Anasayfa > Yazılar > HAKİKATE DAİR -1-

 

 

HAKİKATE DAİR -1-

 

İnsanoğlu için yeryüzü hayatında en belirleyici ve etkili kavramlardan birisi “hakikattir”.

Hakikat, insanın bütün karar, tercih ve davranışlarının çekirdeği, temelidir. Yani bütün karar, tercih ve davranışlar bir hakikat anlayışına dayanır.

İnsanların, hakikatle zorunlu, ontolojik, gayri iradi bir ilişkisi vardır. Bütün insanlar, isteseler-istemeseler, bilseler ya da bilmeseler, “hakikat” kavramının içerik çerçevesi ve fonksiyonları icabınca hareket etmek mecburiyetindedirler.

Bir de insanların, hakikat kavramı ile kurdukları iradi bir ilişki vardır. Bu ilişki hangi hakikat kavramı ve içerikleri ve hakikatin kaynağı hususunda belirledikleri öz kararları ile ilgilidir.

Hakikat, insanların oluşturdukları kurum ve sistemlerin, planlayıp, icra ettikleri bütün süreçlerin başlangıcını, esasını, temelini ve dolayısı ile sonucunu belirler.

İnsanların bir bölümü, “hakikatin” bu hakikatinin farkında değillerdir. Onlar yaptıkları bir davranış ya da kurdukları bir ilişkinin, hakikat boyutu ve fonksiyonları ile irtibatını bilemezler, kuramazlar, farkında değillerdir, ilgili de değillerdir.

Örnek olarak, bölgede çıkmış bir savaşın temelinde bir hakikat anlayışı olduğunu bilmezler ve ilgilenmezler.

Ya da kendilerinin bir ilişki probleminin, hakikat boyutundaki etkilerinin, sonucu nasıl belirlediğinin, etkileyip-oluşturduğunun farkında değillerdir.

Onlar, olayların, oluşların süregiden pratik unsurları ile ilgilenirler. Onlardan etkilenirler ve bu mertebeden anlayış geliştirmeye çalışırlar.

Hakikatin ontolojik bir mecburiyet ve etkiye sahip olması gerçeğinden çıkışla şu soru sorulabilir. Bir yandan ontolojik zorunluluk, diğer yandan bunun farkında olmayan bir kitle; bu durumda, bu kitle kendi davranış ve kararlarını neye göre belirleyip, gerçekleştiriyor?

İnsanların davranış geliştirebilmeleri için zorunlu ve gayri iradi hususlardan birisi; davranışa esas kararlarının bir “doğru, zaruri ve meşru” yargısına dayanmasıdır. Aksi durumda bir davranış gerçekleştirilemez.

Bu kitle sahip olduğu cari özellikler dolayısıyla sadece pratik düzeyden anlayıp, yaklaşmaya çalıştığı için; hakikatle ilişkiyi de ancak bu mertebeden kurabilmektedir. Onlara, kararın ve davranışın gerçekleştirilmesi için gerekli olan “doğrular, zaruriler ve meşruları” bir şekilde elde etmek, hakikatle ilişki kurulması bağlamında yeterli olmaktadır.

Hakikate ilişkin mertebelerin en derin düzeyinden başlayarak, davranışın gerçekleştiği, pratik düzeye gelene kadar bütüncül ve senkron halinde çalışan bir sistemin, bütün mertebelerinden bakamazlar, bakmayı gerekli görmezler. Bu nedenle davranışı gerçekleştirecekleri düzey ya da boyutta ihtiyaçları olan “doğru, zaruri ve meşru” yargıları kendilerine sağlanırsa, onlar için yeterli olur ve davranışı geliştirmeye odaklanırlar.

Bu gruptaki insanlar, doğru, zaruri ve meşru yargılarını, hakikat boyutundan itibaren, kendileri, bizatihi; doğruluğunu teyit edip; doğruluk ve sahihlik yargısı üreten mekanizma bütününden; güncel doğru ve meşru hükümleri üretemedikleri durumlarda, mutlaka bunu birilerinden almak zorundadırlar.

İnsanların küçük bir bölümü de, hakikat ile ilişkisini, ontolojik mertebeden itibaren kurabilecek donanımda yaratılmışlardır.

Bu grupta olanlar, bu düzlemde; hakikatin kaynağı, sahihliği, bütünlüğü ve diğer kriterler çerçevesinde kritiklerini yaparak hakikati kabul ederler.

Daha sonra hakikatle ilgili bilgiyi üretip, davranışa kadar olan süreci çelişkisiz ve kesintisiz yönetebilirler.(Bunların geniş açıklamalarını ve sistemlerini başka yazılarda anlatacağız inşallah.)

Bu bağlamda insanlar iki kategoride tasnif edilebilirler.

Birincisi, hakikatle, ontolojik düzeyden ilişki kurabilenler ve davranış düzeyleri için zorunlu olan, güncel “doğruluk, zaruret ve meşruiyet” hükümleri üretebilenlerdir.

İkincisi ise, pratik düzeydeki “doğruluk, zaruret ve meşruiyet” hükümlerini başkalarından alıp, davranış geliştirebilenlerdir.

Ontolojik düzeyden başlayarak üretilen hakikat bilgileri ile üretilen doğru, mecbur ve meşru hükümleri pek çok yöntem ve mecra ile başkalarına iletilip, öğretilebilirler.

Bu mecralar; eğitim, kültür, gelenek, bütün iletişim yolları, usulleri, ürünleri ve mecraları, propaganda ve manipülasyon süreçleri veya toplumsal, kurumsal paylaşım, yönetim, ilişki ve iletişim yöntem ve yolları ile olabilir.

Hakikatle ilişkiyi, pratik düzeyden, kendi üretmediği doğru, zorunlu, meşru yargıları ile kuran kişiler; büyük oranda bu yargıları üretenlerin ve yayanların arzusu istikametindeki doğrular ve meşrular ile karar ve davranışlarını geliştirmektedirler.

Bu karar ve davranışların doğruluğu ve meşruluğu, bunu üretenlerin niyetleri, inandıkları hakikat kaynakları ve onunla kurdukları ilişki ile doğru orantılıdır.

Pratik düzeye, doğru, zaruri ve meşru hükümleri iletenlerin isabet ve etkinlik mertebesi ise ontolojik düzeye yaklaşım niyetleri ve usulleri bağlantılıdır.

Hakikat kavramı, insan yaşantısının bütün makro ve mikrolarını; bütününü ve parçalarını; bunların bizatihi varlıklarını, ilişkilerini ve sonuçlarını; sonuçların, bütün varlık ve ilişkilere etkilerini kapsayan bir mahiyete sahiptir.

Hakikat kavramı; varlığın, ilişkilerin, olguların, oluşların, süreçlerin ve sonuçların doğası/fıtratıdır.

Hakikate ilişkin herhangi bir şey üretebilmek, benzersiz ve yüksek özellikler gerektirir.

Örneğin; varlığın kendisi, ilişkileri, sonuçları ve etkileri ile bunların bütünle ilişkisini kurabilecek bir doğru, zaruri ve meşru yargısı oluşturabilecek bilgileri üretebilmek için gerekli asgari hususiyet; yatayda ve dikeyde, varlığın bütün yaratılış özelliklerini, kök ilişkilerini ve sonuçlarını, sonuçların etkilerini bir arada görüp, bilebilecek bütüncül, zamanla ve mekanla sınırlı olmayan bir görüş ve ilmi zorunlu kılar.

Ayrıca hakikat kavramının oluşturduğu “doğru, zaruri ve meşru” hükümleri ile gerçekleştirilen davranışların; hiçbir varlık, unsur, ilişki ve sürecin hukukunu çiğnememesi gerekmektedir. Eğer bu hukuk çiğnenirse, o unsur da, diğerlerinin hukukuna tasallut edeceği için varlığın bütüncül barış ve üretkenlik içerisinde kalması mümkün olmayacaktır. Bu durumda daimi kaos, kargaşa ve çatışma söz konusu olacaktır.

Bir başka husus ta, bu bilgiyi üretenin hiçbir zaafa sahip olmaması mecburiyetidir. Eğer bu mercii bir zaafa sahip olsa, bu durumda, bu gücü (üretilen bilgi insanların karar ve davranışlarını belirleyeceği için çok büyük bir güce sahiptir) diğer bütün unsurların köleleştirilmesi veya istismar edilmesi biçiminde kullanabilmek imkânına sahip olacaktır. Hakikat boyutundaki bilginin hayata etki gücünün asimetrik olması nedeniyle bu potansiyel ortaya çıkmaktadır.

Asgariden yukarıdaki nedenlere dayalı olarak, bu düzeyden bilgi üretip, doğru ve meşru yargıları oluşturanların; insanlardan farklı imkân, sınır, özellik ve pozisyona sahip olmaları gerekmektedir.

Zira insanların algı, anlayış, bilgi işleme kapasitesi ve yeteneği, sınırları ve yaratılış özellikleri, yukarıdaki kriterleri sağlayamaz. Ayrıca zaafsız insan da düşünülemez.

İnsanların inşa ettiği kurumlar ve ağ sistemlerinin de bunu sağlayabilmek yeteneği yoktur. Çünkü bütünü oluşturan parçaların sınırlı; niyetlerin görece olması durumunda; bütünün sınırsız, mutlak ve objektif olması beklenemez.

Ontolojik boyutta hakikat vaz edecek varlık, bütün insanlığın ve hayatın mutlak otoritesidir. Zira hakikat hükümleri ve bunlardan doğan “doğru, zaruri ve meşru” hükümleri, bütün insanların karar ve davranışlarını; insanların karar ve davranışları da, hayatı oluşturan bütün varlık, sistem, ilişki, oluş ve süreçleri ortaya çıkartmaktadır.

Mutlak otoritenin, ontolojik boyutta ortaya koyduğu ‘hakikat hükümleri’, buradan başlayarak, davranışa kadar (ileride detaylıca anlatılacaktır) olan bütün mertebelerde “doğru ve meşru” hükümleri ve bu hükümlerle inşa edilen sistem ve süreçleri ortaya çıkartmaktadır. Bu süreçlere vaziyet edip, hakikatin ontolojik boyutundan, davranış boyutuna kadar; mutlak otoritenin vaz ettiği mutlak “doğru ve meşru” yargılarının bir fonksiyonu olarak; güncel “doğru, zaruri ve meşru” yargısı üreten her unsur (insan, kurum, vs.) de nispi otoritedir.

Her nispi otorite, bir mutlak otoriteye bağlı, dayalı ve nispeten, kendi yargılarını üretmektedir.

DEVAM EDECEKTİR

Murat SAYIMLAR

EKİM 2017                                                                                                                             


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr