Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > KAÇAK
KAÇAK
 
Nerede tanıdığımı tam olarak kestiremiyorum.
 
Puket Adasında, bilmediğimden, beklemediğim bir sabah ezanını işitince aradığım camiden çıkınca verdiğim selamı, " ve aleyküm selam " diye alan adam mıydı?
 
Karadeniz yaylalarına çıkarken, bir gece yarısı arabam bozulunca, kapısını çalmak zorunda kaldığım, o ıssızdaki tek evin sahibi miydi?
 
Yoksa arabayla, bir kamyonun arkasından, altına girdikten sonra yaşadığım altı aylık derin komada tanıdığım birisi miydi?
 
"Ben bir kaçağım" dedi.
 
Bir gece rüyamda bildim. Bir duygu muydu? ilişki miydi? iş miydi? bilemiyorum.
 
Somut olarak da tarif edemem.
 
Bildiğim üç şey var.
 
Bir tanesi, bunun bir hakikat olduğu;
 
İkincisi, farklı bir yükseklik olması;
 
Diğeri ise, her ne ile kıyaslanırsa, bunun özne olduğu idi.
 
Ondan sonra mevcut herşey; anlamını, rengini, tadını, kokusunu ve hatta biçimini kaybetti.
 
Çünkü herşeyi; o, hakikatı temsil eden yüksekliğin öznesi ile kıyaslıyor ve yeniden anlamaya, anlamlandırmaya, hissetmeye çalışıyordum.
 
Bir anda kendimi, hiç bir özgürlüğümün, seçme şansımın olmadığı; ruhumun ve zihnimin daracık bir hücrede tutuklu olduğu; yaşamayı, sevmeyi, bir şeyi üretmeyi bilmediğim bir hapishanede, devasa bir köle kampında; yaşamıyor olarak  hissettim.
 
Varsaydığım olguyu, duyguyu, ilişkiyi; sadece ruhumla bildiğim fakat hiçbir şekilde tarif edemeyeceğim, hakikatin öznesi ile kıyaslıyordum. Bu kıyas, anlam veya biçim yönünden olmuyordu. Sonunda ruhumda oluşan yükseklik açısından kıyaslıyordum.
 
Eğer kıyaslanan olgu, duygu, ilişki ya da her neyse; eğer ruhen bildiğim fakat tarif edemediğim hakikat öznesinden; mahiyet ya da yoğunluk açısından, benzer yükseklik hissettirmiyorsa; o zaman, onun hakiki olmadığını anlıyordum ve benim için anlamı ve önemi kalmıyordu.
 
Bu köle kampında, hakikate kıyasla, insanların yaşamadığını ve hatta yaşamanın ne demek olduğunun bile farkında olmadıklarını fark ettim.
 
Yaşamak adına tükettikleri zamanın içerisinde yaptıkları şeylerin neredeyse tamamının; hayatın anlamına veya içindekilere dair, birilerinin tarif ettiklerini taklit etmekten öte olmadığını gördüm.
 
Bunu en çok da kendi hayatımda gördüm, bildim, fark ettim.
 
Kendi zihnimle bilip, anladığım; ruhumla hissedip, inandığım; irademle tecrübe ve inşa ettiğim; değiştirip, yeniden inşa ettiğim; neredeyse hiçbir şey yoktu hayatımda.
 
Her anlam, amaç, hedef, duygu, süreç, ölçü; birilerince, farklı şekillerde ve sürekli tarif ediliyordu. Bunlara uygun davranıp, davranmadığıma bağlı olarak; ya kabul ediliyordum, ya red ediliyordum. Ya ödüllendiriliyordum, ya cezalandırılıyordum. Temel motivasyonumu bunlar oluşturuyordu.
 
Maruz bırakıldığım bu kadar yoğun etki karşısında;
 
Benim de; düşünmek, anlamak, denemek, değiştirmek, farklı olmak, reddetmek, inşa etmek için; yeterli donanımım, iradem, hakkım, sorumluluğum ve özgürlüğümün olduğunu fark etmem ve kullanabilmem neredeyse imkansız gibiydi.
 
Neredeyse; akletmem, kendime güvenim, saygınlığım, tefrik kabiliyetim ve özgür irade beyanım ezilmiş ve dumura uğratılmıştı. Bu nedenle en tabii hakkım olan şeyleri bile dilenmek zorunda kalıyordum. Burnuma halkayı bunlarla takmışlardı.
 
Hatta kendimi;
 
Yaşadığım hayatın yegane sorumlusu; inşa etmek yetkisine ve imkanına sahip olarak da görmüyordum. Bu nedenle, her türlü etkiye açık bir haldeydim.
 
Çünkü kendimin yapabileceğine inanmadığım, benim hayatımın inşasını, başkalarının gerçekleştireceğine inandırılmıştım. En kötüsü de, bu inançlarımın farkında bile değildim.
 
Hayata ilişkin tercihlerimin, kararlarımın, yaptıklarımın, ilişkilerimin bir çoğunun, neticede oluşturduğu yüksekliği kıyas ettiğimde; bilip de, tarif edemediğim hakikatin yüksekliğine hiç benzemediğini gördüm.
 
Bu bilişim üzerinden gördüklerime ilişkin insanlarla konuştum. Korkunç kölelik, körlüğünü de orada gördüm.
 
Zira, ellerinde hayata ilişkin, hakikatle kıyaslı anlam ya da yükseklik öznesi olmaksızın; inanılan ve yapılan herşey için sürekli, anlam-biçim ve ölçü üretildiği; insanlar da, bunlar üzerinden bir anlayış ve yaşantıya sahip oldukları için;
 
İnsanların, hayatın hakikatine ve bunun sağladığı yüksekliklere ilişkin fikir sahibi olamadıkları gibi, böyle bir taleplerinin olması da muhal gibi görülüyordu.
 
Neredeyse istisnası olmayan bir hal gibiydi.
 
Allah'a kulluğumuz, evliliğimiz, hayatımızın an ve alanları, sevgimiz, nefretimiz, dostluğumuz, düşmanlığımız, taraftarlık ya da karşıtlığımız...
 
Bir anda kendimi nefes alamaz, düşünemez, yaşayamaz gibi hissettim.
 
Bu köle kampında, tufandan bir gün önceymiş ve ben de olacakları biliyormuşum gibi bir duyguya kapıldım ve o gün, yaşadığım her şeyden ve yerden kaçtım.
 
Bundan sonrası kaçak hayatı.
 
" Bütün bunları, rüyanızda görüp de, tarif bile edemediğiniz bir şey nedeniyle mi yaptınız? "
 
O dönemde, belki de tek kısmi özgür alanım olan rüyamda bilmiştim, ipucunu. Çıkış için bir ipucu lazımdı.
 
Kaçak olmak; insan olmanın, hayatın hakikatini anlamanın özgürlüğünü elde etmek açısından tesirli oldu.
 
Kaçak hayatım boyunca, o rüyada bilip, tarif edemediğim hakikati ve yüksekliği; hayattan-hakikatin bilgisine, hakikatin bilgisinden-hayata bakarak; özüyle, sebebiyle, süreciyle ve sonucuyla; tek tek anlayıp, özümsemeye başladım. Artık tarif edemediğim bir şey değil.
 
Özgür olunca, özne olmayı öğreniyorum. Hakikatle yüzleştikçe, hakikatin sağladığı yüksekliği; mahiyetiyle ve yoğunluğuyla idrak ediyorum.
 
Bunları idrak ettikçe, daha aşağısını kabul etmem imkansızlaşıyor. Temel motivasyonumu bu yükseklikler oluşturuyor.
 
Artık yaşamaya başladığımı hissediyorum ve biliyorum.
 
" Yani bunları anlayabilmek için, bulunduğunuz yerlerden kaçın, inzivaya çekilin, yalnız başınıza kalın mı diyorsunuz?"
 
Hayır, böyle demiyorum.
 
Kölelikten, özgürlüğe; sahteden, hakikiye; sığlıktan, derinliğe; körlükten, görmeye; gafletten, farkındalığa; ölü olmaktan, hayata; nesne olmaktan, özne olmaya kaçın diyorum.
 
Yapabilmenin ve olabilmenin hakikati çerçevesinde; her nasıl, nerede ve ne biçimde yapabilecekseniz...
 
" Kaçtıklarına tekrar dönmeyi düşünüyor musun?"
 
Köleliğe asla.
 
Fakat yerime dönmeyi borç biliyorum.
 
" Bu nasıl olacak?"
 
Sadece Allah'a kulluk edip, özgür olabilmek mücadelesindeyim.
 
Issız yaşamayı ve köle kampında bile özgür bir alan inşa edebilmeyi öğreniyorum. Çünkü süreç buradan başlıyor.
 
Hakikatin kaynağını, orijinal şahitimi, özümü, hayatı ve düşmanlarımı birlikte okuyarak...
 
İpucu olabilecek bir şahitlik kıvamına gelince döneceğim inşallah.

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr