Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > HERKES HAKİKATİ BİLMEYİ İSTİYOR MU?
HERKES HAKİKATİ BİLMEYİ İSTİYOR MU?
 
Bu soruya, kendi adına "hayır" diyecek kimsenin çıkacağını zannetmiyorum. En azından, insanların tamamına yakınının bu niyete sahip olması muhtemeldir. Ancak gerçek böyle midir?
 
Bu soruya doğru bir cevap bulabilmek için, öncelikle hakikatin anlamına, arayış ve buluş yöntemine ilişkin bir çerçeve çizmek icap eder.
 
Bir olguya, oluşa, ilişkiye; hakikat çerçevesindedir diyebilmek için sadece; gözlemler, tespitler, subjektif inançlar, tecrübe, tevarüs etmiş kültür, gelenek ve bilgiler ya da görülen yaşamlar, olaylar, sistemler, faaliyetler, tarif ve tekliflerin perspektifinden bakmak yeterli ve tutarlı olmayabilir.
 
Zira bunların tamamı; temelde, bir anlam, bundan doğan amaçlar ve hedefler barındırmaktadır. 
 
Bu anlamın, amaçların ve hedeflerin gerçekleşmesini sağlayacak; kök ilkeler, değerler, sınırlar, ölçüler, kriterler, sistem, hukuk, usuller ve mekanizmalar vardır. 
 
Bunların tamamı; olgunun, oluşun, ilişkinin hakikatini oluşturan temel hükümlerdir. Bu da hakikati aranan hususun fıtratıdır. Yani olgu, oluş ve ilişkinin hakikati, onun fıtratıdır.
 
Hakikatin bulunup, fark edilebileceği mertebe burasıdır. Yani hakikati bulabilmek için; var olanlara da, arananlara da buradan bakmak gerekmektedir. 
 
Her fıtrat, görece bir hakikate taalluk eder fakat bunun, hakiki hakikat olduğu nasıl anlaşılır?
 
Bu hakikat, insanın ve ilgili varlıkların varoluş özelliklerine yani fıtratlarına uygunluğu çerçevesinde anlaşılır.
 
Yani bir olgu, oluş ve ilişkinin hakikatinden bahsedebilmek için öncelikle insanın, sonra da olgu, oluş ve ilişkilerin orijinal fıtratlarından bakabilmek gereklidir.
 
Bunların kök kaynağı; vahyi ve kevni ayetlerdir. Daha sonra, bunlardan mülhem oluşturulacak bir İslam Bilgi Teorisi çerçevesinde tarif edilecek diğer bilgi türleridir.
 
Hidayet, akletmek, tefekkür, ayetlerin afakta ve enfüste bizatihi görülmesi ve aynı bilgi teorisinde belirlenecek olan olgu ve yöntemlerle de, bilinir ve bulunur.
 
Bu durum, yazılanları; anlayıp, anlamayan; ilgilenip, ilgilenmeyen; kabul edip, reddeden herkesi ilzam eden bir husustur. Zira hakikati, usulü üzere aramak; insanın varlık nedeni ve hayatının orijinal anlamı üzerinde yaşamak veya yaşamamakla ve bunun sonuçları ile ilgilidir.
 
Belki asıl mesele, hakikat üzerinde olduğunu zanneden herkesin bir gözden geçirme yapmasıdır. Tek yönlü ve geri dönüşsüz bir yolda yürüyen insana yakin hasıl olunca, bir sürpriz ile karşılaşması, bedeli ağır ve acı bir durum olsa gerektir.
 
Bizatihi özgün bir İslami Bilgi Teorisi çerçevesinde, hakikat arayışlarını gerçekleştiremeyenlerin; aynı çerçeve dahilinde üreten ve kendilerinden olan emir sahiplerinden yararlanmaları zorunlu olmaktadır. Ancak bu emir sahiplerinin bilgi ile ilişkilerini; özgün, sahih, bütüncül ve yeterli bir bilgi teorisi çerçevesinde kurmaları lazım şarttır.
 
Yani İslami Bilgi Teorisi, anın öncelikli vaciplerinden bir tanesidir.
 
Aksi durumda;
 
Zuhruf suresi 37: Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.
 
Ahsenü amelin, Kitapta, hayatın ve ölümün yaradılış nedeni olarak ifade edilmesine karşın; ahsenü amelin mahalli ve zemini olan hayatın tümünü esas almadan, anlaşılan ve yaşanmaya çalışılan bir din anlayışı, hakikat çerçevesindedir denilebilir mi?
 
Sadece Allah'a kulluk etmeyi varlık nedeni olarak bildiren ve çerçevesini de Kitapta belirleyen bir dinin, indirgenmiş bir kulluk anlayışı olabilir mi?
 
Hakikatin peşinde olmak, hakikat üzerinde olunduğu zannından daha değerlidir. Zira bataklık gülleri, görünüşte güle benzeseler de, bataklık çamurundan beslenerek büyümüşler ve bataklık dışına çıkmadıkları sürece de, buradan beslenmeye devam edeceklerdir.
 
Hakikatin peşinde olmak, sadece Allah'a kulluk etmek niyet ve gayreti ile gerçekleşebilir. 
 
Oysaki, hevayı ilah edinmek, son derece sinsi ve anlaşılması zor bir durumdur.
 
Böyle bir vasatta yetişmiş insanların; sadece Allah'a kulluk etmenin veya hevasını ilah edinmenin hakikati konusunda net bir tasavvura sahip olamamaları ihtimali vardır.
 
Bu ihtimal dahilinde, hakikatin üzerinde olmak zannını öncelemek ve savunmak da mümkündür. Zira hevasını ilah edinenler için, inşa edilip, olgunlaşmamış ben'lerin filtreleri ve perspektifleri, onların bakış açılarını ve yaklaşımlarını oluşturmaktadır.
 
Eğer bu bakış açıları, mevcut durumu inanıp, kabullenmeyi getirmişse; bu durumda sahip olunan yer, pozisyon ve diğer şeylerin kayıp edilmesinden korkuluyorsa; o zaman hakikat arayışında olunmayabilir.
 
Denilecek ki; eğer insanlar hakikat arayışında olmasalar, neden bu hususta çok fazla konuşsunlar?
 
Fıtratın oluşturduğu dip etkinin vicdan üzerinde meydana getirdiği sıkıntının da bir şekilde baskılanması gerekmektedir.
 
Fakat zan hiçbir şeydir, hakikat ise hep.
 
Akletmeden de olmaz.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr