Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > GENÇ ÖKÜZ GİBİ BAKMADI

GENÇ ÖKÜZ GİBİ BAKMADI


Saygı ve adalet ekseninde mücadeleye niyetlenip, şimdilik, yazıp-çizmeye başlayınca, bu hususta ya şahit olduğum olaylar artıyor ya da “algıda seçicilik” başladı.


Saygı ve adalete ilişkin söylenen sözleri, yapılan davranışları, konulan tavırları daha çok fark etmeye başladım.


Geçenlerde otobüste şahit olduğum bir tartışmayı paylaşayım.


Kız; “öküz gibi gözünü dikmiş bakıyorsun” diye bağırdı.


Dekoltesi ve etek boyunda cömert davranılmış, otururken de rahatlığından taviz vermeyen bir hanımdı. Genç, kızın çaprazında, ayakta duruyordu.


“Öküz gibi bakmıyorum, bir kere gözüm kaydı fakat tekrar bakmamak için çok mücadele ediyorum.”


Kız bir an şaşkınlığa düştü zira cevabını hazırladığı sözleri duyamamıştı. İnkar ve tepki bekliyordu.


“Nasıl bakarsan bak, bu nasıl bir saygısızlıktır.”


Aslında kaş altından herkesin kendisini süzdüğünün farkında olan kızın tepkisinin gence yönelmesinin nedeni, gencin sakalından şüphe etmesiydi.


Genç; “Bende, sizin saygısızlık ve adaletsizlik yaptığınızı düşünüyorum.”


“Ne saygısızlığı ve adaletsizliği yapıyormuşum?”


“Ben yirmi üç yaşında, sağlıklı ve bekar bir erkeğim, şimdilik evlenemiyorum. Kıyafetiniz ve oturuş biçiminiz, bana karşı haksız tahrik oluşturuyor. Benim de bunun karşısında yapabileceğim bir şey yok. Bu nedenle bir saygısızlığa maruz kaldığımı hissediyorum. Elim kolum bağlı olduğu için de adaletsiz bir durum.”


Bunu insan doğasına aykırı bir durum olarak görüyorum.


“Çüş, bu nasıl bir düşünce. Ben özgür bir ülkede yaşıyorum, nasıl istersem öyle davranırım ve giyinirim. Sana bir şey yapmak için böyle giyinmiyorum, sende nasıl istiyorsan öyle yap, elini-kolunu bağlayan yok.”


“Bende aynı ülkede, sizinle beraber yaşamak zorundayım. Mecburen aynı otobüse birlikte bindik. Yani zorunlu bir sosyal iletişim doğuyor. Sizin özgür diye anlattığınız tutumun bana bir etkisi var. Ben, hayat anlayışım gereği, bireysel ve sosyal sorumluluğunu alamayacağım, bir hukuka dayanmayan ilişkilere giremiyorum. Siz, “özgür davranışınızla” bende haksız tahrik oluşturuyorsunuz; söyleyin bakalım burada adaletsiz bir durum yok mu?”


İnsan doğasını esas alıp, aynı toplumda birlikte yaşamak hukukuna saygı göstermek zorunda değil miyiz?


Kız; “ ne kadar sapıkça bir yaklaşım. Senin gibi düşünseler, plajda herkesin birbirine saldırması gerekmez mi?”


Genç; “bu da ayrı bir saygısızlık ve adaletsizlik konusu. Benim gibi inanıp davranmaya çalışanlar, o plajlarda bulunsalar ve her türlü tepkisiz kalsalar; bunu ancak doğasına aykırı biçimde, duygu ve isteklerini sürekli bastırarak yapabilirler. 


Benim gibi inanmayanların da elini-kolunu kimse tutamayabilir, bir yol bulabilirler. 


Bir de bunun yanısıra, sizin gibi “özgürlüklerini” sadece kendi arzuları doğrultusunda kullananlar, insanın hayal gücünü ve merakını devreden çıkartarak, karşı cinse ilginin sürekliliğinin yavaş yavaş azalıp, yok olmasına neden oluyorlar.


Bu durum, bizim için, erkeğin doğasını bozmak, herkes için, kadın-erkek ilişkisinin doğasını tahrip etmek anlamına gelir. 


Böyle bir hal de, kadın-erkek ilişkilerinde adaletsizliğe, tüketime ve bozulmaya yol açar; bu da asıl sapkınlığa doğru bir ihtimal oluşturabilir.”


Bütün otobüsün ilgi ve hayretle izlediği bu konuşma sürerken ben otobüsten indim.


 

                            -/-


Cuma namazı öncesinde vaaz veriliyordu.


Vaiz efendi; “Allah, peygambere, “gir cennete” diyecek. Peygamber iki eliyle cennetin kapısının halkalarına tutunacak ve “ümmetim girmeden, girmem” diyecek.”


Cemaatin arasından birisi “oha” diye bağırdı. Ortalık buz kesti.


Vaiz efendi sert bir sesle; “efendi efendi, haddini bil, burası Allah’ın evi, saygısızlık yapma.”


Cemaatten birkaç kişi adamın üstüne yürümeye kalktılar fakat birkaç kişi de buna engel olmak için ayağa kalktılar.


Tepki gösteren adam ayağa kalktı ve vaize dönerek; vaiz efendi, bırak sahihliğini, sağlık, sıhhatini; herhangi bir kaynakta bulunma ihtimali bile şüpheli sözleri bu Müslümanlara hadis diye anlatıyorsun.


“Naz makamı” yutturmacasıyla hazreti Peygamberi, Allah’ın hükmüne karşı koyduruyorsun.


Zaten hak etmişlerse, Allah’ın haksızlık yapmayıp cennetine sokacağı; etmemişlerse, Peygamber’in böyle bir usulsüzlük yapmayacağı durumda; sözümona Peygamberin merhametini, Allah’ın rahmetinin önüne çıkartıyor ve Peygambere şantaj yaptırıyorsun.


İnsanların Allah’a karşı sorumluluklarını boşa çıkartıp, Allah’ın ilgili hükümlerini hükümsüz kılacak şeyler söylüyorsun.


Allah’a, Peygamber’ine, Kitabına, dinine saygısızlık yaptığını fark etmeden, bana, saygısızlık yaptığımı söylüyorsun.


İyi niyetli olduğunu ve insanlara dinini öğretmek için çaba gösterdiğini biliyorum. Ancak bu vaazı hazırlarken, alışkanlıklar yerine tefekkür edebilseydiniz ve daha özenle çalışabilseydiniz, eminim sizde aynı yerden bakabilirdiniz. Bu durumda, oturduğunuz kürsüye ve cemaate karşı daha saygılı olurdunuz.


Cami cemaati pür dikkat konuşmayı dinliyordu.


“Sizden bir istirhamım var” dedi adam. Lütfen vaazı bitirin ve aramıza oturun. Namaza kadar birlikte tefekkür edelim. 


Vaiz efendi öfkeyle bağırdı; “devletin camiinde, devletin memurunu hiç kimse bu kürsüden indiremez.”


Adam sessizce kapıya yöneldi, arkasından cemaatin dörtte biri de.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr