Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > HAKİKAT PEŞİNDE VE HAKİKATE TARAF OLMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

HAKİKAT PEŞİNDE VE HAKİKATE TARAF OLMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

29.44 - Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman edenler için bir ayet vardır.

Hakikatin peşinde olmak, göklerin ve yerin yaratıldığı bilginin peşinde olmak demektir.

Hakikate taraf olmak demek, karar ve davranışları bu bilgi çerçevesinde gerçekleştirmek; bu bilgi çerçevesinde gerçekleşmeyen hiç bir karar ve hükme tabi, böyle davranmayanlara da taraf olmamak demektir.

Bu bilgi fıtratın yani yaradılış özelliklerinin bilgisidir.

Allah'ın vahyi ve kevni ayetlerinden; akılla, sezgiyle, vicdanla bulunur.

Bunları işletmeksizin hakikat peşinde olduğunu iddia etmek, hilaf-ı hakikat bir iddiadır.

Hakikat peşinde ve hakikate taraf olmak farz-ı ayn'dır. Sevdiğimiz, taraf olduğumuz, tabi olduğumuz bir kişi, kurum ya da grubun, hakikat peşinde olduğu iddiası bizi kurtarmaz.

Eğer bunlar "bizden olan emir sahipleri" iseler; hakikate dair söylediklerinden yararlanılır, hakikat çerçevesinde yaptıklarına tabi olunur.

Ve fakat, mutlaka, daima ve bizatihi hakikatin peşinde olmak iktiza etmektedir.

Hakikatin peşinde ve hakikate taraf olmak; altı boş iddialar, kendi hakkımızdaki zanlar, tarafgirlik düşüncesi, romantik laflar ve propagandist retorikle gelişmez.

Rabbin; yaratan, yöneten, eğiten vb. vasıfları hakikatken, bunları yazıp, çizip, anlatıp, daha sonra da karar ve fiillerde dikkate almamak, hakikate taraf olmak değildir.

"Gerçek hayat bir sonraki boyuttur" inancını başkalarına karşı cansiperane savunup, bütün karar ve çalışmaları, ölümle sonlanan bir hayat tasavvuru ile gerçekleştirmek, hakikate taraf olmak değildir.

Allah'ın yaratılış hükümleri dışında kurulmuş sistemler içerisinde; bu hükümlere mugayir hükümlerle belirlenmiş politikaları uygulamaya çalışmak; bunları kabul edip, uygulayanlara tabi olmak, hakikate taraf olmak değildir.

Bunların hakikat çerçevesinde sağlamasını yapmamak ya da hakikate uygun olanını geliştirmek gayreti içerisinde olmamak, hakikatin peşinde olmak değildir.

Hakikate mugayir üretip, davrandığı halde; bunu da yalanla, propaganda veya manipülasyonla inandırmaya çalışanlara aldanmak, itiraz etmemek ve hatta karşı mücadele etmemek; ne hakikate taraf olmak, ne de hakikatin peşinde olmak demektir.

Zira bu durum; bilmemekten, farkında olmamaktan, zan peşinde olmaktan, korkaklıktan, küçük menfaatçilikten kaynaklanır. Bunların hiç birisi hakikat çerçevesinden değildir.

İçinde bulunduğu durumu, hakikat çerçevesinde analiz edip, hedeflerini ve yapacağı işleri buna göre belirlememek; hakikat çerçevesinde zannettiklerini, hobi kıvamlı faaliyetler, kalanını da hayatın hakikati gibi görmek; ne hakikate taraf olmak, ne de hakikatin peşinde olmak, ne de hikmetli olmak demektir.

Hakikatin kaynakları arasında olmayan; güçlü görünümlü insanlar ve kurumlar, şöhretler, çoğunluklar, kurulu düzenler, mücessem görüntüler, menfaat ya da korku ilişkileri ve "hakikat referansı ile bizden olduğu teyit olmayanlar"; hakikat kaynağı kabul edilmişse; bu durum, ne hakikate taraf olmak, ne de hakikatin peşinde olmak demektir.

Hali, hakikat perspektifimizden okumaya çalışmamak; bunun için usul, yetenek ve alt yapı geliştirmemek; hakikat peşinde olmamak demektir.

Hakikat peşinde ve hakikate taraf olmak, şartlı olarak çok zor bir durumdur.

Eğer içinde yaşanılan toplum ve yönetim; varlığın yaratılış hükümlerine göre kurulup, işlemiyorsa; burada yaşayanlar, hakikat perspektifinden bakıp; yaşamaya, taraf veya karşıt olmaya çalışırlarsa, bu zorluğun ne demek olduğunu bilirler.

Bunlardan sadece Allah'a kulluk edip, sadece O'ndan yardım isteyenler; imtihan üzere, imtihana tabi tutulurlar. Bu imtihanlar çok zordur fakat arınmaya ve pişmeye vesiledir.

Edemeyip de, insanlardan, toplumdan veya kurumlardan beklentisi, dışlanmak korkusu, umutları vb. olanlar için durum daha zordur. Zira bu beklentiler karşısında, insanlar, toplum, kurumlar; normlar ve kurallar belirlemiş, bedeller tayin etmiştir. Bir tarafta istediklerini vermek için kulluk ve itaat bekleyen insanlar, toplum ve kurumlar; diğer taraftan yalnızca kendisine kulluk edilmesini emreden Allah.

Her ikisini de memnun etmeye çalışmak; bunun için gerekçeler, sahte kavram ve hakikat hükümleri üretmek; ne hakikat peşinde, ne de hakikate taraf olmak değildir.

Hakikat peşinde ve hakikate taraf olmak, Allah'a kulluğun, varlık nedenini gerçekleştirmenin, adamlığın, itminana ermenin ve cennete ulaşmanın lâzım şartıdır.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr