Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 5 > KAİDESİNDEN KAYAN KAVRAMLAR-1-
KAİDESİNDEN KAYAN KAVRAMLAR -1-

Kavramların kaidesinden kaymamasına özen göstermek, farz-ı ayn mesabesinde bir sorumluluktur.

Bu sorumluluk, kavramın kendisine değil, kökten etkilediği hayatımıza dairdir.

Zira kavramların içerikleri ve fonksiyonları, davranışları; davranışlar da, hayatın mahiyetini belirlerler.

Kavramın kaidesinden kayması, hayatın şirazesinden çıkması demektir.

Bir kavram ancak fıtratı ile oynanırsa kaidesinden kayar.

Öncelikle, kavramın anlam içerikleri ve fonksiyonları, doğasının dışında, başka anlam ve fonksiyonlarla tarif edilmeye çalışılırsa, kaideden kaymaya başlamış demektir.

Eğer kavramın anlamı ve fonksiyonu sabit tutulup ta, bunların gerçekleşeceği; ilkeler, sınırlar, ölçüler, değerler, ilişkiler, hukuk vb. hususlar, doğasından farklı bir biçimde belirlenmeye başlanırsa, yine kavram kaidesinden kayacaktır.

Mesela, "dindar veya dinsiz" kavramları; din kavramının doğasına nispetle, kaidesinden kaymış kavramlardır.

Bir kişiye dinsiz denilebilmesi için, din kavramının, o kişi üzerinde fonksiyon icra etmiyor olması gerekmektedir.

Acaba, din kavramının, üzerinde fonksiyon icra etmediği bir kişi olabilir mi?

Bu soruya "evet" diyebilmek, ancak kaidesinden kaymış bir din kavramının perspektifinden bakmakla mümkün olabilir.

Nasıl mı?

Lütfen bir anlık, nasıl bir din kavramına inanıyorsanız, onun perspektifinden bakmayın; farz-ı muhal diyerek, bir akıl yürütelim.

Öncelikle "her kavramın bir anlamı ve fonksiyonu" vardır, gerçeğini teyid edelim. Buradan da, her fonksiyonu tarif eden bir kavram olmak zorundadır diyebiliriz.

Misalen, bir karar aldık ve bu çerçevede bir davranış sergiledik, ortaya zorunlu olarak bir sonuç çıktı. Bu sonuç ta, mahiyeti gereği hayatımızı etkiledi ve ilgili alanlarda, hayatımızın mahiyetini belirledi.

Buradan fikir yürütelim. Karar ve davranış, hayatın mahiyetini belirlemek gibi bir fonksiyon icra etmiştir.

Geriye doğru, karar ve davranışın da mahiyetini belirlemek fonksiyonuna sahip olan daha dip unsurlar vardır.

Burada sorulması gereken sorular şunlar olmalıdır.

Karar ve davranışın mahiyetini belirleyen dip unsurları tarif eden kavramın ismi nedir?
Bu kavramın içerikleri nelerdir?

Eğer insanın "karar ve davranışları", hayatının mahiyetini belirliyorsa; bunlar, "en temel öneme haiz" bir fonksiyonu tarif eden kavramlardır diyebiliriz.

Fakat bu "en temel kavramlarla tarif edilen fonksiyonun da" mahiyetini belirleyen, başka bir dip kavram daha varsa; burada, "en derin öneme sahip" fonksiyonu tarif eden bir kavramdan bahsediyoruz demektir.

Bu kavramın ismi "din" dır.

Din kavramı, hangi içeriklerle fonksiyonunu icra ediyor? Sorusuna cevap;

Davranışın anlamı, nedeni, fonksiyonu, kök amacı;
Bu neden ve amacın gerçekleşmesi için gerekli; ilkeler, sınırlar, ölçüler, değerler, kök ilişkiler-kaynaklar-hukuk vb. unsurları sayabiliriz.

Bu tarife göre söylenmesi gereken bir kaç husus daha vardır.

Eğer din kavramının temel fonksiyonu, karar ve davranışın; otomatik olarak ta hayatın mahiyetini belirlemekse;

Bu durumda dinin, alanı ve bağlamı hayattır.
Öznesi de, davranışı gerçekleştiren insandır.

Dinin, insan karar ve davranışlarının mahiyetini belirlemesini sağlayan unsur bilgidir. Bu bilgi, davranışa etki eden diğer bilgilerden farklı olarak, doğrudan hayatın mahiyetini belirlemek fonksiyonuna sahip olduğu için; diğerlerinden farklı etki gücüne sahip, bir üst bilgidir. Bu nedenle ismine "dini bilgi" denilebilir.

Bu kök öneme haiz, hayatın bütününü etkileyen ve hatta belirleyen bilginin kaynağının da, en üst otorite olmak mecburiyeti vardır. Bunun özel ismi de "ilahtır."

İnsanla, ilah arasında ki bağın tesisi ve güçlendirilmesi için bir takım ritüeller gerekmektedir ki, insanların, ilâhlarına inanç ve güvenleri güçlensin; inandıkları dinin ilahının vaz ettiği dini bilgi ile davranış gerçekleştirmeyi tercih etsinler.

Sonuncusu ise, sahip olduğu dinin aidiyetini ve kimliğini; iç dünyasına ve çevreye gösterip, hatırlatan sembollere ihtiyaç olmasıdır.

Bu unsurlar da, din kavramının içeriğini oluşturan diğer parametrelerdir.

Gelelim, bu kadar tarifi yapmamıza neden olan soruya.

Bir insana dinsiz denilebilir mi?

Eğer bu insan hiçbir karar alıp, davranış sergilemiyorsa, denilebilir. Zira bir karar ve davranışın gerçekleşebilmesi için; mahiyeti belirleyen bir dini bilginin olması zorunludur.

Hal böyleyken, insanlar, dindar ve dinsiz kavramını mebzül miktarda, neden kullanmaktadırlar?

Bunun iki sebebi olabilir.

Birincisi; kendi mensup oldukları dine inanmayanların sahip oldukları dinleri, din olarak görmedikleri içindir.

Bu, dinin fıtratına göre doğru değildir. Eğer bir insan ve onun davranışı varsa, onun da bir dini olmak zorundadır.

Fakat o dinin sahih ya da insanın ve hayatın doğasına uygun olmadığı; buna uygun olan, tek doğru din olduğuna inanılabilir.

Bu durum da, dinsiz demek yerine, mesela, Müslüman değil denilebilir. Ya da, dindar demek yerine Müslüman, denilebilir.

Her davranış sergileyenin bir dini vardır; her dini olan da dindardır fakat Müslüman olmayabilir.

Bunun gibi "ateist" kavramına da, "tanrı tanımaz" demek doğru değildir. Kendisini ateist olarak tarif eden bir insan; karar ve davranış süreçlerinde bir dini bilgiye istinat etmek zorundadır. O halde, bu bilgiyi aldığı bir tanrıya-ilaha inanıyor demektir.

Kendisine tanrı tanımaz derken aslında; ilah olarak, Allah'a inanmadığını söylemektedir.

İkinci neden ise, din kavramının fıtratını ve fonksiyonlarını anlayamamak olabilir.

Bu durum da, din anlayışlarının bağlamı hayat; temel fonksiyonu, karar ve davranışın mahiyetini belirlemek olmayabilir.

Bunun sonucunda, kavramların kaideden kayışı müteselsil olarak gerçekleşebilir ve bunun oluşturduğu sıkıntılı sonuçlar doğabilir.

Kavramları, kaidesi üzerinde bilmek, bilinenlerin ve dahi bilinemeyenlerin ötesinde öneme haiz bir meseledir.

Bu konunun, insan ve hayat; özellikle de, din olarak İslamı, ilah olarak Allah'ı seçenler için ne anlam ve önem taşıdığını bir sonraki yazıda ele alalım inşallah. 
 
 
 
 

Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr