Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 1 > GEZİ NOTLARI -2-

GEZİ NOTLARI-2-

Bu geziye birlikte çıkmayı teklif ediyorum.

Ne kadar çok kişi katılırsa, o kadar iyi olur.

Bu yazıyı okuyanlar lütfen her ne yapıyor ve nasıl yaşıyorsanız bir ara verin ve gruba katılıp, bu geziye çıkmaya niyet edin.

Size görünür bir külfet yüklemeyecek, fazla zamanınızı da almayacak. Zira hayal aracı ile gideceğiz. Yaratılış hızına ulaşamasa bile ışık hızından daha yüksek bir hızla. Zamanların, zeminlerin, mekanların ötesine ulaşabilecek bir imkan ile bir kahve içimi zamanda gider, geliriz.

Gelmek isteyenlerden iki isteğim var, hazırlık babından.

Öncelikli bu geziye en hafif halimizle gitmek gerekiyor. Mümkünse zihinsel, ruhsal, ilişkisel, kişilik ve mizaca dair ve bütün hesap, kitap ve beklentilerinizi kapsayan bagajlarınızın hepsini indirin ve burada bırakın.

İkincisi, imkanınız nispetinde, sevdiklerinizi-nefret ettiklerinizi, dostlarınızı-düşmanlarınızı, sizi yönetenleri-sizin yönettiklerinizi, sesinizi ulaştırabildiklerinizi-sözünüzü dinleyecek olanları bu geziye davet edin.

Ne olacak, beş dakikalarını ayırsınlar, bütün yük ve bagajlarını indirip hafiflesinler ve bu geziye katılsınlar.

Hayal bineğimiz üzerinde başlayalım yolculuğumuza.

Uyarayım, en zorlanacağımız, bineğin enerjisinin en büyük bölümünü harcayacağı kısım bu hayatın atmosferini aşacağımız safha olacaktır. Biraz zorlanacağız fakat bir kere aştıktan sonra sonsuzluk boyutunda ilerleyeceğiz. Artık burada enerji gerekmediği için, kalanla sonsuz mesafeler kat etmek mümkün.

Bir başka uyarıda, hayat atmosferini aştıktan sonraki görüntüler.

Bundan sonra herşeyin biçimi, mahiyeti, görüntüsü farklılaşacaktır. Korkmayın artık yeni boyutta olacağımız için, müşahade edeceklerimiz bu boyuta ilişkin olanlardır.

Şimdi de rota planlaması yapmak gerekmektedir.

Bir çok ara durağa uğramak mümkün. Ancak ben bu gezide hiçbir ara durağa uğramadan doğruca "din gününe" gitmeyi teklif ediyorum.

Siz bundan sonra tekrar geziye çıkmayı isterseniz, diğer ara durakları da planlayabilirsiniz.

Bu hedefe ulaştığımız andan itibaren mutlak bir hareketsizlik, iradesizlik, güçsüzlük ve çaresizlik içerisinde olduğumuzu hissedeceğiz.

Burada tek iradenin, gücün, koşulların, yönetimin ve olacakların sahibinin Allah olduğunu göreceğiz.

Mutlak ve hep olan Allah karşısında; onun verdiği imkan ve yetkilerden başka hiçbir şeye sahip olan hiçlerin; dünya hayatında anlayamadıkları hiçliklerini yakinen, fiilen ve tereddütsüz anladıkları ve yaşadıkları müşahede edilecektir.

Hiçlerin korku, heyecan ve panik içerisinde; yüzleştikleri bu net ve açık tablo karşısında; dünya hayatında inandıkları, düşündükleri, yaptıkları arasından, işe yarayabileceklerini zannettiklerini hatırlamaya çalışmak paniğini de açıkça göreceğiz.

Fakat öncelikle, dünya hayatında zannettiklerimizin, hakikatleri ile ilgili anlam ve fonksiyonların neler olduğuna şahit olacağız.

Heyecan ve panik içerisinde; ben çok şükür ki Müslüman idim ve dinim, davam, kulluğum adına şunları yaptım diye, işe yarar gördüklerimizi tadat etmeye çalışırken; adil bir sonuca ilişkin anlam, ilke, değer ve ölçülere ilişkin hakikatin bilgisi verilmeye başlanacaktır.

Sadece Allah'a kulluk etmenin hakikati gösterilecektir.

Bu yüzleşme büyük çoğunluk için ağır bir sıkıntı ve azabın başladığı an olmaktadır.

Kulluğun, zanların ötesinde, son derece yalın bir anlam ve fonksiyonlarının olduğu ortaya konulacaktır.

Kulluğun kapsamının, hayatın her an ve durumunda; düşünce ve inançlarımızın, verdiğimiz kararlar ve davranışların mahiyetini belirleyen temel hükümlerin, Allah'ın gönderdiği kitap çerçevesinde olması gerektiği ile ilgili olduğunu kesin bir şekilde anlayacağız.

Hareketsiz ve çaresiz biçimde, zihinden; fakat ben namazımı kılıyor, kitabı okuyor, ibadetlerimi yerine getiriyordum, savunmalarının; sadece Allah'a kulluğun tamamını kapsamadığını açıkça müşahede edeceğiz.

Elbette onların, Allah'a kulluğun cüzleri olduğu görülecektir. Lakin onlarla birlikte, her ne iş ve ilişki üzerindeysen; ne yapıp, neyi yönetiyorsan; insanlara ilişkin bütün tasarrufunun, şahsi mülahaza ve arzularının gerçekleşmesini sağlayacak insan anlayışına değil; Allah'ın şerefli olarak yarattığı ve tüm haklarını kendisinin verdiği insana dair olmasının; Allah'a kulluğun bir muktezası olduğunu göreceksin.

İbadetlerini yaparken; insan hukukunu çiğneyerek, insanı bulunduğu şerefli potansiyelden; kendisine, fıtratına yabancılaşmış, kendini değersiz gören, özgüveni ve özsaygısı yok edilmiş durumlara getiren bütün karar ve uygulamaların; Allah'tan başkalarına kulluk edilirken alınan anlam, ölçü, ilke, değer ve sınırlardan oluştuğunu açıkça göreceksin.

"Fakat ben bilmiyordum, zannediyordum ki" mülahazalarının işe yaramadığı ortaya konulacaktır. Bunları bilmeden bu konularda karar ve davranış sergilemenin hakkına sahip olmadığımız; eğer öğrenemiyorsak ta, bu kere liyakat kesbetmeyen bir konumda zulüm etmek hak ve yetkisine sahip olmadığı mız söylenecektir.

Ben lafzen iman ediyor, kitabı okuyor ve ibadetlerimi de yerine getiriyordum, zannı kafanızda dolaşırken; hayatın bütün alanlarında, bunları bütünleyen inanç, karar ve davranışların da zorunlu olduğu detaylıca gösterilecektir.

Yaptıklarını, düşündüklerinle birlikte; hangi yöntem, ilke, değer ve sınırlar içerisinde gerçekleştirince sadece Allah'a kulluk ettiğin;

Hangi ekonomik anlam, değer, ilke, ölçü ve sınırlar içerisinde politikalar belirlenip, sistemler kurulunca;

Ticaret veya diğer ekonomik faaliyetler yapılınca, sadece Allah'a kulluk ettiğin;

Hangi temel hükümler çerçevesinde meri hukuk umdeleri ve sistemi oluşturulduğu ve uygulandığı;

Kişiler ve diğer varlıklar arasındaki ilişkilerdeki hukuk anlayışı ve uygulamalarının gerçekleştiği zaman sadece Allah'a kulluk edilmiş olacağı gösterilecektir.

Hayatına esas bir davanın esası, içerikleri, bütüncüllüğü, temel hükümlerle ilişkisi ve yaşanan zamanın durum ve koşullarına ilişkin, ahsenü amelin hakikati üzerinden, sadece Allah'a kulluk etmenin hakikati izah edilecektir.

Hayatın bütününe ve parçalarına ilişkin, sadece Allah'a kulluk etmek gerçeğinin her boyutu ortaya koyulacaktır.

Bu kadar şey nasıl olur diye itiraz etmeyin. Hayalin hızı, ışık hızıyla mukayese edilemeyecek kadar büyüktür.

Tam bunlar olurken, zihinde sessiz bir itiraz daha belirir.

Biz din olarak İslamı seçtik ve onun gereklerini yerine getirdik.

Burada, dinin anlamı ve fonksiyonları üzerinden bir yüzleşme seansı başlatılır.

İnandığınız ve bildiğiniz dinin öğretileri üzerinden karar ve davranışlarınızı, bütün tasarruflarınızı gerçekleştirdiniz de, neden bunların bir çoğu; sadece Allah'a kulluk etmeyi sağlamadı?

Elbette bu soru, bir öncesinde, sadece Allah'a kulluk bahsindeki hakikatler üzerinden sorulacaktır.

Allah, dinin fıtratını, insanın ve hayatın fıtratına özdeş yaratmıştı.

Bu son derece yalın, sade ve herkesin anlayıp, uygulayacağı bir nitelikte idi.

Çünkü bütün insanlar, bütün hal ve durumlarda zaten dinin anlam ve fonksiyonlarına göre yaşıyorlardı.

Ancak dinin fıtratına ilişkin olmaksızın yüklediğiniz anlam sizi yanılttı.

Siz, yaptığınız ibadetleri ve din kültürü adına konuştuğunuz şeyleri, din olarak tarif ettiniz. Hayatınızın bütün an ve durumlarında aldığınız kararların ve amellerinizin din kapsamı dışında olduğuna inandınız. Bu çoğunlukla dinin, hayatın bütününe ilişkin olduğu söyleminize rağmen gizli ve hatta sizin farkında olmadığı bir inançtı.

Bu durumda inanılan ve konuşulan din, yapılandırılan ve yaşanan hayat ikilemine düçar oldunuz.

Oysaki din, her an, alan ve safhasında hayatın mahiyetini belirleyen bir fonksiyona sahipti.

Bunuda, insanların karar ve davranışlarının mahiyetini belirleyerek gerçekleştiriyordu.

İnsanlar, dünya hayatında, var oluşları gereği, her an karar almak ve davranış geliştirmek mecburiyetinde idiler.

İnsan karar ve davranışları, dünya hayatındaki bütün işleri, sistemleri, yönetimleri, ilişkileri, oluş ve olguları oluşturuyordu. Bu zorunlu bir husustu.

Ancak en önemli husus bu karar ve davranışların mahiyetinin ne olacağı idi.

Zira insan davranışlarının mahiyeti ile kurulmuş bir hayat; ya insanların ve tüm yaratılmışların hukukunu koruyup, bütüncül tatminlerini sağlayacak, barış, adalet ve huzur oluşturacaktı; yada hukuku ayaklar altına alıp, fitne, çatışma, karmaşa çıkartacak; insanların, yaratılmışların ve hayatın israf edilip, tüketilmesini sağlayacaktı.

Allah birincisini murad ve emir etmişti.

Dinin, davranışın mahiyetini belirlemesi; karar ve davranışın meydana gelebilmesi için zorunlu bir bilgi türü ile mümkün olmaktaydı.

Bu bilgi türü temel anlam ve hükümleri kapsamaktaydı.

Bu dini bilgi idi ve din kavramının esasını oluşturmaktaydı.

Alınacak karar ve gerçekleştirilecek davranışın; nedeni, ilkeleri, sınırları, ölçüleri, kriterleri, değerleri, temel hukuku gibi kavramların fonksiyonları, temel anlam ve hükümleri oluşturmaktaydı.

İnsanın karar alıp, davranış geliştirmediği bir an ve durum olamayacağı için; dinin de cari ve fonksiyonel olmadığı bir an ve durum da olamazdı.

Bu nedenle, dindar, dinsiz gibi kavramlar anlamsızdı. Herkesin bir dini vardı. 

Esas olan hangi dine sahip olunduğu idi. Allah sizlere din olarak islamı seçmişti. Bu dinin temel anlamları ve hükümleri, insan fıtratının anlam ve hükümleri idi.

Müslüman olmak, sadece iddia, kimlik, aidiyet veya kısmi hükümlerin yerine getirilmesi değil; bütün olarak karar ve davranışlara ilişkin anlam ve hükümlerin Allah'tan alınması ve O'na tam ve kesintisiz teslimiyet idi.

İşin burasında durum endazesiz zorlaşmaya başlar.

Önümüze konulan hakikatler çerçevesinde, mevcut anlayış, inanç ve durumlarımızla yüzleşmek müthiş ağır ve zor bir durumdur.

Bereket versin, hayal aracı ile yapılan seyahatte, istenilen an ve zamanda geri dönebilmek imkanı vardır.

Genellikle bu durumda behemehal geri dönmek istenir.

Döndükten sonra iki durum ortaya çıkar. Geri dönüşü olmayacak olan gerçek yolculuk için, bu sanal gezideki müşahedelerden azami yararlanmak; ya da, geri dönüşü olmayan gerçek yolculuğu yok sayarak, bırakılan yerden devam etmek.
 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr