Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 1 > İĞNE

İĞNE

Bu bir iğne-çuvaldız yazısıdır.

Eminim pek çoğunuz benimle benzer duygular yaşamışsınızdır ve hatta yaşıyorsunuzdur.

Zaman zaman ciddi hayretler, büyük çıkmazlar içerisinde kalırım.

Bir Müslüman olarak Allah'ın Kitabı'nı okur, buradan bir hayat tasavvuru elde etmeye çalışırım. Bu tasavvur çerçevesinde, hayatın güncelini anlamlandırmaya, buna ilişkin bir duruş sergilemeye, bazen de bunları paylaşmaya gayret ederim.

Müslümanlardan bir bölümün bakış açısı, yorumlayış biçimi, tavrı, tepkisi, yaklaşımı beni müthiş şaşırtır.

Bunda ne var? Herkes aynı ve hatta senin gibi düşünecek, inanacak değil ya! Denilebilir.

Burası muhakkak fakat, demem o değil.

Hayata ilişkin bir hayat tasavvuru elde etmek, duruş sergilemek için; karar ve davranışların belirleneceği çerçevenin kapsamındaki hükümlere sahip olan Kitap perspektifinden bakınca, işler karışıyor.

Bir halimize ve tavrımıza bakıp; bir de kitapta buna karşılık; genel ya da kesitsel tasavvur; karar ve davranışları belirleyen hüküm çerçevelerinden bakınca, ortaya ürkütücü bir tablo çıkıyor.

Halbuki bu ürkütücü yabancılığa sahip olan, Kur'andaki emirlerin bir bölümünde öylesine dikkatli ve hassas davranıyor ki.

Hayret öncelikle; "acaba aynı kitabın, aynı hükümlerini okumuyor muyuz? Biçiminde tezahür ediyor."

Daha sonra; "acaba aynı dünyada yaşayıp, aynı durumlarla yaşamıyor, aynı tabloları görmüyor, aynı etkilere maruz kalmıyor muyuz?" Soruları ile ortaya çıkıyor.

Aynı kitabı okuyup, Dünyayı bu kadar farklı anlamak mümkün mü?

Müslümanların bir bölümü, Kitaptaki değer yargıları perspektifinden bakıp, güncelde büyük sorun ve sıkıntı arz eden bazı durumlara dikkat çekmeye çalışıyorlar. Büyük bir çoğunluk hiç önemsemiyor, dinlemiyor ve etkilenmiyor.

Fakat "sizin çocuklarınız da, aileniz de, geleceğiniz de" diyecek olsalar bir sürü yargı, hiçleştirme ve hatta istihza tavırları.

Kardeşlerim, "Kitaptan elde edilecek perspektife göre şöyle anlamlandırılmalı veya önceliklendirilmeli" diyecek olsalar; pozisyon ve profillerine özdeş olarak, olmadık menfi muameleye maruz bırakılıyorlar.

Yaşarken yalnız bırakılıp, tarize muhatap kılınıp, öldükten sonra bir sürü güzelleme yapılıyor haklarında.

Bu hususu fazlaca tasvire gerek yok, çoğumuzun malumu zaten.

Fakat bu durumun neden meydana geldiğini anlamayı önemsemek lazımdır.

Bir yönü ile varlığın hakikatı açısından, hayat-memat meselesidir. Diğer taraftan bir ümmet olmanın imkansızlığına yol açabilmek potansiyeline sahiptir.

Nedeni anlamaya tezahürler dünyasından başlamak lazımdır. Zira insanların ekseriyeti hayatı tezahürler dünyasından okuyup, anlamlandırıyorlar.

Bu mertebede, insanların tasavvurunu, ilgilerini oluşturan ve önemsedikleri hususlar, perspektiflerini oluşturmaktadır.

Hayata dair olanları bu perspektiften değerlendirmektedirler. Buna göre karar ve davranışlarını, tercihlerini, ilişki ve iltisaklarını oluşturmaktadırlar.

Başka bir anlatımla, dünyaya bu pencereden bakıyorlar. Gördükleri dışında bir perspektiften bir teklif gelirse, ilgi duyup, talep geliştirmiyorlar.

Din, temelde, karar ve davranışların mahiyetini belirleyen anlam ve hüküm cümlelerini kapsamaktadır.

Yani, tezahürler dünyasındaki karar, davranış, ilişki, iltisaklı vs. hususlar; fıtrat boyutunda, kişinin mensup olduğu dinin temel anlam ve hükümleri ile belirlenmektedir.

İşte burada o yakıcı soru ortaya çıkmaktadır. Neden aynı dini anlam ve hükümlere sahip olan Kitabı okuyan insanların, 
çok farklı anlayış, karar, hassasiyet, farkındalık, davranış, ilişki,
iltisakları olabilmektedir.

Muhtemelen işin kökünde,"parçacı ve bütüncül" yaklaşım farkı etken olmaktadır.

Çoğunlukla etkin ve fonksiyonel olmayan, slogan boyutunda çokça tekrarlanan "tevhid"; aslında bütüncüllüğü ifade etmektedir. Kaynağın, hükümlerin tekliği; bunlara eksiksiz ve bütün olarak inanılıp, yaklaşılması, tevhidi ifade etmektedir.

Dini bilgi, karar ve davranışın bilgisi olduğuna göre; bu, Müslümanların, Kitap'taki anlam ve temel hükümleri, eksiksiz ve bütün olarak anlayıp; karar ve davranışlarını da bütüncüllük çerçevede belirlemesini zorunlu kılar.

Oysaki sorun bunun tahakkuk etmemesidir.

30.32 - Onlar ki, dinlerini parçalayıp gruplara ayrıldılar ve her grup benimsediği şeyle sevinmektedir.

Allah bize bunun nedenini yukarıdaki ayetle bildirdi aslında. Ancak "dinlerini parça parça etmenin" mahiyeti ve kapsamını iyi düşünmek icap etmektedir.

Karar ve davranışların mahiyetini belirleyen anlam ve kök hükümlerin, bir bölümünü, Kitaptan alıp bir tasavvur geliştirmek; buna göre tutum sergilemek bu kapsama girse gerektir.

Tasavvur , duruş, karar ve davranış tercihlerini, bütün olarak, buradan temellendirmeyip; bir bölümünü Kitaptan, bir bölümünü başka hüküm kaynaklarından almak; dinlerini parçalamak anlamına gelebilir.

Kitaptan alınan bir bölüm hüküm ve anlam cümlesi ve bununla birlikte Müslüman kimliği ile tarif olunmak, parçalanmayı ortadan kaldırmayabilir. İlla ki bütün olarak anlayıp, inanarak; bütüncül tasavvur ve davranış geliştirmek gerekmektedir.

Parçacı yaklaşımda, parçalanmış dinin bir bölümü ile inanıp, amel ederek memnun olunabilir, sevinilebilinir, mutlu olunabilir. 

Fakat esas olan hal "tatmin, itminanıdır"

Tatmin; mutluluk, huzur, dinginlik, keyif, haz, sevinç, başarı vs. tekil duyguları ve ötesini içerisinde barındıran, bütüncül ve kapsamlı bir durumu tarif eder. Tevhidin, bütüncüllüğün tezahürü ya da ölçütü olan hal budur.

89.27 - Ey mutmain (itminana ermiş) nefis,
89.28 - “Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!”
89.29 - Gir kullarım içine
89.30 - Gir Cennetime

Parça parça edilmiş dinlerin duruş ve davranışları; parça parça olmuş hal ve duyguları esas ve ölçüt olarak yeterli görmektedirler.

Zevk, haz, memnuniyet, keyif, sevinç, mutluluk, başarı vs. tekil hal ve duygular, ölçüt ve yeterli addedilmektedir.

Halbuki, bütüncül dinin duygu ve hal ölçütü de bütüncüldür. İtminan tekil duyguların tamamını ve sonuçlarını içeren bir mertebeyi ifade etmektedir.

İtminan, insanın; karar, davranış, duruş, tutum, ilişki vs. bütün durumlarda; insanın, davranışın, ilişkinin, oluş ve olguların fıtratına; eksiksiz ve bütün olarak, uygun davranmakla elde edilebilir.

30.30 - "Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler."

Tezahürler boyutunda, İslam hükümlerinin bir bölümü ile tasavvur geliştirip; tutum, duruş ve davranış sahibi olanlar, bu durumdan memnuniyet duyabilirler. Ancak memnuniyetin aldatıcı, itminanın esas olduğu keyfiyeti gözden kaçmamalıdır.

Memnuniyeti temel duygu kabul edip, elindeki parçanın perspektifi ile iktifa edenlerin, bütünün perspektifi üzerinden yapılan tespit ve önerilere bigane kalmaları, anlatılan çerçevede anlaşılmaya başlanmaktadır.

Bu halin muhatabı ve sorumlusunun kim olduğu? Sonuçlarının bedelini kimlerin ödeyeceği? Keyfiyeti, yazının, öteki üzerinden okunmamasını da zorunlu kılmaktadır.



 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr