Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 3 > LAİSİZMİN YENİ YÜZÜ

LAİSİZMİN YENİ YÜZÜ

Gerçekte, hakikat dini ile hayat arasındaki bağı kopartıp bir dualizm oluşturmayı tarif eder laisizm.

Arka planda vaziyet edenlerin hüküm cümleleri, ön planda diğerlerinin sözleri, sembolleri, ritüelleri.

Bizdeki yansıması, İslam hükümleri ve kültürü üzerine düşünüp, “müslüman” jargonu ile konuşup, hayatı çoğunlukla başka hükümlerle kurup, yaşamak biçiminde tezahür eder.

Kafa karıştırmasın, kendilerine laik diyenler aslında zihin ve pratik çelişkisi ile oluşan bir dualizme sahip değillerdir. Bunlar inandıkları gibi yaşamaktadırlar. Bu nedenle zihinsel, ruhsal, sosyolojik parçalanma yaşamamaktadırlar. Bu yüzden inandıkları hayata ilişkin amaç ve hedefleri bellidir ve pratiklerini bunlar yönlendirir. Bundan dolayı zahiri “güç ve mülkiyet” üstünlüklerine sahiptirler.

Asıl sorun kendilerini laik olarak vasfetmeyen hatta sureta buna karşı duran kesimdedir.

Dinlerin doğası üzerinden bir anlayış ve tasavvur geliştiremeyenler, zorunlu sonuç olarak, hayata dokunmayan bir din anlayışıyla ve farklı hükümlerle yapılandırılan bir hayatın sürecine dahil olmuşlardır.

Dahası, hakikat hükümleri ile bir hayatın inşasının, varoluş nedeni babından bir amaç olduğu ve nasıl gerçekleştirilmesi gerektiği hususunda temel bir farkındalığa ve fikre de sahip olamamışlardır.

Oysaki, yeryüzüne halife kılınan insan zorunlu olarak hayatı yapılandıran bir süreç içerisinde olmak ve bunu da temel inşa hükümleri ile yapmak durumundadır.

İşte bu mecburiyeti, bütüncül olarak, kendi dinlerinin hükümleri ile gerçekleştiremeyenler zorunlu olarak dualizme sürüklenmektedirler.

Anlayıp, algılayabildikleri alanları kendi hükümleri ile inşa ederken, algılayamadıkları ya da üzerlerinde inisiyatif almaya korktukları veya güç sahibi olduklarını düşünmedikleri diğer alanlarda, kurulmuş dünya ve düzenlere ittiba etmek zorunda kalırlar.

Bütünlüğün bozulması ve farklı mahiyetteki hükümlerle kurulmuş hayatlar, doğası icabı, parçalanmışlığın rahatsızlıklarını oluşturmaya başladı. Tam bu durum da yeni bir tasavvura ihtiyaç hasıl oldu. İşte laisizme muhalif olanların dualizm serüveni böyle başladı.

Okudukları Kitab’ın hükümlerine aykırı görülen düzenleme ve yapılandırmalar karşısında insanlar ya reddedip, özgün inşalarını gerçekleştirecek, ya da bu durumu içselleştirmek için argümanlar üreteceklerdi.

Yardım dışlarından geldi.

Dinin kutsiyeti ile dünya hayatının süfliliğinin bir arada olmaması, zihinsel itirazlara rağmen şuuraltına işlendi. Maddi-manevi, ideal-reel, dünyevi-uhrevi gibi kavramlar geliştirildi ve bu ikililere farklı yaklaşmanın meşruiyeti sağlandı.

Bir kaç nesil sonra dualizm, hakikat olarak görüldü ve hayat bunun üzerinden okunup, yaşanmaya başladı.

Büyük kitleler böyle davranırken, hakikatle yüzleştirilip, akıllarının karışması ihtimaline karşı yeni konsolidasyon yöntemleri de geliştirilmektedir.

Daha eski zamanlarda, cepheden üstlerine gidilerek, baskı ve korkuyla değişime uğratılmaya çalışılan kesimlerin, bu yöntem karşısında gizli ve açık direnç gösterebilmek emarelerinden dolayı, yeni taktikler denendi. Bunların en etkililerinden bir tanesi, en bariz ve genel kabul görmüş konularda, önce yasaklamaya ve kısıtlamaya gidip, sonra bunların serbest bırakılması idi. Bu yolla kitleler haklarını elde ettikleri zehabı ile sahte bir kazanmışlık duygusuna kapılıyorlar ve diğer alanlardaki taleplerini ihmal edebiliyorlardı.

Daha sonraları, sosyolojik, kültürel değişimler, iletişim kolaylıkları gibi hususlar nedeni ile bunlar, konsolidasyon ve kontrol açısından yeterli olmayınca daha sofistike tedbirler geliştirildi.

Din kavramına ontolojik müdahale yapılıp, doğasını oluşturan unsurların bir bölümü, diğer bölümünün kadük bırakılması karşılığında, tamamen serbest bırakıldı. Kadük kalan bölümler hayatın inşasında müessir olanlardı.

Tefrik ve temyiz kabiliyeti büyük oranda dumura uğrayanların bunu fark edip, reddetmesi çok muhtemel değildi.

Bir başka dış yardım ise dönemin ruhuna uygun ön yüzlerin ve argümanların üretilmesiydi.

Modernizmin etkin olduğu zamanlarda ön yüzü oluşturan argümanlar; pozitivizm, kapitalist tüketim kültürü, zenginlik, güç, iktidar ve bunlara yakınlık etrafında geliştirildi. Bireysel ve kurumsal etkilerini çok güçlü gösterdi ve kutsanmış toplumsal tezahürleri ve sonuçları ortaya çıktı.

Dünyanın muhtemel yeni kırılım döneminde, bu argüman ve tezahürler etkisini kaybetmekte ve yeni aforizmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Aranılan kan postmodernizmde bulunmuştur.

Yeni nesillerde, eksensiz görecelik ve yoz bireyciliğin hammadde olduğu insan tipolojisinde, bir öncekine nazaran, güç, iktidar, mülkiyet parametreleri başat rol oynamayacak gibi görülmektedir. Bunun yerine, “felsefi anlam arayışları ve farklı hakikat derinlikleri” argümanları daha baskın unsurlar olmaya adaylar.

Varlığın yaratılış ve oluş hakikatlerinden çıkışla bir öneri getirmeyecek olan egemenler (zira bu durum onların varlık nedenlerine aykırı ve pozisyonlarını tehdit edeceği için), laisizme yeni bir yüz inşa edip, arka planda kurucu olmak rollerini, kendi imal ettikleri hükümlerle devam ettirmeye çalışacaklardır.

Yeni yüz; felsefi derinlik, hakikate yakınlık gibi mottolarla pazarlanıp, piyasaya sürülecektir.

Budizm, zen Budizm, mistizm, quantum boyutu vs. sloganlar ve örneklerle;

Uyuşturucu (bazı uyuşturucuların legal hale getirildiği müşahade edilecektir), içki, nefes egzersizleri, yoga, “zikir”, müzik, sosyal uyuşturucular vb. yöntemlerle tutundurulmaya çalışılacaktır.

Temeli, insanın beyin fonksiyonlarının, yaşamın bu boyutunu tarif eden sınırlara indirgeme işlevini bloke etmeye dayanan bu süreçte; indirgeme bloke olunca ortaya çıkan görüntüleri ve algıları, hakikat olarak pazarlamaya dayanır.

Oysaki insan yaşamın bu boyutunda; bu boyutun fıtratına göre sınırları olan biyolojik varlık, yaşam ve çevre koşullarına sahipken; bunlarla sınırlı olmayan, Allah’ın ruhundan bir nefhaya da sahiptir.

Nefhanın potansiyeli bu sınırların fevkinde olmasına rağmen, karar ve tasarruflarının, bu yaşam boyutundaki insanın fıtrat sınırları ve özelliklerine uygun olması emredilmiş ve kendisine din olarak insanın üzerine yaratıldığı fıtrat seçilmiştir.

İnsanın potansiyeli, fıtratının fevkindedir. Fıtrat bu potansiyelin dünya boyutundaki sınırlarını ifade eder.

Yeni aforizmik yüz, fıtrat sınırlarının zorlanıp, ortaya çıkan algıların, hakikatin derin boyutu olarak pazarlanması ile oluşturulmaya çalışılacaktır.

Bunun, kültürel ya da ideolojik izleri neredeyse bütün cari dinlerde ve kültürler de, hakiki, derin ve gerçek olarak, kadim zamanlardan beri tarif edildiği için, karşılık bulmak ihtimali yüksektir.

Bu durum için üç hususa dikkat çekerek bitirmek istiyorum.

1.       Bu durum hakikat değil, imal edilmeye çalışan bir aforizmadır

2.       “Hakka yönelen bir kimse olarak yüzünü dine çevir. Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata  sımsıkı tutun. Allah’ın yaratmasında hiçbir değiştirme yoktur.  İşte bu dosdoğru dindir. Fakat insanların çoğu bilmezler. (Rum suresi 30)                                                                                                                                                                       "Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi vasat bir ümmet  yaptık....” (Bakara suresi: 143) ayetlerinin mana ve içeriklerinin iyi anlaşılması ve içselleştirilmesi, gerekli farkındalık ve korumayı sağlayacaktır.

3.       Bundan sonra, sözleri felsefe, hakikatin derin yüzü vb. bir mahiyette görülüp; hayata ilişkin bütüncül ve inşa edici önerileri olmayan birilerinin öne çıkartılıp, köpürtüldüğünü görürseniz bilin ki; yeni aforizmanın imalat ve tutundurma sürecindeki yüzlerden birisi de budur.

Hiçbir aforizma, varlığın, oluşların hakikatine dayalı olarak geliştirilen önerilerin yerini tutmaz.

Ne kadar “başarılı” olursa olsun, yine de kaos çıkartmak, varlığın hukukunu çiğnemek, yeryüzünü fesada boğmak ve sonra da yok olup gitmek potansiyeline sahiptir.

Bu sürecin neresinde, nasıl rol alınırsa alınsın, önce yalancı bahara, sonra da helak edici kara kışa ulaşmak mukadderdir.

Bu boyutta, bu oyuna dahil olanların elinde, bu hususa ilişkin hiçbir şey kalmayacak; boyut değişince, yeni bir yaşama hüsranla başlamak zorunda kalacaklardır. İnanılsa da, inanılmasa da.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr