Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > GÖZLER KAPANINCA, GERÇEK KAYBOLMAZ, SADECE KAPATAN GÖRMEZ
GÖZLER KAPANINCA, GERÇEK KAYBOLMAZ, SADECE KAPATAN GÖRMEZ 
 
 
Neden; Müslümanlar da İslam anlayışlarını, dinin anlam ve fonksiyonundan başlayarak ulaştıkları bir din kavramı, algısı, tasavvuru üzerine geliştirmelidirler?
 
Bu hususun öncelenmesi ve anlaşılmasının mecburiyetine vurgu yapılması; tekrar tekrar gündeme getirilmesi, abesle iştigal midir?
 
Yoksa, hayatın hakikati ve insanın fıtratı üzere bir hayat yaşanabilmesinin ön koşulu mudur?
 
****
 
Bu soruları cevaplayabilmek için, öncelikle şu sorulara cevap vermek gerekmektedir. 
 
Fiilen (teorik ya da zihinsel değil) bir hayat yaşayan insanlar; bu hayatın bir bölümünden etkileniyorlar da, bir bölümü onları etkilemiyor mu? 
 
İnsanları, fiilen, fiziken, zihinsel, ruhsal ve sosyal olarak etkileyen hayatın; bazı bölümleri, onların ilgi ve sorumluluk alanlarında da, bazı bölümleri ilgi ve sorumlulukları dışında olabilir mi?
 
Eğer, din algısı, hayatın bir bölümünü, dini, diğer bölümlerini de, din dışı olarak tanımlıyorsa; din dışı olarak tanımlanan bölümün mahiyetini ne belirlemektedir?
 
Onların hayatlarını etkileyen ve hatta belirleyen hususların mahiyetlerini ve biçimlerini belirlemek hak ve sorumluluğu kimin üzerindedir?
 
****
 
Belki de insanların bir çoğu, bu soruların muhtevaları üzerinde hiç düşünmeden bir hayat yaşamaktalar.
 
Ancak, hayata ilişkin bir varoluşsal sorumluluk altında olduğunun farkında olanlar, mutlaka bu soruları sormaktalar ve soracaklardır.
 
Bu soruların önemi, insanların, kendi özeli ve ölçeğinde sınayıp, kötülükten kaçınmasına, doğru ve güzel arayışına girmesine vesile olabilecek bir nitelikte olmasıyla ilgilidir.
 
Aksi durumda, kendilerini özne ve sorumlu görmeden; mahiyetine bakmaksızın, hazır cevaplar, kalıp düşünce ve davranışlarla yaşamaya devam edeceklerdir. 
 
****
 
Hayatın bütün an ve alanları, insanları etkiler ve bu nedenle; hayatın bütünü, insanların ilgi ve sorumluluk alanıdır.
 
Dini ve din dışı diye tasnife tabii tutulan bölümlerden oluştuğu düşünülen bir hayatın, aslında din dışı zannedilen kısmı; başka bir dinin veya dinlerin hükümleri çerçevesinde yapılandırılıyor ve yaşanıyor demektir.
 
İyi ve güzelini elde edeceği; bedelini kendisinin ödeyip, sonuçlarına kendisinin katlanacağı hayatın mahiyetini belirlemek de, insanın bizatihi sorumluluğu altındadır.
 
Zümer suresi .70 - Herkese amellerinin/davranışlarının karşılığı tam olarak verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.
 
****
 
İnsanın yaşadığı hayatın mahiyeti, insanın, bu yaşam boyutunda ve ahiretteki durumunu belirlemek etkisine sahipse; tüm insanların da bu mahiyeti belirlemek imkanına sahip olması gerekmez mi?
 
Yoksa bu imkan ya da sorumluluk sadece insanların bir kısmına mı verilmiştir.
 
Elbette, Allah'ın adaleti ve hikmeti gereği; hangi vasıf, kapasite, pozisyon ve kaynaklara sahip olursa, olsun; bütün insanlar, doğal olarak, kendi hayatlarının mahiyetlerini belirlemek imkanına sahiptirler.
 
Her insan sürekli davranış sergiler. Davranış, hayatın mahiyetini belirler. Dini bilgi de, davranışın mahiyetini belirler.
 
Dinin temel fonksiyonu, hayatın mahiyetini belirlemektir.
 
****
 
Eğer, İslam dinine de, dinin fıtri fonksiyonu üzerinden yaklaşılmazsa ne olur?
 
Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeylerin arası ayrılır. Sistem çalışmaz.
 
Dinin fonksiyonlarını tahakkuk ettirmeyen bir İslam anlayışı oluşur.
 
Bu anlayış bütüncül olarak, İslamın hükümleri ile hayatın mahiyetini belirleyemez.
 
Bu durumda, hayatın mahiyetini belirleyen hükümlerin bir bölümü başka kaynaklardan alınıyor demektir.
 
Müslümanlar, hayata bizatihi dokunamazlar ve dokunulmuş bir hayatı yaşamak zorunda kalırlar.
 
Kitaba; insanın hayatını, fıtratının mahiyetine uygun inşa edip, yaşamasını sağlayacak hükümler kitabı olarak yaklaşamazlar.
 
Kitap, fonksiyonsuz ve fiilen kadük kalır.
 
Kitaptan-hayatı, hayattan-kitabı okumak ve anlamak imkanı bulunamaz.
 
Müslümanların, Kitabın anlam hükümlerinden oluşan bir hayat tasavvuru olmaz.
 
Ortada, Kitabın inşa hükümleri ile inşa edebildikleri bir hayat ve hatta bu hayata dair bir şey olmaz.
 
Ahsenü amel işlenemez.
Sadece Allah'a kulluk edilemez.
Şeytanla savaşılamaz. 
Yani varlık nedeni gerçekleştirilemez.
 
Araçlar, amaç olur ve kutsanır.
 
İtminana erişilmez.
 
Konuşulur, yapılmaz.
 
Hayatın öznesi değil, nesneleri olunur da, bunun farkında bile olunmayabilir.
 
Eğer İslama, dinin fıtratının dışında bir anlayış ve bakışla yaklaşılıyorsa; yeni bir fıtrat ve hükümler "imal edilmiş" demektir.
 
****
 
Her ne; fıtratı çerçevesindeki fonksiyonları yerine getiremez, nedenleri gerçekleştiremezse; o şey inşa etmez, bozar ve tüketir.
 
Fıtratına uygun yaşanmayan İslam bile.
 
****
 
En'âm suresi .159 - Dinlerini parça parça edip, grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır, sonra (Allah) onlara yaptıklarını haber verecektir.
 
En'âm suresi .70 - Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri bırak. Ve bu vesileyle, dünya hayatı kendilerini aldatmış olanlara hatırlat ki; hiç kimse elde ettikleri yüzünden helake sürüklenmesin. Yoksa ona Allah'tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaat eden olur. Her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar elde ettikleri yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr