Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > NASIL BİR MEYDAN OKUMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ? CEVABIMIZ NE OLMALIDIR? -2-

NASIL BİR MEYDAN OKUMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ?

CEVABIMIZ NE OLMALIDIR? -2-


Yeni meydan okuma, Müslümanların önümüzdeki uzunca bir süre; sofistike bir yenilgiye maruz kalmış memnun mağluplar olmasına mı neden olacaktır? Yoksa bu dönemin özgün koşulları ve fıtratından ortaya çıkacak olan fırsat alanında yerini alıp, hakikatin şahitleri olarak, insanlığa umut olmasına vesile mi olacaktır?


Okuyanların pek çoğu için karmaşık, anlam taşımayan, romantik olarak nitelendirilebilecek olan bu sözler; bazıları için de, üzerinde ciddi olarak düşünülüp, elde edilecek sonuçların; bu dönemde maruz  kalınabilecek meydan okumaya verilecek cevabın stratejik hedefi olarak değerlendirilmesi fonksiyonunu icra edebilir.


Modernizm, postmodernizm ve bunların hasılası olan kapitalizm ve küreselleşme ile yüzleşip, ederlerini ve etkilerini anlayamayan Müslümanlar, bunların meydan okumalarının altında kalmışlardır. Bunun en temel tezahürlerinden birisi de, zaten kamilen var olmayan özgün perspektifin tümden ortadan kalkmasıdır.


Bundan sonra, meydan okuyan unsurların perspektiflerinin içselleştirilmesi, zihni ve pratik entegrasyon süreci başlamıştır. İçine düşülen ikilemden doğan travmayı dengeleyebilmek için de, aslında baskın cari perspektifin teklifi olan şeyleri yeşile boyayarak ya da İslami tabela ve etiketler takarak, bir çözüm üretilmeye çalışılmaktadır.


Bu meydan okuma; İslami literatürü, gelenek parçalarını, kültür kalıntılarını ve en önemlisi fıtrat kodlarını tümüyle ortadan kaldıramayınca, bunların oluşturduğu derin itiraz ve arayışı kontrol edebilmek için temelde iki hususu odak alarak, tahrip etmeye çalıştı.


Birincisi, Müslümanların sahih ve etkin karar verip, davranış geliştirmelerine engel olacak biçimde, algı mekanizmalarına ve bunu besleyen bilgi sistemlerine saldırdı.


Diğeri ise, insanın doğasından gelen ve insanı özne kılan potansiyel ve imkanların farkına varıp, onları hikmetle kullanmasını engellemek amacıyla; beşeri kalitesine ve kapasitesine saldırdı.


Konjonktürel ve muhtemel keyfiyetin büyük tehdit mi? Yoksa fırsat mı? Olduğunu belirleyecek olan stratejik unsur, Müslümanların bu hususlarla yüzleşip çözümlerini üreterek yeniden inşa sürecine girebilmeleridir.


Karşı karşıya bulunulan en temel iki sorundan biri epistemik, diğeri ise insan niteliği ile ilgilidir.


İslam dünyasındaki kafa karışıklığı, ayrışma, çatışma ve üretimsizliğin temel problemlerinden bir tanesi bilgiye dair sorunlardır.


İnsanların , hayata ilişkin temel bir anlayışa; buna uygun amaçlara ve hedeflere, süreç ve sistem tasavvurlarına sahip olabilmeleri için; bütüncül ve fonksiyonel düşünce ve inanç sistemine sahip olmaları gerekmektedir.


Özgün bir düşünce ve inanç sistemine sahip olmanın lazım şartı da; özgün, bütüncül ve çalışan bir bilgi sistemine sahip olmaktır.


Kitap’taki başlangıçların buna dair olduğuna dikkat etmek lazımdır.


Bakara.2. Kendisinde şüphe olmayan bu kitap muttakiler için hidayet (rehberi) dir.


Alak.1. Yaratan Rabbinin ismiyle oku.


İslamın kaynağı bellidir ve dini bilgi oradadır. Ancak ihtiyaç, bu kaynaktan bilginin hangi nedenle ve usulle alınacağı; bilginin fonksiyonu, çeşitleri ve diğer kaynakları; bu kaynakların kıymetleri, bilginin nasıl alınacağı; kaynaklar arasındaki ilişkilerin değer, biçim ve usulleri; bilginin tasnifi, işlenmesi, paylaşımı ve kullanılmasının net ve bütüncül olarak bilinmesidir. Yani özgün bir bilgi teorisine ve sistemine ihtiyaç söz konusudur.


Bunun var olduğunu iddia edenlerin, neden bu “bilgi sistemi” ile ortaya konulan “İslami önerilerin”, hayatı fıtrat çerçevesinde inşa edemediğine dair cevapları yoktur. 


Neden Müslümanlar arasında mutabakat sağlayamadığına; çatışmaları önleyemediğine ve hatta bizatihi çatışma nedeni olduğuna dair cevapları yoktur.


Neden  insanı itmi’nana erdirip, diğerlerine şahitlik etmelerini sağlayacakken; Müslümanların düzgün bir hayat tasavvuruna sahip olamadıkları için, Müslümanca bir hayat inşa edebilmeye dair önerileri ve örnekleri olmadığına cevapları yoktur.


Güçlü olmaları gerekirken; zihni, ruhi ve sosyal zaaflar ve sorunlara sahip olduklarına cevapları yoktur.


Neden bütüncül bir zihne, tasavvura, ruha, hayat anlayışına ve pratiklerine sahip olmaları gerekiyorken; paramparça zihne ve ruha; birbirlerinden farklı işleyen inanç-düşünce sistemiyle, hayat pratiklerinin varlığına dair cevapları yoktur.


Neden, tevhidin cari olması gerekirken dualizm içinde bulunulduğunun cevabı yoktur.


Bunlar suçlamak, yargılamak ve eleştirmek için yazılmış şeyler değildir. Herbirisi kanlı göz yaşlarıdır.


Bunların cevapları ise; red, inkar, yokmuş gibi yapmak ya da ciddi çalışmalara ve delillere dayanmayan retorik kıvamındaki laflar olamaz.


Dini bilginin  kaynağı orada durmaktadır ve “neden yok” diye sorulanların tamamını var yapmak potansiyeline ve imkanına sahiptir. O halde sorun kök bilgide değil, Müslümanların, onunla kurduğu ilişkinin biçim, usul ve yeterliliğindedir.


Bilginin, asgariden; anlamını, fonksiyonlarını, çeşitlerini, kaynaklarını; bunların kıymetlerini ve aralarındaki ilişkileri; elde ediliş, tasnif, dağıtım ve kullanım usullerini; kaynak ve mekanizmaları kapsayan; özgün, bütüncül ve fonksiyonel bir bilgi teorisi ve sistemi geliştirilirse;


Müslümanların; sahih, etkili bir düşünce ve inanç sistemi;

Perspektif ve tasavvurları;

Varlık nedeninden doğan, amaç ve hedefleri;

İtmi’nana ermiş nefse sahip insanları;

Projeleri, kararları ve eylemleri;

Bu çerçevelerde geliştirilmiş ilişkileri ve organizasyonları;

İşbirlikleri ve yardımlaşmaları;

Güçleri, özgürlükleri, özgünlükleri, özgüvenleri ve güvenlikleri;

Fıtri ahlakları ve şahsiyetleri oluşur.


Bunu gerçekleştirebilmek için başlangıç noktası, İslami bilgiden tespit edilecek varlık nedenidir. Zira yeryüzünde her sistem, süreç ve ilişki, varlık nedeninin gerçekleştirilmesi için vardır. Her bilgi teorisi ve sistemi de, hayatın varlık nedeni üzerine geliştirilir.


İşte bu noktada da bir çelişkinin aşılması icap etmektedir.


Kamil varlık nedeni ancak; sahih, etkin ve bütüncül bir perspektifle (ki aynı vasıflara haiz bir bilgi sistematiği ile) tespit edilebilir. Henüz kök bilgiye bu kıvamda yaklaşamıyorsak; bu ve benzer başlangıç tespitlerini nasıl ve kiminle yapacağız?


“Varlık nedenimiz, Allah’a kulluktur, bunu bilmek için yeni bir şeye ihtiyaç yoktur” itirazlarını duyar gibiyim.


“Yalnız Allah’a kulluk edebilmenin” künhünü anlamak ve bunu da fiilen tahakkuk ettirebilmek için; büsbütün bir hayat tasavvuru; buna ilişkin amaç ve hedefler ile bunların geliştirilebilmesini sağlayacak bir düşünce ve inanç sistemi gerekmektedir. Aksi durumda, kulluk inancı soyut bir ifadenin ötesine geçmemektedir. “Yalnız  Allah’a kulluk etmek” bir iddia olarak kalabilmekte ve hatta bunu ifade ederken bile birçok ilaha kulluk edebilmek ihtimali ortaya çıkabilmektedir.


Varlık nedenine ilişkin kamil bir tasavvur, kamil bir bilgi sistemi çerçevesinde Kitab’a yaklaşabilmekle mümkün olabilir. Bu durumda, insan varlığının nedenini tarif eden bütün anlam hükümleri ile birlikte, fonksiyonel bir varlık tasavvuru oluşabilir.


Cari sistem ve kültürün bilgi sistemi üzerinden hayatı okumaya alışmış olanların ; bir de bu sistemin önerilerini ve pratiklerini kabul etmişlerse ve hatta bunun içine doğmuşlarsa; özgün olanın ihtiyacını hissetmeleri ve üretmeleri çok kolay olmayacaktır.


Bunu başarmak ihtimali yüksek olanlar, ulul el bab yani derin ve temiz akıl sahipleridir.


Zira sistemi içselleştirmişleri (muhalif görünseler dahi) ya da içine doğmuşları etkileyen temel hususlar, mücessem ve somut olgular, oluşlar, aktörler ve ilişkilerdir.


Oysa ki, bunları analiz edip, kritize edebilmek ve özgün olanı tasarlayıp, inşa edebilmek; görünür ve pratik olanın etkisinden azade bir bakışa, zihne ve ruha sahip olmayı gerektirir.


Yani, özgür yaklaşıma sahip olabilmek; görülenleri, kök unsurlarından okuyabilmek ve kritize edebilmek; kök unsurlardan başlayarak, fıtri bir mekanizma ile özgün olanı tasarlayıp, inşa edebilmek formasyonuna sahip olmayı icap ettirir.


Yanısıra, harici bir motivatöre ihtiyaç duymadan, içsel motivasyon kaynaklarına, sorumluluk ve iradeye sahip olmayı da gerektirir.


Bu nedenle ulul el bab ve kurucu unsur olabilmek vasıflarına haiz olanların, ölü taklidi yapmak hakları yoktur. Sorumluluklarını kuşanıp ortaya çıkmak mecburiyetleri vardır. Özellikle bu hususlarda çalışıp tecrübe ve donanım sahibi olanların, yeni bir perspektifle mesuliyet almaları önemlidir.


İkinci saldırı alanı ise insan kalite ve kapasitesine yapılandır.


Bir sera düşünün. Toprak kalitesi, havanın terkibi, ısı ve ışık durumu, suyun kalitesi ve miktarı bitkinin sağlıklı yetişmesini sağlamıyor. Üstelik bir de sera içine zehirli gaz sıkılıyor. Bitki köklerine zararlı kimyasallar veriliyor. Yanısıra bir de periyodik olarak bazı adamlarca bitkilere sopalarla vurulup, zedelenmeleri sağlanıyor. Sizce bu serada yetişen bitkilerin durumu ne olacaktır?


Kendi fıtri atmosferinde, zemininde ve koşullarında yetişmeyen; üstelik fıtratına mugayir, örseleyici muamelelere maruz kalan insanın da durumu aynıdır.


Fıtri hasletlerine karşı ağır saldırıya maruz kalmış toplumlarda yaşayan insanlarda, aşağıda ifade edilen haller ve sorunlar ortaya çıkabilmektedir.


Özgüven, özsaygı, özdeğer yoksunluğu ile yaşamak;

Korkular, kaygılar ve endişelere sahip olmak;

Özgün amaçlar ve hedeflere ve bunları tahakkuk ettirecek özgün çalışmalara sahip olmamak;

Ciddi kişilik bozuklukları, psikolojik sorunlar, kompleksler, ahlak ve ilişki problemleri;

Eziklik ve yenilgi psikolojisi.

Özgün oluşturmak hususunda inançsızlık;

Güvensizlik, sevgisizlik, merhametsizlik;

Bencillik, hodgamlık;

Muhakeme, mukayese yeteneği ve temyiz kabiliyeti sorunları;

İnisiyatif almaktan, irade beyanından çekinmek;

İnşa etmek, üretmek, değiştirmek eylemlerinden çok, sahip olduklarını muhafaza mücadelesini tercih etmek;

Genellikle ego düzeyinde takılıp, kemalatın diğer mertebelerine ulaşmakta sorun yaşamak;

Bu durumda, çoğunlukla hayata ego mertebesinden yaklaşıp, ömrü, nefsi müdafa ile tüketmek;

Farkındalık sorunlarına sahip olmak;

Kurucu ve süreç özneleri olmak yerine, aktif ya da pasif nesne olmayı tercih edebilmek;

Hakikat peşinde olabilmek, adalet mücadelesi verebilmek ve hikmetli davranabilmek problemleri;

Hasbi işbirlikleri yerine, gizli-açık hesabi rekabet ve çatışmalar;

Üretip, geliştirmek yerine tüketip, israf etmek eğilimleri.


Bu ve benzeri haller, insanın ve insana dair olanın fıtratına aykırı koşullarda yaşamanın acı bedelleri olarak görülmelidir.


Bu haller fıtri ve adil olanın inşasını başlatabilmek için; anlamak, fark etmek, niyet, hedef koymak, planlama ve mücadele, hikmetli karar ve davranış ile işbirliği imkanlarını kısıtlamakta ya da ortadan kaldırmaktadır.


Cari ve müstakbel meydan okumalardan korunup, çıkacak fırsatları değerlendirebilmek için Müslümanların; yeni bir bilgi teorisi ve sistemi geliştirebilmeyi; insan kalite ve kapasitesini, fıtri eksende inşa edebilmeyi; içlerinde bulunan derin ve temiz akıl sahibi kurucu unsurların ortaya çıkıp sorumluluk yüklenmelerini sağlamayı öncelemeleri; iki stratejik eksen ve hedef gibi görülmektedir.


Buradan da, bir “yeniden inşa” süreci başlatılmalıdır.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr