Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 1 > KILDAN İNCE KILIÇTAN KESKİN

KILDAN İNCE KILIÇTAN KESKİN

Klasik anlam, yorum, kabul ve redlerin dışında başka bir anlamı ile sırat köprüsü, Dünya'da da her süreçte önümüze kurulmaktadır.

Eğer işin hakikatine ve fıtratına uygun tercih, karar ve eylem gerçekleşmemişse, bu köprü kıldan ince, kılıçtan keskin olur;  bu durumda Dünya cehennemine yuvarlanmak mukadder hale gelir.

Yeni başkanlık sisteminde ortaya konulan program, yapı ve uygulamalar arasında benim için etki değeri en yüksek ve kalıcı iki unsur; Milli Eğitim Bakanlığı ve İnsan Kaynakları Başkanlığı olmuştur.

Elbette sistemin bütün bölüm ve yapıları yüksek etki potansiyeline sahiptir fakat bu ikisi tüm sistem ve süreçlerin eksen değeri olan insana dair olduğu için, hepsinden öte kalıcı birer etki potansiyeli olarak değerlendirilmelidir.

Sayın Milli Eğitim Bakanı'nın, "çağdaş" eğitim ufku, teknolojileri ve uygulamaları hususunda, nispi anlamda ciddi bir yetkinliğe sahip olduğundan hiç şüphem yok.

Sistem içi sorunları, zorlukları ve çatışmaları nasıl yöneteceği hususunda bir şeyler söylemekte bu yazının perspektifi dışında, kendisinin farkındalığı içerisindedir.

Ailesi ve etki alanı ile bir kaç milyon oy potansiyeline sahip öğretmen kitlesi üzerinde, köklü değişiklikler yapmak imkanını nasıl bulacaktır?

İdeolojik bagajların oluşturduğu çatışma alanı ve yüksek sürtünme katsayılı bir zeminde; siyasal, sosyal dengeler demeden, işin doğasına uygun çalışma ve gelişmeleri nasıl gerçekleştirecektir?

Üst yönetim, bürokrasi ve özgün bir vizyon üçgeninde, ne kadar otonom davranabilecektir?

Eğitim sürecine destek verebilecek bütün kaynakların cari niyet ve niteliği ile hangi kıvamda neticeler oluşturacaktır? türü hal ve sorulara cevap bulup, çözüm oluşturmak için, belki de enerjisinin büyük bölümünü kullanmak zorunda kalacaktır.

Bundan sonra yazacaklarım, istisnasız, toplumun tamamını ilgilendiren ve dikkatlerin odaklandığı hususlardır.

Ülkemizdeki neredeyse bütün alan ve süreçlerde, özgün veriler üretip, bu veriler çerçevesinde; öneriler, sistemler, süreçler, stratejiler, planlar ve uygulamalar gerçekleştirilmez.

Bu konuda alt yapı ve yetenek sahibi ülkelerin yada kurumların ürettiği veriler, sistemler, metotlar çerçevesinde; uygulama alanında yapılan kısmi değişikliklerle adaptasyon çalışmaları yapılır.

Bizim sistemlerimiz, önerilerimiz, süreç ve yöntemleriniz böyle oluşur.

Milli Eğitim Bakanlığı'nda da durum bundan farklı değildir.

Farklı ve iyi bir şeyler yapmak iddiasında bulunanlar muhtemelen, büyük bir hızla dünyadan uygulamaları gözden geçirmişler; eğitim teknolojiler fuarlarına bin atlı akınlar düzenlemişler; Finlandiya'yı komşu kapısı yapmışlardır.

Elbette bu tümüyle yadırganacak bir durum değildir. Ancak bu çalışma ve çabaların öncesinde zorunlu bir veri setinin olması mecburiyetidir. Bunun yokluğu, eksikliği veya sahih olmaması, sıratı kıldan ince, kılıçtan keskin yapmaktadır.

Burada sorulup, yeniden cevaplanması gereken temel sorular, belki de sahih, yeterli ve etkin veri üretmenin ilk adımı olabilir.

Bakanlığın isminin başındaki Milli kavramının içerikleri nelerdir? Hangi kaynaklardan ve hangi süreçlerle, nasıl inşa edilmektedir?

Örneğin filanca ülkeden aldığımız bir teknoloji veya eğitim sistemindeki insanın anlamı ve tipolojisi, otomatik olarak, Milli kavramındaki insan tarifini mi oluşturmaktadır? Veya Milli kavramındaki özgün insanın inşası, bu sistem yada teknolojilerle nasıl gerçekleştirilecektir?

Yeni yaklaşımın insan anlayışı ve hedef insan tipolojisi ne olacaktır?

Milli kavramının tüm kapsamı ve hedef insan algısı; insanın doğasına, temel hukuk ve özgürlüklerine ne kadar özdeş olarak belirlenecektir?

Örneğin, eğitimin tarifini; insanın doğasına ve ayırd edici özelliklerine ilişkin bir perspektif, farkındalık ve potansiyellerini yerli yerinde ve miktarınca; özgür olarak kullanabilmesi için; doğal akışlarının önünü tıkayan unsurların temizlenmesi; doğasına özdeş yaşayıp, üretebilmesi için zemin ve atmosfer hazırlanması olarak tarif etmek imkanı olabilir mi?

Eğitimin asıl amacının, insanın, bütüncül tatmini elde edebileceği zihinsel formasyon, perspektif, kalite ve kapasite kazandırmak olarak tespit edilmesi mümkün müdür?

Bunlar kök verilere ilişkin sorulardır.

Kök veriler, insan dahil, üretilecek bütün sonuçların mahiyetini belirlerler.

Bu nedenle, üretilecek sonuçlara ilişkin anlam ve tasavvur öncelikle belirlenir ki, bunu gerçekleştirebilecek veriler üretilebilsin.

Elbette bu yazının hacmi, bu husustaki zorunlulukları tümüyle analiz etmeye yetmez. Lakin Milli Eğitim Bakanlığı'nın çalışma çerçevesi ve mertebesinin bunu kapsaması zorunludur.

Veri üretip, veriden; doktrin, politika, sistem, strateji, taktik, metodoloji, uygulama, kaynak ve müfredat üretebilmesi durumunda; Milli kavramının, insan doğasına, temel hukuk, sorumluluk ve özgürlüklerine sahip insanın inşasını kapsaması; yapılan çalışmalarında, Milli kavramı çerçevesinde olmasını mümkün kılar.

Eğer çalışmaların en derin boyutu, başkaları tarafından üretilmiş verilerin üzerine diğer faktörleri bina etmekten başlıyorsa; nispi olarak, hangi başarı hikayeleri ortaya konulursa konulsun, büyük risk taşıyan bir köprüye girmek üzere olunduğu bilinmek zorundadır.

Veri üretip, süreci buradan başlatan bir kültür, politika, iklim ve insan potansiyelinin olmadığı bir zeminde bunu yapabilmek mecburiyeti, özgün bir stratejik planlamayı da mecbur kılmaktadır.

Gelelim İnsan Kaynakları Başkanlığı'na.

Yeni bir yapılanma. Henüz kapsamı, fonksiyonu, etki çapı, sistemi, politikaları, stratejileri, yöntemleri, alt yapısı ve yönetimi kamuoyunca bilinmemektedir.

Böyle bir durumda, bende uyandırdığı düşünce ve çağrışımlar üzerinden değerlendirmeler yapacağım.

Özellikle yakın tarihte her büyük değişim dönemlerinde re-education adıyla toplumun ve ona vaziyet edecek tüm kadroların, yeni dönemin kodlarına ve hedeflerine uygun yeniden eğitimi söz konusu olmuştur.

Başkan Lyndon Johnson döneminde Amerika bütçenin büyük bölümünü re-education projesine ayırmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya'da re-education projesi için on milyar dolar harcanmıştır.

Cumhuriyetin ilanı ile birlikte Türkiye'dede böyle bir proje çok derinden ve radikal biçimde uygulanmıştır.

Bu yeni dönemde de muhtemelen böyle bir çalışmanın gerçekleştirmesi düşünülmektedir.

İnsan Kaynakları Başkanlığı'nın bu çalışmayı planlayıp, koordine etmesi mümkündür.

Elbette insana dair bütün etkin çalışmalarda karşımıza çıkan mesele ve sorular, burada da söz konusu olacaktır.

Öncelikle insan, sistem içerisindeki diğer kaynaklar gibi bir kaynak olarak mı değerlendirilecektir? Yoksa insan bütün süreçlerin eksen değeri olarak mı kabul edilecektir?

Eğer böyleyse, bu retoriğin ötesine geçirip nasıl reel ve fonksiyonel hale getirilecektir?

Hangi insan tipolojisinin; doğası, temel hukuku, sorumlulukları ve özgürlükleri üzerinden politika üretilecektir.

İnsanların tüm durum, birim, ölçeklerde; hayatlarını ilgilendiren süreç ve ilişkilere; hangi ölçü, usül ve mertebelerde katılmaları esas alınacaktır?

Yoksa, insan anlayışı, politikaları, eğitim ve yönetimindeki; insanı, kurumu, süreçleri israf eden karar ve uygulamalar mı esas alınacaktır?

Kendi doğasına, mizaç ve kapasitelerine uygun; ortak kabul ve paydaları amaç ve mesele edinmiş, dava adamı mayasında insanların; liyakat (ehliyet, emniyet, şahsiyet, ciddiyet, samimiyet) ve sadakat (özüne, sözüne ve sadakat gösterenlere) prensiplerine uygun olarak inşa edilip, istihdam ve katılımı sağlanabilecek midir?

Türkiye ve gönül coğrafyamızdaki insan israfını önleyecek bir şeyler yapılabilecek midir?

Toplum içerisindeki kurucu ve kurmay kafa, liderlik potansiyeli olan insanların değerlendirilmesine ilişkin tesirli çalışmalar yapılabilecek midir?Harcanmaları veya kafa avcılarına yem edilmesi önlenebilecek midir?

İnsanın varlık nedeni olan; hayatı, doğası ekseninde inşa etmek görevini ifa edebilmesi için; zemin, atmosfer, imkan, fırsat ve özgürlük sağlanacak mıdır?

İstihdamda; referans, tavassut, sadakat üçlemesinden daha etkin ve adil süreçler cari kılınabilecek midir?

Kamunun ana beslenme kaynakları olan bürokrasi ve akademik dünyanın; sahih, üretken, etkin ve sorumluluk içeren bir eksende yeniden inşa sürecine sokulması mümkün olacak mıdır?

Kaynağı çeşitlendirip, tüm insanların, varlık nedenine özdeş bir hayat ufku, amacı, dirayeti ve özgürlüğü içinde süreçlere katılımı başarılabilecek midir?

Bu iddialara ve gerçekleştirecek vasıf yetkinliğe sahip başlangıç yöneticileri ve kadroları bulunabilecek midir?

Daha sonra bunların sürekli yetiştirileceği sistemler oluşturulabilecek midir? Yoksa mevcutların müktesebatı üzerinden gelişip, çalışacak bir sistem mi kurulacaktır?

Konuşacak çok şey var fakat bu zemin kifayetsiz gelir.

Bu konu bütün taraflarca büyük önem taşımaktadır.

Taraftar, muhalif, radikal karşıt, tarafsız, farkında olmadan yaşayan, yani bu toplumdaki bütün insanlar bu hususu bir biçimde izliyor ve buna ilişkin bir iç dünyası ve tutum belirliyorlar. Çünkü her ne durumda ve konumda olursa olsun, herkesin hayatlarını etkileyen bir husus olarak görülmektedir.

Fakat icraat makamında olanların kendi ifade ve sorumluluk beyanlarına istinaden, daha net bir durum söz konusudur ; sırat üzerinde, kıldan ince, kılıçtan keskin bir zeminde yürümek handikapı.

 


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr