Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 5 > KAİDESİNDEN KAYAN KAVRAMLAR-2-

KAİDESİNDEN KAYAN KAVRAMLAR -2-

Kaçıp, saklanmanın; gözünü, kulağını kapatmanın dayanılmaz hafifliği ve alışkanlıkların asimetrik rekabet gücü karşısında; her defasında asil bir mücadele veren "akletmenin" erdemine bir selam göndererek; o meşum soruya; "eğer dinin fıtratına uygun bir davranış tercihine sahip olmazsak ne olur?" Sorusuna cevap aramaya başlayalım.

Bu cevabı ararken, mevcut anlayışlarımızı; terazi üstüne ve ayna önüne koymadan, eleştirmeden; farz-ı muhal deyip, muhayyel bir din kavramsallaştırması üzerinden düşünmeye çalışalım.

Öncelikle, üzerinden fikir geliştirilmeye çalışılacak "muhayyel" din kavramını, özet olarak hatırlamak lazımdır.

Bu kavramsallaştırmaya göre, dinin anlamı ve temel fonksiyonu; insan karar ve davranışının, dolayısıyla hayatın mahiyetini belirlemektir.

Bu nedenle, alanı hayat, öznesi insandır.

Dört temel unsura sahiptir.

1. Dini bilgi
2. Mutlak otorite-ilah
3. Ritüeller-ibadetler
4. Semboller

....

Bu özet çerçevesinde düşünmek için yalın sorular soralım.

Din sistemini oluşturan dört temel unsur, bütüncül olarak bir arada olmazsa, yani bölünüp, parçalanırsa ne olur?

Mesela, mensup olunan dinin, sembolleri ve ritüelleri ile dini bilgi ve ilâhının arasını ayırd etsek ne olur?

Yani mezkûr dinin ibadetlerini ve sembollerini samimiyetle gerçekleştirsek fakat hayatın geri kalan alanlarında, bu dinin bilgilerini kullanmazsak ne olur?

Eğer inanılan din, hayatın mahiyetini belirlemeyi içermiyorsa ne olur?

....

İnsanın varlık nedenini gerçekleştirmesi için lazım şart; karar ve davranışlarını, inandığı dinin temel bilgileri/hükümleri çerçevesinde gerçekleştirmesidir.

Eğer davranışlar, inanılan dinin temel bilgileri/hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilmiyorsa;

1. İnsan karar ve davranışları için mutlaka dini bilgi/hüküm zorunlu olduğu için; başka bir dinin bilgileri/hükümleri ile gerçekleştirmektedir.

2. Bir dinin mutlak iradesine tabi olmak, bu iradenin vaz ettiği hükümlerin çerçevesinde karar alıp, davranış gerçekleştirmek olduğu için; bu iradeye, lafzen inanıldığı ifade edilse bile, fiilen durum böyle değildir.

Sahip olunduğu ifade edilen dinin ritüellerini ve sembollerini gerçekleştirip; bu dinin bilgilerinin, karar ve davranışa esas kılınmaması; fiilen başka bir dinin bilgileri çerçevesinde davranılması demektir. Bu durumda, o bilgiyi vaz eden otorite de, fiilen kendisine uyulan otoritedir.

Artık ortada; mutlak otoritesi ve bilgileri bir çerçeveden; ritüelleri ve sembolleri başka bir çerçeveden olmak üzere, yeni bir dinden bahsedilmektedir. Bu, din hangi isimle adlandırılırsa, adlandırılsın, yeni bir dindir.

Eğer din anlayışı, hayata müdahaleyi kapsamıyorsa; bu durumda, hayatın mahiyetini belirleyen hükümler başka bir dinden alınmak zorundadır.

Fakat bu dinin mensubu olunduğu da iddia ediliyorsa; bu durumda ortaya bir düalizm çıkar. Sosyolojik mensubiyete sahip olunan ve konuşulan din; yaşanılan din.

Bütünlüğü bozulmuş ve farklı kaynaklardan üretilmiş bu din; zihni, ruhi ve sosyal çatışmayı getirir. Bu durumda çöküş ve güçsüzlük oluşur. Şeytan karşısında ki savaş, her türlü kaybedilir.

....

Bu soruları sormak, doğru cevaplar bulmak için akletmek neden gerekmektedir? Sorusuna cevap aramak neden önemlidir? Sorusu hayati önem taşımaktadır.

Zira;

22.71 - Onlar, Allah'ı bırakıp, hakkında Allah'ın hiçbir delil indirmediği, kendilerinin de hakkında hiçbir bilgilerinin bulunmadığı şeylere kulluk ederler. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.

Ayetine muhatap olmamak;

İnananın, bir bilgi üzerine inanması; inkar edenin, bir bilgi üzerine inkar etmesi;

zarureten iktiza etmektedir. 

 
 

Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr