Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > ÖNDE GİDENLER ARKADAN GELENLER, YOLDA KALANLAR, YOLDAN ÇIKANLAR

ÖNDE GİDENLER, ARKADAN GELENLER, YOLDA KALANLAR, YOLDAN ÇIKANLAR

Arkadan gelenlere Allah firaset, basiret, hidayet, samimiyet versin.

Yolda kalanlara acısın, affetsin, ıslah etsin.

Yoldan çıkan ve hatta kendini yolda zannedenleri ıslah etsin, doğru yolu göstersin ve şerlerinden muhafaza etsin.

Önde gidenler; belki de dikkatimizi en çok yoğunlaştırdığımız, en çok konuşacağımız grup bunlar olmalıdır.

Yol deyince elbette "doğru yoldan" bahsediyoruz.

Allah'ın yeryüzü boyutunda insanoğlu ile, Lütfü İlahisi ile yaptığı anlaşmanın iki maddesinden birisi olan; "yalnız Sen'den yardım dileriz" maddesi mucibince, bizim istememizi lütfettiği ilk dilek olan; "bizi doğru yoluna hidayet et" talebindeki doğru yol.

Yani cennette yarattığının tekrar cennete dönebilmesi için üzerinde yürümesi gereken yol.

İnsanın kendisinin ve tüm yaratıkların fıtratlarına ve temel hukuklarına uygun bir hayat yürüyüşü gerçekleştirebileceği yol.

Ana rahmi ile mezar arasında yürünülen yol sureta tekmiş gibi görülsede, adeta insan sayısı kadar farklı olabilecek potansiyele sahip farklılıkta olabilir.

Bu büyük bir izafiyeti ifade eder. Ancak bu izafiyet, mutlak'a yani Allah'ın doğru yoluna izafeten, bütünüyle meşru değildir.

Allah'ın doğru yolu üzerinde de bir izafiyet sözkonusudur. Bu izafiyet insanların şakilelerine izafeten olduğu için meşrudur.

Önde gidenlerin en temel vasfı; doğru yola iletilmiş olmaları; doğru yolda olmanın farkında ve bilincinde olmaları; doğru yolun adap ve erkanına uygun davranmaya gayret gösteriyor olmaları; doğru yolun sorumluluklarını yüklenmiş olmaları olarak ifade edilebilir.

Güncel durumun verileri, önde gidenlerin büyük önemini ortaya koymaktadır.

Doğru yola hidayet edilmek talebini samimi olarak geliştirenler zor durumdadır.

Sap-saman, hak-batıl, doğru-eğri vb. İç içe geçmiş ve paçal bir "hakikat perspektifinin" doğru yola rehberlik edebileceği iddiasında bulunulmaktadırlar .

"Paçal hakikate" davet eden şeytanların başarısı; iman edenlerin bir bölümünü aldatmış olmalarına rağmen onları doğru yol üzerinde olduklarına o kadar inandırmıştır olmalarıdır ki; "iman edenler" durumlarını hiç sorgulamak ihtiyacı bile duymamaktadırlar .

43.36 - Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.

43.37 - Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.

4.136 - Ey iman edenler, Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır.

Dünyanın neredeyse her tarafında yaşanılan hayatı tanzim eden, sistemleri kuran ve yöneten; " başa geçince ekini ve harsı yok eden" taifesidir. Bu durum karşısında, halin farkında olup, işin gereğini yapan, yine neredeyse, yok gibi görülmektedir. Daha kötüsü farkında olunmadığının da, farkında olmayan bir insanlıktan söz etmek mümkündür.

Allah'ın, insan fıtratı ekseninde inşa edilmesini emrettiği hayat, haniyse bütün şubeleri ile fıtrata mugayir biçimde yapılandırılmaktadır. Gıda-beslenme, eğitim, mimarlık-çevre, bilim, sosyal hayat, ekonomi, üretim, siyaset, psikolojik unsurlar, uluslararası ilişkiler vb. tüm unsurlar, büyük çoğunlukla; Allah'a kulluk çerçevesinin dışında, fıtrata ve temel hukuka aykırı, sömürü-istismar-kullaştırma esaslı olarak tahakkuk etmektedir.

İnsanların varoluş gayelerinin dışında ve fıtratlarının gayrında bir hayatın olumsuzlukları ile karşı karşıya kaldıkları; iki dünya saadetinin sıkıntıya düştüğü bir tuzaktan nasıl çıkabilecekleri sorusunun cevaplarından birisidir, önde gidenler.

Zira, farkında olmayan ve hatta farkında olmadığının da farkında olmayan kitlelerin, hali değiştirme teşebbüsleri ve iradeleri olmaz.

Durumu ancak mevcut görüntüler, sistemler ve süreçler üzerinden okuyabilen kitlelerin; mevcut durumları yapılandırıp, vaziyet edenler karşısında pek şansları olmaz.

Oysaki önde gidenlerin çoğunluğu "ulul el-bab'tır." Yani hayatı ve varoluşları, sadece mevcuttan, cariden, görüntülerden okumaz. Hayatın ve oluşların özünden, temelinden, çekirdeğinden, fıtratından okuyabilirler. Bu nedenle olanların gerçek sebebini ve mahiyetini bilirler, aldanmazlar.

Hayata ve olanlara sathi ve sınırlı alanlardan değil, derinden ve bütüncül müdahale yetenekleri vardır. Bu nedenle hayatı inşa, yeniden inşa, sürekli inşa imkanına sahipler.

Sadece Allah'a kulluk edip, sadece ondan yardım istemek haline sahici olarak sahiptirler. Bu nedenle Allah'ın yardımına ve gerekli olan imkanlara sahip kılınırlar. Satın alınamazlar, döndürülemezler, saptırılamazlar, korkutulamazlar.

İradeleri, ümitleri, cesaretleri, ufukları ve motivasyonlarının; dış unsurlara bağlı olmaksızın, bizatihi özlerinden gelmeleri gibi bir lütfa sahiptirler.

Ötekilerin gözünden görmez, kulaklarından duymaz, akıllarıyla düşünmez ve kalpleriyle inanmazlar. Tamamında bizatihi olabilmek lütfuyla donatılmışlardır. Bu nedenle; firaset, basiret, hikmet sahibidirler.

Büyük bir iman sahibi oldukları için amaçlarına ve hedeflerine odaklanırlar. Zorluklar, sıkıntılar karşısında yılmazlar, vazgeçmezler. Yol açarlar, şahitler olurlar.

Halihazır ahval karşısında, önde gidenler, inananların en önemli mecburiyetlerinden birisi gibi görünmektedir. İman eden, samimilerde bunların açtığı yollardan gidecektir.

Bizim toplumumuzda ve ümmet coğrafyasında, önde gidebilmek potansiyeline sahip insanlar olduğu muhakkaktır. Ancak bunların kuvveden-fiile geçmek zorunlulukları vardır.

Bu potansiyelin bir bölümü, dışımızdakiler tarafından fark edilip, devşirilmektedir. Bir bölümü bu potansiyeli az bir bahaya satmak tuzağına düşürülmüşlerdir. Bir bölümü ise farklı nedenlerle potansiyellerini harekete geçirmeyi başaramamaktadırlar.

Burada sorumluluk çok taraflıdır. Eğer bir insana önde gidebilecek potansiyel verilmişse, ona sorumlulukta verilmiştir. Bu sorumluluğu kuşanmaya samimi olarak niyetlenirse, Allah, onlara, "önde gidenlerden olmak" imkanı sağlayıp, yardım edebilir. Böylece şakilesinin gereğini yerine getirip, şükredici olabilirler.

Eğer insanlar, önde gidenlerinin ortaya çıkmasını, halen, kalben ve fiilen ister ve desteklerse; Allah onlara kendilerinden emir sahipleri, önderler, şahitler gönderebilir.

Ezcümle, bulunduğumuz halden, olmamız gereken hale ulaşabilmemiz için önde gidenlere ihtiyacımız, en öncelikli zaruretlerimizin başında gelmektedir. Bunu elde edebilmek için bütün samimiyetimizle talep etmemiz gerekmektedir.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr