Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > KARADUL -1-

KARADUL -1-

Ankebut 41. Allah'tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilseler.

KARADUL zehirli bir örümcektir. Ağını örer ve bekler. Ağın cazibesine kapılanlar burayla temas oluşturdukları anda sonun başlangıcına ulaşmışlardır.

Farkedip çırpındıkça çaresizlik artar. Sonra karadul tarafından yenilirler.

Cazibedar ağın tehlikesini fark etmek, ağın ipliklerini ve oluşturdukları sistemin özelliklerini bilmekle mümkün olabilir.

Bunları fark etmeye başlamak, içinde bulunduğumuz hallerin irdelenmesi ile başlar. Başlayalım.

ÖMÜR TÖRPÜSÜ

Arkadaşın sitedeki bahçesinde otururken, telefonla konuşarak önümüzdeki yolda dolaşan bir hanımefendi dikkatimi çekti.

Yüksek sesle konuştuğu için, konuşulanları biz de işitebiliyorduk.

Yaklaşık bir buçuk saat, kesintisiz biçimde, birileri ile ilgili olarak; onu ne kadar anlamadıklarını, zulüm ettiklerini, onların ne kadar haksız, kendisinin ne kadar haklı olduğunu anlattı durdu.

Muhtemelen telefonda konuştuğu kişi de hayata benzer yerden bakan ve benzer duygulara sahip birisiydi ki, bu kadar süre canlı bir şekilde konuşabildiler.

Hanımefendinin konuşmasını dinlerken rahmetli babaannemin, “ömür törpüsü” sözünü hatırladım.

Sürekli telefonla konuşan bu hanımefendi; bir şahsiyet, bir eş, anne, kardeş, arkadaş, akraba, komşu, toplumun bir ferdiydi.

Bireysel kimliği ve toplumsal kimlikleri ile ilişkilere giriyor, inisiyatif kullanıyor, etkiler oluşturuyor; kullandığı hakları-yetkileri ve sorumlulukları var.

Bunların tamamının, kendisinin ve ilişkide bulunduğu herkesin hayatı, zihni, ruhu, psikolojisi ve kişilikleri üzerinde, az veya çok etkileri var.

Aslında bu hanımefendinin şahsında, bütün insanların, bütün insanlar üzerindeki etkilerini irdelemek mümkündür.

Şahit olduğum kadarıyla konuşmada hanımefendi sadece kendi duygu, düşünce ve bakış açısı üzerinden meselelere yaklaşıyordu.

Bu durum tam bir " ben merkezciliğin" neticesidir. Kendi beni üzerinde duruyor; kendi ufku, zekası, ruhsal durumu, kapasitesi, bilgisi, görgüsü, algı ve anlayışı çerçevesinde, olayları yorumluyordu. Bu bakışın tek ve en doğru olduğunu düşünüyordu.

Elbette, ben merkezci bakışın diğer yansımalarına uygun olarak;

"Eksikliklerinin, zaaflarının, hatalarının ve hatta zulümlerinin, bu yaklaşımda olumsuz bir rolü olmuyordu!" Zira, mevcut “ben merkezi” bunlardan oluştuğu için, ancak bu çerçevede görüp, anlayabiliyor, aksinin olabileceğini düşünemiyor du.

Başka vakalardan hatırlıyorum; buna benzer yaklaşım gösteren bazı insanların, teorik olarak bu halin ne kadar sorunlu olduğunu ve ne yapılması gerektiği hususunda önemli tespitler yaptıklarına şahit olmuştum.

Bu çelişkinin nasıl izah edilebileceği üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur.

Zannediyorum, “hal”, “zihne” nazaran çok daha belirleyici bir olgu. Doğru veya yanlış (görece) bir karar ve davranışı gerçekleştirebilmek için; zihinsel bir faaliyetten başlayarak, duygusal, ruhsal ve fiziksel evrelerden geçen bir süreci tamamlamak gerekiyor.

Bir davranışın, hal olabilmesi için, bu evreleri tamamlayarak davranışı gerçekleştirmek ve çok defa tekrarlayıp, alışkanlık haline getirmek gerekmektedir.

Bu nedenle hal çok daha etkili bir olgudur. İnsanın mevcut davranışlarının bir çoğu halin neticesindedir.

Ancak bir hali bütün sebep ve süreçleri ile analiz edebilmek; halin sahih, adil, yapıcı veya yıkıcı olduğunu anlamayı mümkün kılabilir.

İşte, kendi halinin, anlattığı teorik doğrularla çelişkili olduğunu veya zulüm ürettiğini anlayamamak, bu zorluk nedeniyledir.

Elbette bu bütün insanlar için geçerli değildir.

Ben merkezci düşünüp, davrananlar, çoğunlukla hal ile sahih bilgi arasındaki irtibatı kurmakta zorlanmaktadırlar.

Bu durum, ben merkezciliğin doğasından kaynaklanmaktadır.

Sadece kendi beni üzerinde durup, kendi bakış açılarından dünyaya, hayata, olaylara bakabildikleri; buradan okuduklarını da mutlak doğru olarak düşündükleri için; bu insanların bütün düşüncelerini, algılarını ve doğrularını bu çerçeve oluşturmaktadır.

Kendilerini kuşatan çevreden ve Allah'tan gelen bilgiler bile, "ben merkezin" oluşturduğu filtrelerden geçerek kabul edilir. Bu nedenle bunlar genellikle; sözü dinleyip, doğrusuna tabi olmayı başaramazlar.

Bunlar için otorite; liyakatli, doğru, olgun, yetkin olmasından çok onun düşüncelerini ve kararlarını destekleyen şeyler söyleyen ya da kendisine benzediğini düşündüğü kişilerdir.

Ağın etkisinde bulunup, bunun çerçevesinden bakabilenler; bu etkiden kurtulana dek, ağ etkisinde olanları referans alırlar. Üstelik yakın çevrelerini bunlar oluşturduğu için; sanki hayatın normali bu bakış açılarıymış gibi düşünürler ve diğerlerini mahkum ederler.

Onların ufkunu, bakış açısını ve derinliğini, yaklaşımlarını; "hak merkezi" değil, "ben merkezi" belirler.

Aslında iyi niyetle ve belki de asil duygularla bile, başkaları adına istedikleri şeyleri, kendi bakış açılarından ortaya çıkan doğrular üzerinden istedikleri için; diğerlerinin farklı mizaç, tercih, düşünce biçimi, duygular ve hedeflere sahip olabileceklerini (hal olarak) fark edemezler.

Bunun sonucunda, "kendi doğru ve yararlı çerçevelerine!" uygun olmayan her hali yargılarlar, suçlarlar, eleştirirler.

Bu halin başka bir yansıması da, bütün durumlara, doğru-yanlış, haklı-haksız kriterleri ile yaklaşılmasıdır.

Elbette her durumda, doğru ve haklı olanın kendilerinin olduğunu düşünürler.

Anlayış farklılığında ya da ihtilaf durumunda, kişiler arasındaki farklılıkların rol oynayabileceğini hesaba katmazlar.

" Elbette, bakış açısını oluşturan mutlak fıtrat ekseni etrafında oluşan ve şakilelerin farklılıklarından doğan izafiyet çerçevesinden bahsedilmektedir."

Bu nedenle sorun olarak gördüğü davranış ya da ilişkilerin, farklılıklardan oluşabileceği ve bakış açısının değiştirilmesi gerektiği uyarılarını, kendilerine haksızlık ve saldırı olarak nitelendirirler.

Hanımefendinin konuşmasından çıkan analize göre çok önemli bir hususu daha ilave ederek devam etmek gerekmektedir.

Aynı cümleden olmak üzere yazılacak ikinci kavram da, özgüvensizliktir.

Çeşitli nedenlerle oluşan özgüvensizlik, insanı güve gibi yiyen bir husustur.

İnsan bir kere özgüvenini kaybetmişse ya da özgüveni oluşmamışsa; artık herşeyi ve herkesi aleyhindeymiş gibi görür.

Özgüvensizlik, korkuları ve korkaklığı oluşturur.

Korkuları ile hareket eden insanlar; hırçın, saldırgan ve adaletsiz davranırlar.

Özgüvensizlik; dostluğu engeller, yakın ilişkilerini bile rakip ve düşman gibi görmeyi sağlar.

Ben merkezci bakış açısı ile özgüvensizlik bir araya gelince;

Dostluk oluşmaz.
Diğerlerini sevmek ve düşünmek, diğerlerine güvenmek zorlaşır.
Bu insanların istemediği alanda, istikamette bir paylaşım gerçekleşmez.
İşbirliği gelişmez, çatışma ve rekabet oluşur.
İlişkiler besleyici ve destekleyici değil, yıkıcı ve tüketicidir.

Elbette bu yazıyı, telefonla konuşan hanımefendinin dedikodusunu yapmak ya da onun nezdinde hanımefendilere bir isnadda bulunmak için yazmadım.

Tüm hayatımızda ve ilişkilerimizde; yazıp, çizdiğimiz düşmanların hepsinden çok zarar veren; düşmanlara ve düşmanlığa kapı açan hallerin bir-ikisinden bahsetmek; bunun oluşmasına zemin oluşturan zehirli ağ sisteminin farkına varmaya katkıda bulunmak için yazdım.

Zira bu hasletlere sahip olan kadın-erkek-çocuk, karı-koca-ortak-yönetici-evlat-akraba-arkadaş vb. Her kim olursa olsun; önce kendi hayatına, ilişkide bulunduklarının hayatına ve tüm süreçlere ciddi sıkıntılar oluşturmaktadırlar.

Bu dünyada bedeller ödetip, ödeyecekleri gibi, Allah nezdinde de hesap vermek ve hak sıkıntısına uğramak gibi sorunlarla karşı karşıya gelebilirler.

Ömrü bitirip, tüketen bu hallere, ömür törpüsü demek yanlış olmaz herhalde.

“Hevayı ilah edinmek” çerçevesinde düşünülebilinecek olan bu ve benzeri meseleler, halihazırda uğraştığımız pek çok işten daha fazla önem taşımaktadır.

Neden oluşur, nasıl giderilir, hangi alanlarda, nasıl zararları verebilirler, bedelleri nelerdir? Zehirli ağın ipliklerini ve sistemini oluşturan başka olgular nelerdir?Türü sorulara cevap aramak, fiilen karşı karşıya olduğumuz stratejik risk hususlardandır. Bu nedenle biraz daha üzerinde durmakta fayda vardır.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr