Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 3 > HANGİ YOLUN NERESİNDE, NE HALDEYİZ? ŞİMDİ NE OLACAK?

HANGİ YOLUN NERESİNDE, NE HALDEYİZ? ŞİMDİ NE OLACAK?

Hayatımız boyunca bu soruları sormak noktasına kaç defa geldik?

Kaçını açıktan, kaçını da gizli sorduk?

Kaçının farkındaydık? Kaçını farkında olmadan sorduk?

Ömrümüzün kalan kısmında daha kaç defa soracağız?

Bu sorunun ne anlamı, önemi var ki? Bu kadar çok muhatap olmak zorunda kalmaktayız?

Soruların açıktan sorulanları ve çok etki edenlerini belki hatırlayabiliriz fakat hatırlamadıklarumız tahminimizin çok fevkinde sorulmuştur.

Hayatın fıtratındandır ve sabiteleri olarak vuku bulur.

İnsanlar, kurumlar, toplumlar, devletler; ölçüsü milisaniye, saat, ay, asır; bunlardan daha kısa ve daha uzun zaman birimlerine sahip olurlar. Bu zaman dilimlerinin özellikleri, içlerinde durumları barındırmalarıdır.

İçlerinde durum barındıran zaman dilimlerine “an” denilir.

Bu sabiteden çıkışla, başka fıtri sabiteler de oluşur.

Her an da ortaya çıkan durum karşısında; durumu oluşturanı kuşatan çevre bir durum okuması yapar ve bir iç tutum alır.

Bu iç tutum çerçevesinde, bir karar alır ve bir davranış sergiler.

Bu davranış yeni bir durum oluşturur.

Yeni durum karşısında, önceki durumu oluşturan bir durum okuması yapar; tutum ve karar alır ve bir davranış sergiler.

Bu davranış yeni bir durumu oluşturur ve bu biteviye devam eder.

Bir durum ile bir sonraki durum andır. Ve bu anlar muhtelif zaman aralıkları ile tarif edilirler.

Hayatı inşa eden temel döngülerden bir tanesidir.

Bu keyfiyet çerçevesinde her döngünün sonunda ve yeni durumun başında bu sorular mutlaka sorulur.

Hangi yolun neresinde, ne haldeyim? Şimdi ne olacak?

Bu sorular; 
Çok acı ve acıtan, korkutan, endişelendiren hallerde;
Çok umutlu, güçlü durumlar da;
Ne yapacağını bilmez haldeyken;
Pişmanlıklar içinde sorulabilir.

Yani bu sorular kaçınılmazdır.

Yaptığı yanlış tercihlerin,
Kurduğu hatalı ilişkilerin,
Hayatının gayesini belirlediği sahici olmayan anlamların,
Sahte ve aldatan ilişkilerin,
Verdiği anlamsız ve hukuksuz desteklerin,
Yanlış hedeflerin,
Bilinçsiz süreçlerin,
Başka bir safha gerektiren hallerin sonlarında sorulur.

Son on, onbeş yıldır, Türkiye’de ve Dünya’nın farklı coğrafyalarında, bu soru acılı yüzleşmelerle, defaeten soruldu.

Gidişata bakılırsa, önümüzdeki on, onbeş yıl içerisinde, Allah doğrusunu bilir ya, acı yüzleşmelerle, tekrar sorulma potansiyeli de görülmektedir.

Bu arada son birkaç yıldır, artan oranlarda, henüz yüzleşmenin acısını tatmamış fakat hissi gablel vuku ile bu soruları sormaya başlayanları görmekteyiz.

Geçmiş otuz, kırk, elli senelerini kapsayan bir döngünün sona erdiğini ve yeni bir durumun eşiğinde olduklarını fark etmektedirler.

Bu fark ediş;

Bir yönü ile, geçen yıllardaki hedefler ve iddiaları ile, ulaştıkları sonuçların farklılıklarının ortaya çıkışından doğmaktadır.

Bir başka yönden, dahil olmadıkları fakat süreçlerini gözledikleri kişi, kurum ya da devletlerin acı tecrübelerini okumakla oluşmaktadır.

Allah’ın lutfettiği yeni algılama düzeyleri ve perspektifi ile mukayeseli okumalar yaparak bu fark edişe ulaşmaya başlayanlar da oldu.

Bir bölümü ise tarif edemedikleri fakat; “bu böyle olmaz, olmamalıydı” hisleriyle ulaşmaya çalıştıkları bir fark ediş çabası içerisindeler.

Önümüzdeki yıllarda bu fark edişin ve “şimdi ne olacak” sorusunu soranların, katlanarak artabileceği görülmektedir.

Görülen başka bir şeyde; büyük bir hızla, gaz kesmeden; duvara ya da uçuruma doğru giden fakat çarpmak veya yuvarlanmakla yüzleşmeden bu soruları sormayacak olan büyük bir kitlenin de varolmasıdır.

Bir döngünün tamamlanmak üzere olduğu ve yeni bir durumun kapısında olunduğu ortadadır.

Ağır ve acı yüzleşme ihtimali büyüktür.

Bu ihtimalle yüzleşmeden, farkına vararak, bu soruları sorup, çıkış yolları bulabilmek için, elde ne kadar süre ve ne yapabilmek imkanı kaldı? Net olarak bilinmiyor.

Bu nedenle yeni dönemin eşiğinde;

Ahd-ü peymanı yenileyip; alışkanlıkla, ünsiyetle, belki de onbinlerce kere söylediğimiz;

“Alemlerin Rabbi sensin, yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz” sözlerini;

Halimizi ona şahit tutup, mahza bilinç, farkındalık ve samimiyetle söylemek mecburiyeti doğmuştur.

Yine aynı uyanıklıkla ve Allah’tan; yeni durumun ilk ve hayati yardım isteğini tekrarlamak gereği doğmuştur.

“ Bizi doğru yoluna, nimet verdiklerinin yoluna hidayet et.”

Hidayet rehberi olan kitabın, yol göstericiliğinin lazım şartı olan takvayı elde edebileceğimiz şartları yerine getirebilmek için; azim, güç ve samimiyet ver.

İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak etme.

Unutur ve yanılırsak bizi sorumlu tutma. Bize rahmet et ve mağfiret et.

Hidayet verdikten sonra kalplerimizin kaymasına izin verme.

Zikrine, fıtratı mucibince tabi olmayı nasip eyle.

Aklımızı fıtratına uygun kullanabilmeyi nasip eyle.

Şeytana ve nefsimize yem etme. Şükretmenin fıtratı mucibince, şükretmeyi nasip eyle.

Firaset, basiret, hikmet sahibi kıl.

Zikrinden yüz çevirenleri kenara çekip; Sen’in, onları sevdiğin; onlarında Sen’i sevdiği birilerini yerine getireceğini söylüyorsun. Bunun gerçekleşeceğinden hiç şüphemiz yok. Onların arasında olmamızı lütfeyle.

Samimi duaları, sığınma ve teslimiyeti ile hidayet ve yardım talebinde bulunmak hayati bir mecburiyettir.

Zira hangi yolun üzerinde, hangi halde olduğunu bilmeden; şimdi ne olacak? Ne yapacağız? Sorusuna sahici ve sahih bir cevap bulamadan, yeni bir durumun içerisine yuvarlanmak ihtimali söz konusudur.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr