Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > HER BABAYİĞİDİN HARCI OLMAYAN BİR TEKLİF

HER BABAYİĞİDİN HARCI OLMAYAN BİR TEKLİF 

 
Bazı teklifler tekellüf (sorumluluk almak, kendi rızası ile zorluğa katlanmak, yük altına girmek) gerektirir.
 
Bu, mücadele etmenin, kemalatın, istediğine ulaşmanın lazım şartı, dava adamı olmanın gereğidir.
 
Sorumluluk almaktan korkanlar, işin lafını etmekle iktifa eder, bu hususta ustalaşır ve hatta laf etmenin işin aslı olduğunu savunurlar.
 
Sorumluluk almaya hazır adamlar ki; "bunlar ahidlerinin gereğini yerine getirmekte kararlı, bir nezri, davası olan ve asla bu pozisyonlarını değiştirmeyenlerdir" işin gereğini, her zorluğa rağmen yerine getirirler.
 
Sorumluluk almak konuşulduğu kadar kolay gerçekleştirilen bir durum değildir.
 
İradenin geliştirilmesi ve zorlanmasını zorunlu kılabilir.
 
Bu başlangıçta zor ve acı veren bir iştir. Bu nedenle bir çok kişi bu zorluğun korkusu ile başlamaya korkar. Bir bölümü ise zorluğa tahammül edemediği için sorumluluk alanını terk eder.
 
Halbuki başlayıp, bir müddet tahammül gösterilse, sabredilse; irade güçlenir, sorumlu olmak öğrenilir ve büyük sorumluluklar altına girmeye imkan sağlanır.
 
İnsanların büyük bir kısmı oturur, konuşur, korkar, kaçarken; bir bölümü ise sorumluluk alarak dünyayı yaşanır hale getirmek, inşa etmek; fitneyi ortadan kaldırmak için mücadele eder.
 
Bu sonuçlarına zorunlu rızanın olduğu kişisel bir tercihtir.
 
Allah'a kul olmak, adamlık, fıtratına uygun yaşamak, adaletli olmak sorumluluğunu üstlenemeyenlerin durumu büyük vahamet taşımaktadır.
 
Bu sorumlulukları almaya niyetlenmiş fakat özürsüz yerinde oturanların durumu başka bir kaybı ifade etmektedir.
 
4.95 - "Mü'minlerden, özür sahibi olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri, oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır."
 
Kendini Allah'a karşı sorumlu hissedenlerin;
 
Yaşadıkları hayatta, karşı karşıya oldukları durumları, fıtrat hükümleri ile okuyabilmek;
 
Bu çerçevede karşı karşıya olunan sorunları çözmek, ihtiyaçları gidermek, hedefleri gerçekleştirmek;
 
Bunun için sahip olunması gereken niteliklere sahip olmak;
 
Yapılması gereken işleri yapmak;
 
Kurulması gereken sistemleri ve ilişkileri kurmak;
 
Bunun için sürekli ve dinamik olarak yeniden inşa süreci içerisinde olmak mecburiyetleri vardır.
 
Fiili süreçlerle çıkarılan fitneler, sosyal yangınlar; sadece ağızla, lafla söndürülemez.
 
Fiili bütün süreçler karşısında, sadece konuşmayı ve yazmayı, sorumluluk almak gibi görenler; ya sorumluluk almaktan korkmaktadırlar, ya da bir ileri safha olan şizofrenik duruma iltica etmişlerdir.
 
Korkunun ecele faydası yok. Fiili sorumluluk almanın önündeki psikolojik ve sosyolojik engelleri bertaraf edip, yiğitçe yük yüklenmeye bir yerden başlamak gerekmektedir.
 
Bunun için tekellüf gerektiren bir teklifim var.
 
Zor fakat bu eşik aşılırsa; ciddi bir yüzleşme, daha zorunu yapma inancı ve gücü, çevreyle, dirilten ve üretken bir ilişki imkanı elde edilebilir.
 
Önümüzdeki onbeş gün içinde; kendinizle ve tüm çevrenizle kurduğunuz ilişki ve iletişimde; asla yargılamayın, eleştirmeyin, suçlamayın ve zannetmeyin.
 
Mümkünse düz cümlelerle, iyi niyetle, merhametle öneriler geliştirmeye çalışın.
 
Bu teklifi dikkate almamak; ya hayata karşı sorumlu ve ciddi bir duruşa sahip olmamak, önemsememek ve hatta farkında olmamak; ya da yüzleşme korkaklığının farklı tezahürlerinden olacaktır.
 
Denemeye başladığınız birinci günün sonunda ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız.
 
Kendiniz ve ilişkide bulunduklarınız hakkında zanda bulunmanın, eleştirip, yargılamanın ve suçlamanın; her ne kadar erdem adına yapıldığı iddia edilse de; ne büyük yıkım ve zulüm olduğunu fark etmeye başlayacaksınız.
 
Bunu ne kadar kolay ve doğal gibi yaptığınızı görüp, dehşete kapılacaksınız.
 
Bunu yapmamanın ne kadar zor olduğunu zira kanınıza işlemiş olduğunu göreceksiniz.
 
Biraz daha direnir de sürece devam ederseniz;
 
Koskoca yazar, abi, lider dediklerimizin çoğunlukla bundan başka bir şey yapmadıklarını; dava ve hayır adına bilmeden ne zulümler, yıkımlar yaptıklarını fark etmeye başlayacaksın.
 
Ötekinin yanlışları üzerinden, suçlama, eleştirme ve yargılamaya dayalı metot ve taktiklerle; siyasi, sosyal, stratejik ve ekonomik kazanım elde etmeye çalışanların verdikleri psikolojik, sosyolojik, stratejik zararı fark etmeye başlayacaksın.
 
Bunu yapanlar meseleye bütüncül ve hukuk çerçevesinden değil kazanmak odaklı yaklaştıkları için, yaptıklarını teknik üstünlük ve erdem olarak görmektedirler. Sonuç analizi ve hasar tespiti yapmadıkları için de, yıkıcı sonuçları fark edip, usul değişikliğine gitmemektedirler.
 
Eğer ısrar ve istikrarla denemeye devam ederseniz;
 
Kendi nefsinize karşı yaptığınız adaletsiz, hikmetsiz, faydasız saldırıların olumsuz etkisinden kademeli olarak kurtulup; gerçek sorun çözücü ve inşa edici bir akla ve davranışlara sahip olmaya başladığınızı hissedeceksiniz.
 
Çevre ilişkilerinizde; zanna dayalı düşüncelerden, yargılama, suçlama ve eleştiri imalarından, sözlerinden ve ithamlarından vaz geçip, bu durum istikrar kazanınca; insanlarla, insan onuruna, hürmetine dayalı; merhametli ve hikmetli ilişkiler gelişmeye başladığını göreceksiniz.
 
Bu insanlarla ilişki sorunları azalacağı gibi karşıdakilerinde sorunları azalacaktır.
 
Bir insan kendi durumu, zaafları, sıkıntılarının her an ve en derin şekilde farkındadır.
 
Bunun acı ve ıstırabını sürekli hissetmekte ve çekmektedir.
 
Bunları çözebilmek için çaba göstermekte ve bazen, belki çoğu zaman başarılı olamamaktadır. Bu başarısızlığın acısınıda ayrıca çekmektedir.
 
Dışarıdan gözlem yapıp, yakaladığınız bir hata ya da zaafı; sanki diğeri bunun farkında değilmiş ve ne yapacağını bilmiyormuş; eğer eleştirir, yargılarsak utanır, sıkılırda vazgeçermiş zannıyla, eleştirip, suçlayıp, yargılamak; karşıdakinin açık yarasına kezzap atmaktan daha beter acı vermektedir.
 
Eğer birde karşıdaki eleştiri ve yargılamaları doğru bulupta, inanırsa; bu kere ne kadar mücrim ve aciz olduğuna karar verip kendini tümden değersiz görüp, umutsuzluğa kapılabilir.
 
Eğer bunu kendimize yaparsak; özgüveni, değeri ve saygıyı yok etmekten başka bir işe yaramaz.
 
İşte böyle kökten yıkıcı bir ilişki ve iletişim tercihinden vazgeçmek için on beş günlük bir çaba ve gayreti teklif ediyorum.
 
Hasılası olarak; yüzleşme, fark etme, değiştirme, iradenin güçlenmesi ve daha sonraki süreçlerin ön aşaması olabilecek basit fakat zor ama stratejik bir teklif yapıyorum.
 
Elle yakılan, ağızla söndürülemez.
Sahici bir sorumluluk damarını güçlendirmek için buradan bir başlangıç yapılabilir.
 
Siz bunu bir deneyin.
 
Bu hususları din kapsamının dışında addedip, hiçleştirip, yargılayıcı tavırda olanların hidayeti için dua edin. Çünkü Allah hidayet ettiklerinin önünü tıkayan düşüncelerden, zaaflardan, korkulardan onları kurtarır ki, onların önleri hakikate doğru açılsın.
 
 

Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr