Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > KARMAŞIK MI? SADE Mİ?

KARMAŞIK MI? SADE Mİ?

Sanki bütün asırların yekünü kadar zorluğun, fitnenin, cehaletin, hadsizliğin ve zulmün olduğu bir cinnet asrını yaşıyoruz.

Allah'a karşı ilahlaşmaya çalışanlar, Allah'ın yanında olduğu iddiasıyla rableşmeye çalışanlar, ötekine hakikati anlattığını zannederken gayyaya yuvarlananlar...

Felaket habercisi, karamsar, umutsuz vs. söylenenleri duyar gibiyim.

Söylesinler.

Ben İslam'ı hakikatleri görmek ve itminana ermek için tercih ettim. Bunu sağlamak iddiasında olan ideolojilerin palavra olduklarını farkındalık düzeyinde gördükten sonra İslamı seçtim.

İslamın bunu yapabilmek potansiyelini ve gücünü, artan oranlarda görüp, hissetmeme; yakinimin sürekli artmasına rağmen; bu potansiyelin Müslümanlarda bütüncül tezahürüne henüz şahit olmadım.

Bu büyük çelişkinin cevabını bulmak azim bir hidayet mevzuu olsa gerek.

Adaletinin gereği, insana takatinin üzerinde sorumluluk yüklemeyeceğini bildiren Allah; nasıl olurda kendisini, "ilim adına" bu yola hasredip, yüzbinlerce sayfa kitap okuyup, onbinlerce sayfa kitap yazanların bile hala anlayamadıkları, tanıyamadıkları; bir Allah'a kulluk yapmalarını, bir dine inanıp, mensup olmalarını, bir hayatı inşa etmelerini emreder?

Nasıl olurda; okudukça, şaşkınlıkları artıran, ihtilafları, çatışmaya dönüştüren bir süreci "ilim ve dava" olarak önümüze koyar?

Üstelik bu durum toplumun "zekileri, okumuşları, adanmışları, alimleri, aydınları" için, böyle imkansız derecesinde zorken; biz sıradan insanlar ne yapacağız. Allah'ı nasıl bilipte, O'na kulluk edeceğiz? İslamı nasıl fıtratı üzerinden anlayıpta, onunla bir hayat inşa edeceğiz.

Allah adil-i mutlaktır ve hiçbir hükmü hikmetsiz değildir.

Nerede yalınlık, sadelik, kolaylık ve yapılabilirlik varsa orada Rahman vardır. Nerede karmaşa, zorluk, umutsuzluk, imkansızlık, anlaşılamamak ve yapılamamak durumu varsa, orada şeytan vardır.

Allah, bütün farklı; imkan, durum ve şakilelere sahip olanların, kendi halleri mucibince anlayıp, yaşayabilecekleri ve fıtrat ekseninde inşa edip, itminana kavuşacakları bir hayat ve din yaratmıştır.

Kim Allah'ın bilinmesini, dinin anlaşılmasını, insanların yerine getiremeyeceği koşullara bağlamışsa; şeytanın atına binmektedir. İnsanları Rabbaniler olmak için Allah'a davet yerine kendine davet etmektedirler. "Allah'ı bilip, teslim olmaya muktedir olmayanlara!"; "yolunuzun iktidarı benim uhtemdedir, benim üzerimden bilip, yaşarsınız" demektedir.

Velev ki; bunları İslam adına, dava adına, iyi niyetle söylemiş olsunlar.
Velev ki; birilerine karşı, böyle yaptıkları için "mücadele ediyor olsunlar" durum böyledir.

Allah, insanı her an bir karar verip, davranış sergileyecek mecburiyette yaratmıştır. İnsanın bu hususta bir ihtiyarı bulunmamaktadır.

Bu karar ve davranışın mahiyetinin, insanın fıtratına uygun bir çerçevede olmasını da, din (İslam ) olarak emretmiştir.

Fıtratın bilgisini; vahyi ayetleri ve kevni ayetleri ile göndermiştir.

Aklı bu ayetleri anlayıp, kavramak; ruhu da bunlar çerçevesinde inanmak ve karar vermek için yaratmıştır.

İnsanlara şakileleri ve anlık takatleri nispetinde yük ve sorumluluk yüklemiştir.

Hz. Peygambere bu hakikat çerçevesinde bir hayat inşa etmek imkanı ve şahitlik etmek sorumluluğu vermiştir.

İnsanların hallerine uygun biçimde nefislerinde ve çevrelerinde ayetlerini apaçık göstereceğini söylemiştir.

Rabb olarak anı birlik insanoğlu ile birlikte olup rahmetini tahakkuk ettirmektedir.

Bu sistematik, istisnasız bütün insanların içinde bulundukları durumu ifade ederler.

Kaynağı en kıt ve en bol insanlar bile; fıtrat adına kaynaklarından okudukları ile kararlarını verip, davranışlarını sergilerler. Elbette şakilelerine göre farklı mertebelerde, farklı sorumluluklara sahiptirler. Ancak herkes için mekanizma budur.

Bu durumda bütün insanların anı birlik, hayat sadeliğinde ve kolayca yapabildikleri bu mekanizma da din; karar ve davranışa esas fıtrat bilgisi iken; bunu, kapasitelerince; vahyi ve kevni ayetlerden alabilecek durumda oldukları halde iken; bu durumda Allah'ta, insanlara ihtiyaç halinde bu ayetleri-bilgileri apaçık gösteriyorken;

İnsanlara ne oluyor ki herkesin kolayca anlayıp, yaşayabileceği bu sadeliği bozup, karmaşık ve yaşanmaz hale getirmek için çaba gösteriyorlar.

Bu durum fitnedir. Yani Allah'ın hayata dair yarattığı fıtratı, indi mülahazalarla yerinden kaydırmak ameliyesi.

Allah'a iman etmeyip, harp açmışların hali ve bizim de onlara karşı tutumumuz bellidir.

Fakat asıl sorun, böyle bozucu bir mahiyete sahip olup ta; "İslam adına" yapılan şeylerdir.

İnsanlara Kitab'ı öğretmek için yazılan ciltlerce yorum, düşünce ya da usül kitaplarının; insanların bu yalın hakikati öğrenmek ve yaşamak imkanını ortadan kaldırabileceği ihtimali üzerinde düşünmemiz gerekmektedir.

Bu düşünce ve muhasebe sürecine; diğer ilmi, sosyal, siyası vb. süreçleri de dahil etmek lazımdır.

Zira, insanlara ilahlaşıp, rableşmek için değil; sadece Allah'ı ilah kabul edip, O'na kulluk etmek için gönderildik.

4.136 - Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr