Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 6 > KÖK HÜCRE
KÖK HÜCRE 
 
"Derdinin çaresi filan şehirdedir. Şu yolu takip et ve ilk yoldan sağa dön. Bu yol seni istediğin yere götürecektir," denilse;
 
İlk sağ yola dönmek unutulsa ve sonraki yoldan dönülse. Ya da "İlk soldan giden yol kestirmedir, sen oradan git," diyene uyulsa;
 
Sonra da girilen yolda bir çok şey yapılsa; yol ağaçlandırılsa, arkadaşlar edinilse, futbol takımı kurulsa ve şampiyon olunsa; derde deva şehire ulaşılabilir mi? Bütün bunlar, o şehre ulaşmanın yerini tutabilir mi?
 
Peki ne olur?
 
Bir yol edebiyatı oluşur. Yol üzerine güzellemeler yapılır. Yol ekolleri oluşur. Fakat derde deva şehre ulaşmanın yerini tutabilecek bir netice tahakkuk etmez.
 
Dert artar ve ne edebiyat, ne de ekoller, derde derman olamazlar.
 
Zorunlu sonuç bu olunca; artık derdi, dermanı, şehri ve yolu, yeniden tarif etmekten başka, elde hiç bir şey kalmaz.
 
Yeniden tarif edince; zihinde, derdin, dert olmaktan çıkar fakat yara ilerlemeye ve azmaya devam eder.
 
Yeniden tarif faaliyetleri hızlanarak devam eder.
 
Ortaya çıkan her durumu, her komplikasyonu, her sebebi, her sonucu yeniden tarif etmek mecburi olmuştur.
 
An gelir, öyle bir hâl oluşur ki; sen kimsin, dert nedir, neyi aramaktasın, artık bilinemez duruma gelmiştir.
 
Orijinal hassasiyetler kaybolur. Önemliler değişir. Daha değerliler listenin altına iner, daha önemsizler üste çıkar. 
 
Yolu şaşırınca, girilen yolda insan; önce korkar ve bocalar, sonra alışır, daha sonra, artık başka bir insan ve yeni yolun müdafii olur.
 
Bu yoldakilerin, gidilecek olan yola ilişkin sözleri, ancak bu yolda görüp, okuyabildikleri çerçevesinde olacaktır. 
 
Zira her yolun bilgisi kendi öğretilerinden, süreçlerinden ve tecrübelerinden doğar.
 
Bunlar da o yolu ve erkânını yapılandırırlar. 
 
Bu yol, o yol değil diyebilmek için ancak o yolun haberlerini işitip, onlarla anlamaya çalışmak lazımdır. 
 
Bu yolun görüntü ve faaliyetlerinden bahsedince, o yolla ilgili konuşulmuş olmaz.
 
Demem o ki;
 
İnsanların karar ve davranışlarının mahiyetini, niteliğini, biçimini; 
 
Kök, anlam ve inşa hükümleri belirler.
 
Bu dini bilgidir.
 
Din olgusunun temel fonksiyonunu oluşturur.
 
İnsanların karar ve davranışları da; hukukun, sistemlerin, ilişkilerin, disiplinlerin, sebeplerin, sonuçların velhasıl bütün hayatın, mahiyetini, niteliğini ve biçimini belirler.
 
Din olgusunu kavramlaştırırken;
 
Bu fonksiyon temel alınmaz, buradan başlanmaz, bunun, hayata ilişkin temel önemi ve etkisi anlaşılmazsa;
 
İlk kavşak kaçırılmış, başka bir yol üzerinde konuşuluyor demektir.
 
Ontolojik ilkelerden birisi de, insanoğlunun istediğini yapabilmek iradesi ile yaratılmış olmasıdır. Ancak bedellerini ödemek şartıyla. Bu husustaki içeriksiz, meselesiz, eksensiz ve sorumsuz izafiyet yaveleri, bu keyfiyet çerçevesinde değerlendirilmelidir.
 
"Yol, fıtrata uygun olup, hakikate götürsün," niyet ve inançlarına sahip olanların öncelikli hedefleri; dinin fıtri fonksiyonundan inşa edilmiş, hakiki bir din kavramına ulaşılması ve bunun anlaşılması olmalıdır. 
 
Bu, kök öneme haiz bir durum olduğu için, tahakkuk edene kadar, dikkati ve odağı dağıtmadan, sadece bu konu üzerinde düşünmek ve konuşmak icap eder. 
 
Anlayana kadar gösterilecek çabanın niceliği önemli değildir. Gerektiği kadar tekrar yapılabilir. Zira mevzunun anlaşılması, olmazsa olmaz türünden bir zarurettir.
 
Başlangıç burasıdır. Burası anlaşılmadan daha ileri gidilirse, başka yollarda yürünüyor demektir.
 
Bir kere bunun keyfiyeti anlaşılırsa, ondan sonra yolun icapları üzerinde çalışılır.
 
Bunun anlaşılmasına engel olacak bütün gürültülere kulak tıkamak; odağını kaydıracak her şeyden göz ve gönül çevirmek; kaos oluşturacak her kişi ve hususla irtibatı koparıp, onlardan imtina etmek, stratejik bir mecburiyettir. 
 
Velev ki bunlar; cazibeli, tahrik ve tahkir nitelikli argümanlara sahip olsunlar.
 
Zira buna ulaşamamanın bedeli; varlık nedeni dışında tükenecek bir hayat, emanetlere ihanet, varlığın hukukunu çiğnemek, itminanı tadamamak, sadece Allah'a kulluk edememek ve din gününde verilemeyecek hesaptır.
 
Diğer yollardan gelecek gürültülerin; bunları en değerli ve önemli görebilmek niteliğine sahip olamayacakları için; retorik değeri olsa bile hâl değeri olmayacaktır. 

Copyright 2020 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr