Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > HASSAS KULAKLAR

HASSAS KULAKLAR

Navaho kabilesinden di. İsmini Özgürruh koymuşlardı. Zira onu zapt edebilecek ip, hapisane, yerleşik kural ve norm yoktu. Ancak adalete, hakikate ilişkin inançları onun sınırlarını ve sorumluluklarını belirliyordu.

Özgürruh bir müddetten beri çığlıklar duyuyordu. Ancak başkalarının bu çığlıkları duyduklarına ilişkin şüpheleri vardı. Zira bu çığlıkları işitenlerin vermeleri gereken insani tepkileri veren kimse görmüyordu, etrafında.

Bu nedenle duyduklarına sessiz çığlıklar ismini verdi.

Ancak bu çığlıkları duyabilen başka hassas kulakların olup olmadığını merak etmekten de geri duramadı.

İnsanların verdikleri tepkileri gözlemleyerek, kabilede hassas kulak olup olmadığını anlamak için araştırmaya başladı.

Haklarında öngörü sahibi olduğu insanlara, kendisinin bir takım çığlıklar duyduğunu ve rahatsız olduğunu söylüyor, “ bu sorunu” için onlardan fikir soruyordu. Karşı tarafın yaklaşım ve tepkileri üzerinden de sonuç çıkartmaya çalışıyordu.

Sonuçta bir avuç insan hakkında olumlu şüphelere sahip oldu.

Bunları yemek ve sohbet için davet etti. Köyü ve diğer köylerin pek çoğunu görebildikleri yüksek ve esintili bir tepede toplandılar. Yemek olarak sadece süt ikram edebiliyordu.

Bu tepede diğerlerine, doğrudan işittiği sessiz çığlıkları anlattı. Bunlardan anladıklarını paylaştı. Son olarakta bu çığlıkların çaresizlik ifadesi ve yardım talebi olduğunu söyledi ve ne yapılması gerektiği hususundaki düşüncelerini ifade etti.

Hüsnü zan hasılası bir avuç insan dinlediler ve görüşlerini ifade ettiler.

Bir bölümü, sessiz çığlıkların olabilmek ihtimalini göz ardı etmemekle birlikte bu sesleri başka bir vadinin tınıları üzerinden anlamlandırıp, Özgürruh’u eleştirdiler.

Bir ikisi onların da bu çığlıkları işittiklerini söyleyip, düşüncelerine katıldıklarını ifade ettiler ve sonrası için bir şey söylemediler.

Birisi meseleyi anladığını ortaya koydu ve sordu; “ne yapmayı düşünüyorsun?”

Bazıları da, söylediklerinle ilgili ihtimalleri göz ardı etmiyorum deyip, kendileri ile ilgili korkularından bahsettiler.

Çaylarını içip, çubuklarını tüttürdüler ve dağıldılar.

O tepede, kendi ile baş başa kalan Özgürruh, ruhun özgürlüğünün ne kadar önemli, varoluşunun doğal sınırlarının dışındaki sınırların da ne yaman bir esir kampı olduğunu, daha derinden fark etti.

Sessiz çığlıkları işitmenin ya da işitmemenin; bunları şöyle ya da böyle anlamlandırmanın; bunun sonucunda alınacak tutumun ve yapılacak işlerin izafi olduğunu anladı. Her insan kendi izafi hali üzerinden bir duruş noktasına sahiptir; bir tavır ve tutum belirleyebilir. Eğer bunlardan üç benzer bir araya gelirse bir süreç başlayabilir diye düşündü.

Sessiz çığlıkları hissedebilecek hassas kulakların ne kadar büyük bir nimet ve ne kadar ağır bir yük olduğunu da anladı.

Bunların da yeterli olmadığına; inançla dolu, cesur bir yüreğe sahip olmanın da mecburiyetine inandı.

Eğer tepede bunlara sahip iki kişi daha çıksaydı, kendisi, işittiği sessiz çığlıklardan çıkarttığı anlamlara ilişkin bir şeyler yapmaya başlamaya kararlıydı.

Fakat bu üç kişi için başka bir baharı beklemenin ızdıraplı zorunluluğunu hissetti.

Artık iki ihtimal kalmıştı; ya bir başka bahara kadar sabırlı arayışa devam, ya da başka bir vadide, başka bir köyde yeni arayış.

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr