Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > ÖLÜ TAKLİDİ YAPMANIN PSİKOLOJİSİ

ÖLÜ TAKLİDİ YAPMANIN PSİKOLOJİSİ


Bu yazı ile, bu tür yazma sürecini bitirip, sadece kitap yazmaya yönelmeyi planlamıştım.


Yazıyı yarıladıktan sonra, yazının içerik ve kapsamındaki nedenlerin somut tezahürlerinden dolayı, bu yazıyı da tamamlayıp, yayınlamak içimden gelmedi ve vazgeçtim.


Bir dostumun, mutlaka yayınlanmalı ısrarı üzerine, tamamlayıp, yayınlamaya karar verdim.


Yazının amacı ve bağlamı; bu dünya hayatında insanın amaç ve sorumluluklarına ilişkin eminlik ve zan durumları; emin olmaya ilişkin samimiyet ve ciddiyetleri; mevcut hallerinin, Kitap’tan mülhem inşa edilmiş ve tekrar tekrar, Kitap’la teyid edilmiş bir inanç ve tasavvura mı dayandığı; yoksa kısmi zanlarında rol oynadığı bir süreçle mi oluştuğu?; Rıza-i Bari üzerinde olduğumuz emniyetinden, ne kadar emin olduğumuzla ilgilidir.


Zira, doğumla, ölüm arasındaki bu boyutta en önemli ve hatta tek önemli husus, Allah’la olan ilişkimizin mahiyeti ve bu husustaki samimiyettir.


Bu kadar öneme haiz bir hususa şeytanın müdahale etmeyeceğini düşünmek safdillik olsa gerek. Bir de; anlayış, inanç ve tasavvurlarımız biçimlendiği kültür, süreç, kaynak ve usulleri de dikkate alınca, Allah’la olan ilişkinin sahihliğinden emin olmanın; diğer bütün beklentiler, arzular, korkular ve faaliyetlerden çok daha önemli ve öncelikli bir husus olduğu ortaya çıkmaktadır.


İnsanın yaratılış özellikleri icabı sahip olduğu bazı mecburiyetleri vardır. Biyolojik sisteminin doğasına uygun çalışması; insanın nefes alıp, vermesi; yemek yemesi, su içmesi bunlara örnek olarak verilebilir.


Bunlar gayri iradidir ve gerçekleşme imkanı ortadan kalkınca insan ölür.


Durum-tutum-davranış mekanizması da bunlar gibi, gayri iradi mecburiyetlerden bir tanesidir. İnsan yaşadığı müddetçe gerçekleşir. Gerçekleşmeme şartı da insanın ölmesidir.


İnsanlar her an, ya bir durum içerisindedir ya da bir durumla karşı karşıyadır. Her durum insanda bir algı meydana getirir ve bir tutum almasını zorunlu kılar. Her tutum da bir davranış oluşturur. Bu davranış yeni bir duruma sebep olur ve döngü mütemadiyen devam eder. Bu döngüyle de hayat inşa olur.


Eğer bir durum karşısında insan bir tutum alıp, davranış sergilemiyorsa artık ölmüş demektir.


Bu tutum ve davranışlar, vücut savunma mekanizması ile refleksif olarak ortaya çıkabilir. Normal hallerde ise düşünce ve bilinçle oluşur. Eğer aynı durum karşısında, aynı tutum ve davranış çok kere tekrarlanmışsa, davranış otomatik olarak ortaya çıkar, bu da ahlaki davranıştır.


Durum karşısında oluşacak olan; algının, tutumun ve davranışın niteliğini, mahiyetini ise insanın dini hükümleri/bilgileri belirler.


Buraya kadar yazılanlar bilindik hususlar. Cevap arayacağımız bir soru için ön hatırlatma olarak yazıldı.


Soru şu; bir insan sahip olduğu dinin anlam hükümlerine göre sorun, risk, zarar veya tehlike olarak görmesi gerektiği bir durumda, herhangi bir davranış sergilemiyorsa, bunu nasıl izah etmek gerekir? Ya da, durum karşısında yapması zorunlu olan işleri yapmıyorsa, bunu nasıl açıklayabiliriz?


Öncelikli nedenlerden bir tanesi; mensup olduğunu iddia ettiği dinin hükümleri çerçevesinde ve perspektifinde; görmüyor, işitmiyor, anlamıyor ya da inanmıyor olabilir.


Kitab’ın ruhu, sistematiği ve hükümleri ile oluşan bir perspektiften bakınca karşı karşıya kalınan somut problem ve riskleri görmemek bu cümleden bir durumdur.


Anlayışların izafi olması tezi, kendi algısı içerisinde tatmin ve halinden eminlik duygusu ve talepsizliği, farkındasızlık, umarsızlık, duyarsızlık gibi gerekçeler; bunların, Kitap perspektifi ile tarif edilen risk özelliğini ve oluşturacağı olumsuz etkileri ortadan kaldırmaz. Olsa olsa, insanların inanç sisteminde risk ya da sorun olması hususunu değiştirebilir.


Mesela çocuğunu yabancı bir devlete, kültüre, korunaksız bir şekilde gönderirken; ebeveynlerin bir bölümü için hayatına karşı oluşabilecek tehlikeler, risk olarak görülürken; bazıları için de, bunun yanısıra, zina-fuhuş ya da haram yiyecekler ihtimali de risk olarak görülebilir. İzafiyeti oluşturan husus, bunlarla ilişkili kök ilkeler, hükümlerdir. Zinanın haramlığına inanan bir ebeveyn, daha sonra çocuğunu gönderdiği yabancı ülkede, zinayı bir risk unsuru olarak görmemeye başlamışsa; bu durumda, bu ilkeye olan inancını değiştirmiş olabilir.


Bunun istisnası ise çocuğuna olan güvenidir. Bu durumda da, zina riskini oluşturan çevre koşullarını okuyamamak ya da dikkate almamak söz konusu olabilir.


Varolan çevre koşullarına karşı tedbir ve donanımın olmadığı durumlarda, risklere karşı emin olabilmek, genellikle muhayyel bir durumdur.


Burada daha vahim bir husustan da söz etmek gerekmektedir.


Halen varolan ve hükmünü sürdüren bir durumu, olduğu keyfiyet üzerine okuyamamak, anlamamak, inanmamak; buna ilişkin gösterilenleri görmemek, söylenenleri işitmemek;


Oluşların, sebeplerine ilişkin pek çok şeyle izah edilebilir fakat temelinde; Allah’ın, o anda, o kişinin; görmesine, işitmesine, anlamasına izin vermemesi vardır. Zira kalpler Allah’ın elindedir.


Bu durum ise, bir Müslüman için, önemsediği ne varsa ondan daha önemli bir sorundur.


İnsanların durum karşısında tepki verip, uygun davranış geliştirmemesinin bir diğer nedeni ise “ölü taklidi yapmak” olarak ifadelendirilebilir.


Biyolojik ölümüne kadar, durum karşısında bir tutum alıp, uygun bir davranış sergilemek zorunda olan insan; bunu yapmıyorsa, o zaman ölü taklidi yapıyordur.


Ölü taklidi yapmak aslında başka bir ölüm halinin ifadesidir.


8.24 - Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız.


Hitap, iman edenlere;

“Size hayat verecek şeylere çağrıldığınız zaman” ise, ölü bir duruma atıf yapmaktadır.


Ölü taklidi yapmanın üç nedeni olabilir;

  1. Zayıflık
  2. Hesabilik
  3. Düşmanlık


Zayıflık; bilgisizlik, akletmemek, korkaklık, ahlak ve şahsiyet problemleri, ufuksuzluk, amaçsızlık, örgütsüzlük, çeşitli zaaflar vb. nedenlerle tezahür eden durumları ifade eder.


Hesabilik; sahih okuma ve anlama niyeti ve gayreti olmaksızın; ortaya  çıkacak durumlara göre pozisyon almaya ilişkin bir duruma işaret eder.


Düşmanlık ise; bir pusu durumunu anlatır. Beklenen fırsat tahakkuk edene kadar hareketsiz kalma halidir.


Hale ilişkin sahih, uygun ve etkin olmayan şeyler söylemek, yapmak ya da tavır sergilemek, ölü taklidi yapmanın başka bir biçimidir.


Zira, hayat verecek şeylerin kaynağı Kitap’tır. Sahihlik kavramı da; Kitap, hal, akıl, samimiyet ve tutarlılıkla tahakkuk edebilir.


Kitap’taki hükümlerin, hayata ilişkin tahakkukları soyut değil, somuttur. Bu nedenle muhasebeyi soyut zanların, soyut sonuçları üzerinden değil; hayatta ortaya çıkan somut sonuçlar ve Kitab’ın hükümleri ile oluşan tasavvur üzerinden yapmak gerekir. Bu, bedeli ağır bir yöntem olmasına rağmen, hiç olmazsa, sahihleşmeye ilişkin bir fayda sağlayabilir.


Ölü taklidi yapmak bir yöntemdir. Anlık ve zanni, işe yararlık duygusu sağlayabilir. Ancak gerçekte bir işe yaramaz. Zira, hayatın esasını, gayri iradi fıtri hükümler inşa ettiği için; insanoğlunun iradi çerçevesinin de buna uygun inşa edilmiş olması gerekmektedir. Bu sayede, insan için gayri iradi ve iradi alandaki hükümler aynı kökten olunca; bu dünyadaki varlık nedenini tahakkuk ettirmek, gerçek hayatındaki durumunu da güçlendirmek imkanını elde edebilir.


Ölü taklidi yapmak bunların tamamını kadük bırakan bir korkaklık, sorumsuzluk ve blokaj halidir.


Zira, bütün fıtri sebepler, fıtri sonuçları mutlaka ortaya çıkarır. Yani bu hayatta da, gerçek hayatta da bedeller ödenir.


Mevcut durumun; hangi gerekçelerle muhasebe edilmediği; çağrıların hangi nedenlerle okunmadığı, dinlenmediği, üzerinde düşünülmediği de, ölü taklidi yapılıp, yapılmadığının bir göstergesidir.


Halden değil, Allah’tan emin olmak icap eder.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr