve öncü ruha sahip olanlar tarafından gerçekleştirilebilir.

Diğerlerinin doğru bir pozisyonda ve çizgide olduklarından emin olabilmeleri için, bu nitelikteki öncüler ve liderler ile ilişki ve irtibat içerisinde olmaları gerekmektedir. Bu ilişki ve irtibat, kayıtsız-şartsız değildir. İnsanlar, doğal oluş sisteminin bütün derinliklerinden bakamasalar bile; ontolojik boyuttaki hakikatlerin genel çerçevesinin bilinmesi; buradaki kök anlamların, temel hükümlerin ve çekirdek ilişkilerin korunduğundan; kendi düzey, pozisyon ve sınırları dâhilinde; emin olacak bir formasyona sahip olmaları gerekmektedir.

 

Dokuz yaklaşım derinliğinin farklı mertebelerini kısaca açıklamaya çalışalım.

1. Ontolojik derinlik

Ontolojik derinlik; insanın, varlıkların, oluşların ve ilişkilerin; kök anlamlarını ve yaratılış özelliklerini kapsayan hakikatler mertebesidir.

Gerçek ontolojik boyut, aşkın-ilah tarafından yaratılarak, belirlenmiştir.

Sabittir, değişmez, mutlaktır, tartışılmaz ve kabul edilir.

Eğer sahte ilahlık hedeflenirse, buradaki kök anlamlar ve varlık özellikleri, yeniden tarif yöntemi ile sahte olarak imal edilirler.

İmalat, yaratılış değildir. Bu nedenle, imal edilen kök anlamlar ve varlık özellikleri ile imal edilen sahte bir ontoloji söz konusudur.

Gerçek ontolojik boyut; varlıkların, insanların, davranış, oluş ve ilişkilerin çekirdeği mesabesindedir. Bütün genetik kodlar buradadır. Davranışlar, oluşlar ve ilişkiler, bu kodlar üzerinden şekillenir ve mahiyet kazanırlar.

Ontolojik derinlikte; insan, yaşam, varlık, oluşlar, davranışlar ve ilişkilerin kök anlamları ve temel hükümleri vardır. Burası fıtrat boyutudur.

Kök anlamlar; anlamayı, tanımlamayı, anlamlandırmayı mümkün kılacak çekirdek bilgilerdir. Kök kavramlar ve tariflerle ifade bulurlar.

Temel hükümler ise; varlık nedeni, sınırlar, ilkeler, değerler, ölçüler, kriterler, temel hukuk, sistem, mekanizma, kaynaklar, biçim vb. olgularla izah edilebilirler.

Bunlara, “dini bilgiler” isimi de verilebilir.

Yaşama, iradi olarak müdahale edebilmek yetkisi olan insanın, davranışının mahiyetini belirlerler.

Yaşamın nitelik ve niceliklerini, insan davranışı belirlediği; insan davranışının mahiyetini de ontolojik boyut belirlediği için; bu boyut, “en güçlü ve etkili olandır” biçiminde vasıflandırılabilir.

Bu mertebede görecelik olmadığı için de, ihtilafsız bir anlama ve anlaşma söz konusudur.

Yaşama, özne olarak ve etkili biçimde müdahale edebilmek ve yaşamı, doğasına uygun olarak inşa edebilmenin lazım şartı; bu boyuttan okuyabilmek ve müdahale edebilmektir.

2. Epistemolojik derinlik

Gerçek ontolojik boyut, insanların müdahale edebileceği bir mertebeyi ifade etmemektedir. Ancak olduğu gibi inanılır ve kabul edilir.

Bu boyuttaki bilgi, yaşamı, doğasına uygun olarak inşa edebilmeyi mümkün kılacak olan mahiyete sahiptir.

Bu bilginin, değiştirilmeden, azaltıp, çoğaltılmadan; olduğu gibi kabul edilip, kullanılması zorunludur.

Bilginin kaynağı, fonksiyonları, türleri, elde ediliş usulleri, tasnifi, dağıtımı, kullanımı gibi hususlar; ontolojik bilgiyle kurulacak ilişkinin doğasını belirlemektedir.

Bunun için özgün bir teorik çerçeve geliştirmek gerekmektedir.

Epistemolojik boyut, özgün bilgi teorisinin ve buna ilişkin tüm parametrelerin üretildiği boyuttur. Bilgi bu parametreler çerçevesinde üretilir ve kullanılır.

Bilgi teorileri görecedir. Her epistemoloji bir ontoloji üzerinden geliştirilir.

Bilgi teorisini geliştiren unsurların; insan, yaşam, varlık, olgu, oluş, davranış, ilişki vb. hususlarda inandıkları kök anlamlar ve temel hükümler; onların geliştirdiği epistemolojik çerçeveyi ve sistemi belirlerler.

Bu nedenle üretilen bilginin, hangi epistemolojik çerçeveye ait olduğu büyük önem taşır.

Temel iki epistemolojik çerçeve vardır.

Bunlardan bir tanesi, gerçek ontolojik mertebeden üretilmiştir.

Diğeri ise, herhangi bir sahte ontoloji üzerinden imal edilmiştir.

Gerçek ontoloji üzerinden geliştirilen epistemolojik çerçeveden elde edilen bilgiler, yaratıcının; insana, yaşama, varlığa, olgulara, oluşlara, davranışlara ve ilişkilere dair belirlediği bilgilerdir.

Bu bilgiler çerçevesinde geliştirilen davranış ve ilişkilerin sonucunda ortaya çıkan durumlar; çatışma, hukuksuzluk, tüketim vb. oluşturmazlar. İhtilafa, fitneye, kaosa yol açmazlar. Çelişki ve dengesizlik meydana getirmezler.

Uyum, işbirliği, denge, adalet, tatmin ve üretim üzerine bir hayatın inşasına imkân sağlarlar.

İmal edilmiş epistemolojik çerçeveden elde edilen bilgi ile alınan kararlar; geliştirilen davranış ve ilişkiler; sahte ontolojiden, sahte epistemoloji imal edenlerin belirledikleri; amaç ve hedeflerin gerçekleştirilmesini sağlarlar.

Özgün epistemolojik çerçeveye sahip olmak ve bunun içerisinde kalmak çok önemlidir.

3. Doktriner derinlik

Din, ideoloji ve doktrin; kavramsal içerikleri ve fonksiyonları açısından iyi anlaşılmalıdır.

Din; davranışın doğasını, mahiyetini belirleyen kök anlamlar ve temel hükümlerin olduğu bilgi kümesini ifade eder. Bu çerçeve, en geniş, sürekli, her an ve durumu kapsayacak bir büyüklüğe sahiptir.

Bu nedenle, bütün zamanlarda ve anlarda; değişen her durum ve koşulda; davranışın anlam ve mahiyetini belirlemek gücüne ve bütünlüğüne sahiptir.

İdeoloji ise; din yerine ikame edilen bir bilgi kümesidir.

Dönemsel olarak; hedefler, sorunlar, ihtiyaçlar ve durumlar farklı olabilirler. Bunların algılanması, anlaşılıp, anlamlandırılması; karar ve davranışa dönüştürülmesi için temel bilgi kümesine ihtiyaç vardır. Bunlar, dini bilgilerden üretilmek zorundadır.

Yani dönemsel perspektif, bütüncül ve genel, dini bilgiler kümesinden geliştirilir.

Tekrarlayalım; dini bilgi; genel, bütün zamanlar, durumlar, hedefler, sorunlar, ihtiyaçlar için geçerli olabilecek bir bütünlük, derinlik, genişlik ve mahiyete sahiptir.

Dini bilginin yaşamı inşa edebilmesi için; dönemsel durumlar, sorunlar ve ihtiyaçlar, bu bilgi ile tarif edilip; dönemsel hedefler ve ilişkiler bu bilgi çerçevesinde belirlenirler.

Bunun için, tarif edici, dönemsel perspektifler geliştirilir. Bu perspektifler, dini bilginin bütününü kapsamazlar. Fakat dini bilgi ile dönemin okunması, hedeflerin belirlenmesi ve döneme müdahale edilmesini mümkün kılacak biçimde üretilirler.

Eğer dönemin koşulları değişmişse, yine aynı dini bilgiden, yeni koşullara göre, yeni bir perspektif inşa edilmesi gerekmektedir.

Eğer değişen koşullarda, dini bilgiden yeni bir perspektif inşa edilmezse ve aynı perspektif üzerinden okuma, anlama, karar, yaklaşım, ilişikler ve davranışlar belirlenmeye çalışılırsa; bu durumda dini bilgi doğal fonksiyonlarını icra edemez.

Artık dini bilginin doğasından farklı; fıtri işlev görmeyen yeni bir din imal edilmiştir.

Bu artık orijinal din değil, orijinal dinin bir bölümünden üretilmiş olan ideolojidir.

Orijinal din, bütün zaman ve durumları kapsayan, kuşatan, cevap veren ve fonksiyon icra ederek, doğasına uygun sistem ve süreç üreten bir olgudur.

İdeoloji; dini bilginin bir bölümünün sistemleştirilmesi, dondurulması, kutsanması ve insanların buna inandırılması ile imal edilmiş farklı bir dindir. Bütüncül değil, kesitseldir ve parçadan üretilmiştir.

Doktrin ise; dini bilgiden, dönemsel durumlara göre geliştirilen perspektiftir. Kutsal değildir, görecedir ve dinamiktir. Durumlar değiştikçe, doktriner çerçevede değişir.

Doktriner bilginin kaynağı daima dini bilgidir.

İdeoloji ile doktrin arasındaki fark şudur. İdeoloji, dini bilgiden kesitsel olarak türetilir, dondurulur, kutsallaştırılır ve bir din gibi insanlara inandırılmaya çalışılır.

Doktrin, dönemsel durumların mahiyetine uygun olarak, dini bilgiden üretilen bir perspektiftir. Dinamiktir ve durumlar değişince güncellenir.

4. Sistemik derinlik

Bizatihi kendisi bir sistem olan doktriner perspektif çerçevesinde; anlama, anlamlandırma, karar, davranış ve ilişkilerin geliştirilmesi için sistemlere ve alt sistemlere ihtiyaç vardır.

Her varlık, olgu, oluş, davranış, ilişki vb. bir sistem olduğu gibi; bunların oluşması için gerekli alt unsurlar, ilişkiler, süreçler, kaynaklar vb. birer sistemdirler.

Sistem varlığın zorunlu sabitelerden birisidir.

Doktriner perspektifin inşası, kabulü, gereklerinin inşası ve daha sonraki sistem unsurlarının inşası için uygun alt sistemler ve üst sistemlerin olması zorunludur.

Sistemlerin hedefleri, çalışma biçimleri, gereklilikleri, ilişkileri ve oluşturdukları sonuçların mahiyetleri izafidir.

İzafiyet, sistemin oturduğu; ontolojik, epistemolojik ve doktriner zincirden gelir.

Bu nedenle her doktriner perspektif, kendini gerçekleştirmek için uygun alt ve üst sistemler ihtiyaç duyar ki; özgün perspektifine uygun fonksiyon icra edebilsin.

5. Politik derinlik

Doktriner perspektif çerçevesinde kurulmuş sistemler; bir yönden fıtri nedenlerin, diğer yönden, bunların güncel mecburiyetlerinin gerçekleştirilebilmesi için işlev görürüler.

Perspektif çerçevesinde, anlık durumların tarifi ve buradan güncel sorun, ihtiyaç, hedef ve önceliklerin belirlenmesi gerekmektedir.

Daha sonra bu tespitler ışığında; sorunların çözümü, risklerin yönetilmesi, ihtiyaçların giderilmesi ve anlık hedeflerin gerçekleştirilmesi için özgün tercihler yapılır.

Tercihlerin gerçekleştirilmesi için makro yol ve yöntemler belirlenmesi gerekmektedir.

Ayrıca sistemleri ve süreçleri yönetebilecek sınırlar, kurallar, kriterler, yöntemler ve bunların sistemlerinin geliştirilmesi de mecburidir.

Politik düzey; doktriner perspektif çerçevesinde; durumun okunması, anlamlandırılması ve analiz edilmesi; sorun, risk, ihtiyaç ve hedef analizlerinin yapılması; önceliklerin belirlenmesi gerekli özgün tercihlerin, makro yol ve yöntemlerinin belirlenmesi; alt sistemlerin kurulması; yöntem, kural, kriter, sınır vb. belirlenmesi fonksiyonlarının icra edildiği düzlemdir.

Bu düzlemde yapılan her iş, kurulan her sistem; ontoloji, epistemoloji, doktrin zincirine göre izafidir. Yani politik düzlem özgün olarak inşa edilmek zorundadır.

6. Stratejik derinlik

Strateji, bulunan nokta ile hedef arasındaki mesafenin; optimal sürede, en güvenli, risksiz, verimli, az maliyetli olarak alınabileceği yolu tarif eder.

Politikaların belirlediği hedefleri gerçekleştirmek için en uygun stratejilerin geliştirilmesi zorunludur.

Stratejiler her durumda uygulanabilen, genel olgular değillerdir.

Özgün durumlar ve koşullarda belirlenen, özgün hedeflere ilişkin; özgün anlam, sınır, ilke, değer, ölçü, kriter, hukuk, sistem, mekanizma ve kaynakları içeren stratejiler geliştirilmek zorundadır.

Bir başka ontolojinin, anlık hedeflerine ulaşmak için belirlenen bir stratejinin; farklı bir ontolojinin güncel hedefini gerçekleştirmek için, her zaman uygun ve meşru olduğu söylenemez.

Bu nedenle özgün strateji geliştirebilmek kapasitesine sahip olmak önemlidir.

7. Taktik derinlik

Belirlenen stratejilerin uygulanabilmesi için ara mesafelerin alınması, ara hedeflerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bunun için yapılan uygulama planları, geliştirilen ilişkiler ve ilişki yönetimleri, taktik adımları oluşturmaktadır.

Strateji daha büyük ve genel olanların, taktik adımlar ise ara hedeflerin gerçekleştirilmesi için gereklidir.

8. Metodolojik derinlik

Genel stratejik hedeflere ulaşılması, her taktik adımın atılması; hedeflerin gerçekleştirilmesi için kullanılacak metotlar gerektirmektedir.

Metotlar, uygulamada kullanılan yol ve yöntemler olarak ifade edilebilirler.

Metotlar da görecedir ve özgün olarak geliştirme kapasitesine sahip olmak gerekmektedir. Var olan metotların kullanılabilmesi için öncelikle; ontolojik meşruiyet çerçevesinde kritize edilip, onaylanması gerekmektedir. Bundan sonra metot- durum uygunluğuna bakılmalıdır.

Her metodun mutlak, genel geçer, masum ve meşru olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Çünkü metotlarda, diğer olgular gibi, bir ontolojik çerçeveden üretilmişlerdir. Bu nedenle objektif ve genel geçer olamazlar.

9. Pratik düzey

Bu düzeye kadar belirlenen hedeflerin, alınan kararların, yapılan planların, uygulanması aşamasına gelinmiştir.

Pratik düzey, insan davranışları ve bunların oluşturduğu tekil ve kombine eylemleri kapsamaktadır. Bu eylemler de; hedeflerin gerçekleşmesi, sistemlerin kurulması, ilişkilerin geliştirilmesi, hayatın inşasını veya imhasını gerçekleştirir.

Birçok kez tekrarlandığı gibi; davranışın mahiyetini, ontolojik derinlik belirler. Davranışta, hayatın mahiyetini belirler.

 

Dokuz derinlik, bütün mertebelerin; eş zamanlı ve birlikte çalıştığı bir sistemdir.

Sistemin tamamı bu yazıda, en doğru ve eksiksiz bir şekilde anlatılamasa da; bu sistem, ontolojik bir sabitedir.

İnsanların, kurumların veya toplumların; bilip, bilmemeleri; inanıp, inanmamaları ile bağlantılı olmaksızın, kendi işlevini görmeye devam eder.

Yaşama karşı müdahalenin doğruluğu, adilliği, üretkenliği, bütüncüllüğü, istikrarı, dengeliliği, sürdürülebilirliği, etkililiği gibi faktörler, bu sistemle kurulacak ilişkinin niteliğine bağlıdır.

Özgürlüğünü kaybetmiş, karmaşık cehaletin pençesinde, üretmeyen toplumlar; genellikle bu sistemin pratik boyutundan yaklaşırlar. Bu boyutta, kendileri için belirlenmiş çerçeveler ve verilmiş roller dâhilinde davranış geliştirirler.

Bu nedenle hayatın özneleri değillerdir.

Güçsüz, adaletsiz ve etkisizdirler. Bu zaafları, kendilerine yeniden tarif yöntemi ile erdem olarak inandırılmıştır.

Kavgalarının ve çalışmalarının büyük kısmı; imal edilmiş, sahte anlamlar ve hedeflerin gerçekleştirilmesi için yapılır. Ancak onlar bu durumu farklı algılayıp, olumlu olarak algılamak eğilimindedirler.

Fıtratı bozulmuş, kaotik sistemleri kurup, yönetmeye çalışanlar ise; sahte bir ontoloji ile başlayan sistemin müntesipleridirler.

Kendilerini nasıl tarif ettikleri önemli olmaksızın; imal edilmiş ontolojinin amaç ve hedeflerini gerçekleştirmeye çalışırlar. Çoğunlukla farkında olmadan, bu sistemlerin kurucu ve yöneticilerinin, sahte ilahlık iddialarının gerçekleştirilmesi için mücadele ederler.

İnsanın doğasına ve varlıkların hukukuna uygun bir hayatın inşası, korunması ve yeniden inşası için çalışmak ve mücadele etmek isteyenlerin; oluş sistemini, bütüncül olarak bilmek ve aynı bütüncüllük içerisinde davranış geliştirmek mecburiyetleri vardır.

Buna ilişkin bilinç ve formasyon geliştirmeyenlerin iddiaları şüphelidir. Hatta kendileri bile, iddialarına ilişkin bir sistem, süreç ve pozisyonda olduklarından emin olamazlar.

 

Bütüncül sistemin bütün mertebelerinden yaklaşabilmek asimetrik bir, avantaj ve etki sağlar.

Sahte ontolojinin imal edilmesi ve insanların buna inandırılması; sürekliliğinin sağlanması, neredeyse sınırsız çalışma ve kaynak gerektirmektedir. Üstelik bu durumun etkisi, hakikatle yüzleşene kadardır.

Oysaki insanın doğası ve varlıkların hukuku çerçevesinde üretilen hakikat perspektifinde, insanların imal etmeleri gereken bir unsur yoktur. Zaten yaratılmış olanı okur ve bu çerçevede karar verirler.

Çelişkisi, çatışması olmayan; verimliliğin, gücün, etkinin ve işbirliğinin maksimum olduğu bir atmosferde çalışırlar.

Üstelik bütüncül sistem içerisinde gerçekleştirilen her hedef, tamamlanan her süreç sonunda; daha büyük hedeflerin gerçekleştirilebileceği; bilgi, inanç, tecrübe, umut, enerji, kaynak, irade, güven, ufuk, güç ve imkân ortaya çıkar.

 

Bu kadar büyük potansiyellere ve imkânlara sahip bir sistem ortada iken; sürekli sahte imalatlarla yürütülmeye çalışılan sistem ve süreçlerin etkin ve belirleyici olabilmesinin temel nedeni; varlığı hakikat düzeyinden okuyamayan ve hakikatle yüzleşmekten kaçan kitlelerin karmaşık cehaletidir.

Sahte önerilerin en güçlü yöntemi ise illüzyon oluşturmaktır. Bu sayede insanların bu potansiyelleri görmeleri ve kullanmaları engellenmektedir.

Bu durumdan kurtulmanın başlangıcı ise; hakikatle yüzleşme özgürlüğü için mücadele etmek niyet ve hedefine sahip olmaktır.

Daha sonra üflenen düğümlerin tek tek çözülmesi safhası gelmektedir.

 

Murat SAYIMLAR

KASIM 2017

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr