Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > İMAN YAŞAMAYI MECBUR KILAR

İMAN YAŞAMAYI MECBUR KILAR

İnanç, kişi için doğruluğu kesinleşmiş bilgi, iman ise bu inanç üzerinde hiçbir tereddütün kalmadığı hali ifade eder.

Bir durum, tutum, olgu, oluş üzerinde inanç hasıl oldu mu, artık bir karar almak ve amel işlemek zorunlu olur. Bu durum, insan davranış mekanizmasının fıtratından dolayı böyledir.

Eğer bir hal imana dönmüşse fakat amel hasıl olmuyorsa; ortada yanlış ve hastalıklı bir durum olduğu kesindir. Bu haldeki olağan hastalık, iman iddiasının gerçek olmamasıdır. Bir başka ihtimal ise şahsiyet problemidir.

Allah'a ve ahirete iman ettiğini iddia edip, Allah'ın vaz ettiği anlam hükümleri üzerinden hayatı ve durumları okumaya çalışmamak; bunu yapabilmek için gerekli donanıma ve altyapıya sahip olmayı öncelememek, bu cümleden bir durumdur.

Allah'ın, kitapta "yapmayın" dediği şeyleri yapıp, sonra da ahirete kavuşacağına iman ettiğini söylemek de, bu cümledendir. Zira, Allah'ın, "eğer bunları yaparsanız" diye tehdit ettiği şeyleri yapanların; hesap gününde hesaba çekileceklerine ve bedel ödeyeceklerine imanları olsa, bunları yapmak imkanları olmaz.

Mesela, Kuran, sünnet diyerek soyut taraftarlık ya da kavramlar üzerinden kavga yapanlar eğer;

Bakara Suresi. 2 - "Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için hidayet (rehberi) olan bir kitaptır."

Ayetine iman etmişlerse;

Bir taraftan, hayat ve durumlar karşısında hidayet kapsamına giren (iman ve hikmete dair) tüm konularda, Kitabın fonksiyonunu tahakkuk ettirebilmesi için koşul olarak konulan, takvayı inşa edecek hususların gerçekleşmesi için çalışırlar.

Diğer taraftan, gelecek olan hidayetin çerçevesinden hayatı ve durumları okumaya ve hayatı inşa etmeye, sorunları çözmeye, ihtiyaçları gidermeye ve bir duruş sergilemeye gayret ederler.

Böyle davranmaksızın, bu ayetin yüzlerce kere okunması, tefsir edilmesi, anlatılması, Allah-u alem, bu ayetin, insan üzerindeki fonksiyonunu icra etmesine imkan sağlamayacaktır. Bu örnek, bir ayetin, dini bilgi ya da din kültürü babından okunması durumunda ortaya çıkacak sonucu göstermesi açısından önemlidir.

İman, dini bilgi ile oluşur. Din kültürü ancak bir fikir oluşturabilir, iman inşa etmez.

Dini bilgi, bir davranışın anlamı, nedeni ve mahiyetinin ne olduğunu belirleyen bilgidir. Bundan dolayı hayata ve duruma ilişkin bir davranışın tahakkuku için elde edilmeye çalışılır. Bu nedenle bilgi, inanç ve imana dönüşmek zorundadır.

Oysaki, kültürel bilginin elde edilmek nedeni ve zemini, davranış ve hayat değildir. Hayata ve hale karşılık olması gerekmez.

Eğer Kitaba ve ayetlerine, kültür çerçevesinden yaklaşılırsa, sonunda ortaya bir tavrın, duruşun, amelin çıkmaması, kültürel yaklaşımın doğası ile ilgilidir.

Eğer Kitaba, dini bilgi kaynağı olarak yaklaşırsak, ortaya iman, duruş ve amel çıkar.

Şuara Suresi. (36-39) "(Dünyalık olarak) size her ne verilmişse, bu dünya hayatının geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar ise daha hayırlı ve kalıcıdır. Bu mükâfat, inananlar ve Rablerine tevekkül edenler, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınanlar, öfkelendikleri zaman bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namazı dosdoğru kılanlar; işleri, aralarında şûrâ (danışma) ile olanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcayanlar, bir saldırıya uğradıkları zaman, aralarında yardımlaşanlar içindir."

Mesela, yukarıdaki ayetleri, dini bilgi olarak okuyup, iman edenler; ayetlerin açıkladığı hükümleri ifade eden bir durum karşısında; pozisyon, şöhret, menfaat saiki ile hareket etmez; aralarında haset ve kıskançlık görülmez; baş olmak ya da benlik davası gütmezler.

İman ettikleri dinin perspektifinden okudukları ve ortak iman ettikleri sorun ve riskleri bertaraf etmek için istişare ederler ve yardımlaşırlar.

Fakat bu ayetler, din kültürünün malzemesi olmuşsa; fikrinin üstünlüğü, şöhret, çıkar, kendinin ve kurumunun pozisyonu ve görüşü; karşı karşıya kalınan saldırıdan daha önemli olur.

Bu durumda istişare, sorunun bertarafı yerine, orada olmanın ve sürece dahil olmanın önemsendiği bir keyfiyete döner. Ortaya çıkacak sonuç, altında, katılanların isimlerinin olduğu ve görüntü verdiği, etkisiz bir faaliyetin ötesine geçemez.

Bu ayetlere iman edenler için, istişare etmek ve müessir yardımlaşma; yazdıkları kitaplardan, makalelerden; dernek, vakıf, cemaat, tarikat aidiyetlerinden elde etmeyi umdukları nefsi faydalardan; siyasi bağlılıklardan; ben'lerine dair olan herşeyden daha önemlidir.

Din kültürü ne kadar geniş, detaylı, zeki olarak hazırlanıp, sunulmuş olsa da, imana dönüşen bir fonksiyon icra edemez.

İman edenler ise kaynaklarla ilişkilerinde, dini bilgi elde edebilmek yaklaşımına sahip olanlardır.

Fikir sahibi olanlarla, iman sahibi olanlar; aynı din müntesibi oldukları iddiasında olsalar da, farklı hal ve keyfiyete sahiptirler.

Din kavramına yükledikleri eksik anlamlar nedeniyle, ortak sembollere ve ritüellere sahip olmak bazen aynı dine, bütüncül olarak müntesip oldukları algısını oluşturabilir, fakat;

Ufukları, inançları, usulleri, anladıkları, hassasiyetleri, öncelikleri, değerleri, amaçları ve hesapları birbirleriyle tamamıyla mutabık değildir.

Fikir ve sosyolojik kimlik sahibi olanlar, etkisiz fakat cerbezeli konuşmalar yapabilirler. Ancak, dinin öngördüğü hayatın inşasına yönelik gerçek ve sahih bir hedefe sahip oldukları pek görülmez.

Toplanırlar, konuşurlar ve dağılırlar.

Bu görüşmelerin sonunda, ortaya ahsenü amel çıktığı pek görülmez. Ortaya bir amel çıksa da ancak faaliyet kıvamındadır ve ikisi birbirinden farklıdır.

Oysaki diğerleri, iman ederler ve amel-i salih işlerler. Bu da iman edenlerin ahlâkıdır.

Kısaca, dini bilgi edinmek niyet ve gayreti; din kültürü babından elde edilen, üretilen, yayılan bilgiden farklı mahiyette fonksiyon icra eder ve sonuçlar üretir. Velev ki aynı metin üzerinde çalışılsın.

İman edenlerin, imanın doğası gereği, şüphe, karmaşık zihin ve kalp, tutarsızlık, ya da atalet ve meskenet içerisinde olmaları pek mümkün değildir.

Bu nedenle nettirler, lüzumsuz tartışmalar ve gayrı meşru ilişkiler içerisinde olmazlar.

Fikir sahibi olanlarsa, fikir-iman-amel tenasubuna sahip olmadıkları için, bitmez çatışmalar ve mutabakatsızlıklar ve karmaşık ilişkilerden kaçınamazlar.

Bu nedenle dini bilgi ya da dini kültür tercihleri ile Kitaba yaklaşım sahiplerinin, aynı kimlikle anılmalarına rağmen; mutabakatsızlıklardan, düşmanlığa uzanan bir skalada, olumsuz bir ilişki profili sergilemeleri mümkündür.

Bu keyfiyet, tarih boyunca, kendilerini Müslüman olarak adlandıranların en büyük handikaplarından birisi olmuştur.

Yaşadığımız zaman diliminde de bu risk fazlasıyla görülmektedir.

Allah'ım "kardeşleri" birbirlerine imtihan konusu kılma.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr