Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > HALİ BİLMEK YA DA KÖR UÇUŞ

HALİ BİLMEK YADA KÖR UÇUŞ

"Kişi kendin bilmek gibi irfan olmaz" demişler.

Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şeylerden birisi de irfan olsa gerek.

İrfan, ne yaptığımızı ve ne yapmamız gerektiğini bilmenin lazım şartıdır.

Bunu bilemeyenler, hakikat üzerinde olduklarından emin olamayabilirler. Üstelik bunu anlamalarını sağlayacak olan ölçüleri ve göstergeleri de kadük bırakacak mülahazalar geliştirip, "rahatlamak" yolunu da tercih edebilirler.

En kötüsü de, talep geliştiremedikleri için; ne kendileri, ahsenü amel nitelikli işler yapabilmek imkanını bulabilirler; ne de hakları olan şeyleri elde edebilirler.

Bu hale tam bir "kör uçuşu" denilebilir.

Oysaki, fıtratına uygun bir din anlayışının perspektifinden okuyabildikleri Kitap, Hz.Peygamber ve Allah'ın diğer ayetlerinin oluşturduğu bakış açısı ve yöntemlerle idrak edebildikleri durumla; sadece Müslüman ismi ile oluşturulan bir doktrin çerçevesinde üretebildikleri anlamlar ve veriler; net bir tasavvur ve ufuk sağlayacaktır.

Bu durumda; ne halde olunduğu, ne yapıldığı, neler yapılması gerektiği ve nelerin talep edileceği hususunda bir sorun kalmayacaktır.

Hali tereddütsüz okuyanların, talep etmek problemleri kalmaz. Talep edenlerin de elde etmek imkanları hasıl olur.

Zira, arz-talep ilişkisi, oluşların fıtratına ilişkin bir sabitedir. Talebin samimi, istikrarlı ve güçlü olduğu durumlarda arz gelecektir.

Unutulmasın, dua da, Allah katına açılmış bir taleptir.

Sahih çerçevede geliştirilmiş doktrin; hale ilişkin bir referans çerçevesidir.

Durum bununla okunup, anlamlandırılır. Sorunlar, ihtiyaçlar ve hedefler buna göre belirlenir. Doğru-yanlış, fayda-zarar, bu çerçeveden tespit edilebilir.

Bunlar insanla, hayat arasındaki ilişkinin fıtrat ölçülerinde kurulmasının zorunlu unsurlarıdır.

Daha derin ve geniş bir bakış açısı ve yaklaşım gerektirdiği için; bu alanlarda söz söylemek ve bir şeyler yapmak sorumluluğu; şakileye göre sorumluluk ve yetki prensibi gereği, ulul el bab yani derin akıl sahiplerine verilmiştir.

Bunların, sorumluluklarını yerine getirebilmeleri nispetinde, bizlerin hayatı sahih okuyup, talep geliştirmek imkanlarımız gelişecektir.

Eğer bu mekanizma oluşup, çalışmazsa; bunlardan haberi olmayan geniş kitleler; genellikle de "ben mertebesinin" etkisi ile; cari idraklarının ürünü olan karar ve amellerin yeterli olduğu zannıyla hayata müdahale etmeye devam edip, ötesi ya da bütünü ile ilgili bir talep geliştiremeyeceklerdir.

Bu durum da, oluşların fıtratının zorunlu unsurlarından birisidir.

Makroyu görüp, bilmeden; mikroda yapılan şeylerin sahihliğinden ve etkinliğinden emin olunamaz.

Makroya ilişkin bir şeyler söyleyip, yapabilmek; makro-mikro ilişkisini kurabilmek imkanı, ulul el bab olan kurucu akıl sahiplerine verilmiş bir imkan ve sorumluluktur.

Sadece mikrodan yani bulunduğu alan, mertebe ve kesitten bakıp, okuyabilenlerin bu imkana sahip oldukları söylenemez.

İçinde bulunulan durumun farkına varmak ve gereğince davranabilmek; sadece bizim gördüklerimiz, bildiklerimiz, söylediklerimiz ve yaptıklarımız çerçevesinde bir hakikat anlayışının yeterli olamayacağının da farkına varmayı gerekli kılar.

Bende olan bana yeter demeden; aramak, dinlemek, düşünmek, hakikate destek olmak, halin mecburiyetlerindendir. Oldum demek, öldüm demek anlamına gelebilir.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr