Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 3 > NE TEKLİF EDİYORSUNUZ DERLERSE?

NE TEKLİF EDİYORSUNUZ DERLERSE?

Mesela adam arayış içerisinde, her yere girip, çıkıyor; araştırıyor.

Sana da geldi ve “senin inandığın din bana ne teklif ediyor?” diye sordu.

Cevapların ne olurdu?

Mesela insan olarak kendimi çok iyi hissetmem;
Hayatımı anlamlı ve değerli hissetmem;
Amaçlarımı, davranışlarımı anlamlı ve önemli hissetmem;
İlişkilerimi doygun ve saygın hissetmem;
Yönetilmemi ve yönettiklerimi adil ve üretken hissetmem;
Bugünkü taleplerimden ve yaşam tarzımdan daha yüksek ve tatmin edici hissetmem;
Adaletsizliği, anlamsızlığı, israfı ve çatışmaları görmemem;
İnsanların doygun, dengeli, mutlu, huzurlu, saygın ve var olduklarını hissettikleri bir hayata şahit olmam;
Ezilmemiş, şaşkınlık içerisinde olmayan, şahsiyeti temayüz etmiş, özgür ve üreten insanların olduğu bir toplum görebilmem;
Durumunun farkında olmadan, anlamsız işler yapmayan; haksızlıklara ve kötülüklere tahammül etmeyen; hem karşı koyan, hem de bunun için işbirliği yapan insanlarla karşılaşabilmem;
Küçük hesapların peşinde koşmayan, yüksek idealler ve ülkülere sahip; erdemli ve ahlaklı insanlarla birlikte olabilmem;
Bunların sahip oldukları hayatlarının anlamını öğrenebilmem;
Bunu nasıl gerçekleşeceklerine ilişkin yüksek farkındalıkla yüzleşebilmem;
Bunları da düşünce, davranış, ahlak ve şahsiyet bütünlüğü içeresinde görebilmem için;
Senin dinin bana ne önermektedir?

Din günü imtihanı gibi bir sorgulama.

Ne desem, adam bir söylenene bakacak, bir de söyleyene!

Desem ki; “yalnız Allah’a kulluk için yaratıldık”;

Eğer; “yalnız Allah’a kulluk ettiğinizi nasıl anlıyorsunuz? Somut ölçüleri ve göstergeleri nelerdir? Benim anlayabileceğim gibi anlat ve sizin hayatınızdan örnekler ver” dese, ne cevap vereceğim?

Desem ki; “ Müslüman olunca, nefsani keyiflerin ve arzuların ötesinde bir yüksekliğe ulaşırsın. Bunun adı bütüncül tatmin yani itminandır. Bu senin aradığındır. Bir kere bunu hissedip, tattın mı, artık nefsani olanların hiçbir anlamı kalmaz. Ayrıca bu geçici değil, kalıcıdır; ulaşınca manası ve değeri kaybolmaz.”

Adamın gözleri parlasa ve “işte aradığım tam bu dese ve ellerime sarılsa; ağlayarak lütfen bana bununla ilgili örnekler göster; sen nasıl ulaştın? neler yaparak elde ettin? Hissettiklerini bana anlat” dese, ne yaparım?

Desem ki; “benim dinimin diğer adı da barıştır. Zihindeki, gönüldeki, toplumdaki çatışmaları sona erdirir!” Daha sonra kendi içimdeki, kendini Müslüman olarak niteleyenler arasındaki ve “Müslümanların” yönettikleri devletlerin içindeki ve aralarındaki çatışmaları; nasıl izah ederim!

“Benim dinimin hükümleri, insan fıtratını oluşturan hükümlerdir. İnsan kendi fıtratına uygun yaşarsa; en dingin, huzurlu, üretken, güçlü, adil, etkili, istikrarlı, umutlu, başarılı, bütüncül sonuçlar üretir; bu da bütün varlığın hukukunu muhafaza eder desem!” O’da; “Müslümanlar’ın bu söylediğin çerçevede tasarlayıp, ürettiği, hayata geçirdiği bir kaç örnek gösterirmisin?” Dese, ne yaparım?

“Bizim yönetim anlayışımızda, güç ve iktidar mücadelesi yoktur. Biz gücün kaynağını, hakikatini ve anlamını bilir ve O’na teslim oluruz. O’da ihtiyaç nispetinde, bizim o güçten kullanmamıza yetki verir. İktidar ise gerekli olduğunda, Muktedir olanın, liyakat kesbedenleri, iktidar makamına getirmesi ile gerçekleşir.”

“Bu çerçevede, güç ve iktidarın hakikati üzerinden ilişki kurduğumuz için; Allah’tan başkasına kulluk etmez, muhtaç olmaz, ihtiyacı kalmaz; O’dan başkasından korkmaz, çekinmez; güçlü, etkin ve özgür oluruz.”

“Bu nedenle tüm politikalarımızı; hayata ilişkin her şeyin, insan fıtratı çerçevesinde tasarlanıp, gerçekleşmesi ve buna karşı yapılacak her şeye karşı mücadele edilip, güvenliğinin sağlanması;”

Zulme karşı durup, adaletin gerçekleşmesi üzerine geliştirebiliriz” desem! Adam da yüzüme tuhaf tuhaf baksa ne yaparım?

Sorsa ki; “senin dinin, benim buhranlarımı ortadan kaldırıp, sorunlarıma çözümler sağlayacak mı?”

“Buhranlarının ve sorunlarının kaynağı, fıtratına uygun yaşamamandır. Adı fıtrat dini olan İslam elbette bunları kolayca sağlayacaktır” diyeceğim esnada, aklıma; kendimin ve diğer müslümanların buhranları, sorunları; bunlar karşısındaki çaresizlikleri ve yok sayma çabaları gelse; yüzümün kızarıklığını ve samimiyetsizliğimi nasıl gizlerim?

Allah’tan bu soruları kendime sormuyorum ve diğerlerinin sormalarına fırsat veripte, böyle zor yüzleşmelerle karşı karşıya kalmıyorum.

Fakat kesinlikle iman ettiğim ve tutunduğum şey; İslamın bütün bunları kamilen yerine getirebilmek potansiyelidir.

Biz bu potansiyeli, fıtratına uygun bir perspektif ve usulle harekete geçirip, yararlanmayı başarabildiğimiz demde;

Artık kaçmaya, saklanmaya, muhayyel dünyalarda, etiket ve tarifler altında; etkisiz, çaresiz, şizofren ve parçalanmış bir hayat yaşamaya ihtiyacımız kalmayacak.

İşte o zaman; “eğer sorsa?” Tedirginliğini yaşamadan; bütüncüllüğün, itminanın ve samimiyetin mümessili bir şahit olarak; halimden anlamayıp, eksik kalanlarına cevap vereceğim.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr