Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 1 > GÖĞSÜMDEKİ ÖKÜZ
GÖĞSÜMDEKİ ÖKÜZ
 

Kan, ter içinde ağlayarak uyandım.

 
Yüksek bir tepede; yürüyen, duran, oyalanan insanlara, var gücümle bağırıyor;
 
Bu yönden gidemezsiniz, bu vadide oyalanamazsınız, yüksek bir yere çıkıp bir bakın, nereden gitmek lazım, nasıl davranmak lazım diye haykırıyordum.
 
Duyan, işiten, dikkate alan olmuyordu. Halinden memnun, yolundan emin kalabalıklar, memnun-mesrur yürümeye devam ediyorlardı.
 
Oysaki bulundukları yerden biraz daha yükseklere gözcüler gönderseler; 
Onlarda bu mertebelerden 360 derecelik bir açıyla; yakınlara, uzak ufuklara ve ara menzillere bakabilselerdi;
Görebildiklerini anlattıklarında diğerleri de dinleyip, itimat edebilselerdi;
Allah bilir;
Bu eminlik ve keyif içerisinde yürüyemez, duramaz, oyalanmazlardı.
 
Yürüyenlere ve duranlara haykırıp, uyarmaya çalışırken, yakın bir tepenin görünmeyen yüzünden, sürekli tekrarlanan, ıstırap dolu bir feryat işittim.
 
Durun kalabalıklar, durun kalabalıklar..
 
Bu feryada kulak vermeden yürüyen kitleleri görünce feryadım boğazıma takıldı, göğsüme bir taş oturdu.
 
Çok daha uzaklardan;
 
"Size şu tepenin ardından düşmanlarınız geliyor desem" sedasını işitip, hiç etkilenmemiş kitlenin, ufuktan, bu tarafa doğru geldiğini görüp, sedanın sahibini fark edince de; kan, ter içinde, ağlayarak uyandım.
 
Uçak inişe geçerken, güneşte ufukta alçalmaya başlamıştı. Mavinin sonsuzluğu ile sarının sonsuzluğunu ayıran çizgiyi aşan uçak, sarının, yeşille çevirildiği havaalanına indi.
 
Kalabalık bir grubun karşılaması, kardeşlerimizle kavuşma sevincini yaşattı.
 
Afrika mimarisinin güzel örneklerinden birisini gösteren büyük bir evde, bekleyen diğer kardeşlerimizle buluştuk.
 
Önce, haftalık programlarını aksatmamak için, kısa bir sohbete iştirak ettik. Türkiye'de okumuş bir kardeşimiz tercüme etti sağolsun.
 
"Anaların özgür doğurdukları" teması üzerinden kısa bir sohbetti.
 
Daha sonra; devletle ilişkileri ve kurmak istedikleri parti konusunda sorularına yönelik düşüncelerimizi paylaştık.
 
Sonra da yemek faslı. Cömertliklerini bütün ihtişamıyla sergilediler. Yirmiden fazla, siyah renkli kardeşimiz var güçleriyle hizmet ediyorlardı.
 
Bir ara, yanımda oturan ve gezide bana refakat eden kardeşimin kulağına eğilip; " maşallah kardeşimizin misafirperverliği yerinde. En az yirmi tane hizmetli var. Bunlar ihvandan mı? Dedim.
 
Arkadaş bir müddet cevap veremedi. Sonra sessizce; "onlar köle" dedi.
 
Lokmalar boğazıma dizildi ve göğsüme öküz oturdu.
 
Yorgunluğu bahane edip izin istedim. Arabaya binince, beni hemen deniz kenarına götürmesini istedim, arkadaştan. Nefes alamıyordum.
 
Deniz kenarında kendime gelmeye çalışırken, gözlerim kendiliğinden boşaldı.
 
Mihmandarım halimi görünce, "sizi bir yere götürmek istiyorum" dedi.
 
Yüksek duvarlı bir bahçeye girdik. Güzel ve mütevazı bir eve doğru ilerledik.
 
Çölün güneşi, denizin esintisi, tepelerin doruklarındaki bakışın genişliği ve derinliği; en uzak ufkun sadasına kesintisiz dikkat ve sadakatın yüzünde birleştiği bir kardeş karşıladı kapıda.
 
Mihmandarın, üstad diye hitap ettiği ev sahibi ve ortam biraz rahatlamama sebep oldu.
 
Hal hatır faslından sonra üstad;
Dert aynı anlatmana gerek yok, halleşelim dedi.
 
"Bir insan ne zaman özgür olur?"Diye sordu. Kendisi cevapladı. "Gerçek anlamda, sadece Allah'a kulluk ettiği zaman" "Allah'a kulluk zannı, özgür kılmaz, özgür hissettirmez."
 
Bir toplum ne zaman özgür olur?
Allah'ın kulları, fıtri hükümlerle inşa ettiği zaman.
 
Bir toplum nasıl fıtri hükümlerle inşa olur?
Önce özgün insan inşa olur.
Sonra bu insan, özgün verileri inşa eder.
Sonra özgün insan, özgün verilerle, özgün sistemi inşa eder.
Özgün sistemde; özgün hedefleri ve süreçleri inşa ederler.
 
Uygun zemin ve atmosfer de bunların gerçekleşmesi için lazım şarttır.
 
Bunların hiç birisini bize kimse sağlamaz ve lütfetmez.
Hiç kimse kontrolündeki araziye izinsiz ve kontrolsüz bina yaptırmaz.
 
Liyakat sahibi inşa edicilere bunlar temel verilerdir, süreç buradan başlar ve geliştirilir.
 
Liyakat kesbetmeyene ise laf-ı güzaf, hikmetsiz çabadır.
 
Liyakat sahibi sorumlular, duygusal değil, hikmetli bakar ve davranırlar.
 
Zayıf olanlar liyakat kesbetmez, güçlülerse kızmaz, eleştirmez; merhamet ederler.
 
Bu kadarın yetmediği kişiler henüz hamdır, olması için beklemesi ve pişmesi lazımdır.
 
Benim ülkemde gördüklerini buradan okumaya çalış.
Seninki ve diğerlerinde olanları da buradan anla.
Eğer sen bunları ülkende anlatsan, onlar sadece burada olanları tarif ediyorsun, bizimkilerin zaafını anlatıyorsun zannederler. Asla kendilerine kondurmazlar.
 
Tepeden sessizce indim.
 
Yukarıdan gördüğüm arazide, yüzümü doğru olan yola doğru çevirdim.
 
Bir şey demeden, istemeden; nefesim ve gücüm nispetinde yürümeye başladım.
 
Soruları sildim kafadan. Küçük hesapları, büyüklerine tebdil ederek ve yolun sahibine teslim olarak yürüdüm.
 
Issız bir yolda biraz mesafe aldıktan sonra, önümde ve arkamda bazı silüetler gördüm.
 
Boğazımdaki düğüm çözüldü, göğsümdeki öküz indi ve gitti.
 
Gülümsedim.
 
Eşimin sesiyle gözlerimi açtım. Sabah şerifleri hayr olsun. Gülümsüyordun, herhalde güzel bir rüya görüyordun.

Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr