Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 5 > PEKİ BU İŞLERİ KİM YAPACAK?
PEKİ BU İŞLERİ KİM YAPACAK?
 
Bakara.148 - Herkesin yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.
 
Şüphesiz herkes, yüzünü döndüğü yönde ilerleyecek; buradan gördükleri çerçevesinde durumları okuyacak ve bu istikamette işler yapacaktır.
 
Bunların ortaya, hayır çıkartması durumunda, keyfiyete "hayırda yarış" denilebilir. 
 
Hayırda yarış, bütüncül bir iletişim ve işbirliği içerisinde gerçekleşirse; insanlığın gerçek ihtiyacı olan nitelikte; sorunlar çözülür, ihtiyaçlar giderilir, hedefler gerçekleştirilir, hayat "inşa" edilir.
 
Elbette insanların/toplumların/kurumların, yüzlerini döndükleri istikamette yaptıkları işler; insan fıtratına ve bütüncül hukuka nispetle, her zaman hayırlı sonuçlar oluşturmayabilir. Bu istikametteki yarış da, hayır üzere olmayabilir.
 
Daha ilginç olanı; insanın, ancak kendince gerekli ve meşru gördüğü bir davranışı gerçekleştirebilmesi, varoluşsal bir mecburiyettir. Yani herkes, bu nedenle, döndüğü yönde yaptıklarını, hayır olarak görmektedir.
 
Diğer insanlar ve varlıklar; bu işlerden, bunlarla kurulan sistemlerden, yönetimlerden, bunlara esas olan; sorun-ihtiyaç-hedef tespitlerinden etkilenmektedirler.
 
Eğer dönülen yön, hayrı doğuran bir yönse; insanlar, toplum, kurumlar, varlıklar tatmin içerisinde yaşarlar; barış olur, çatışmalar ortadan kalkar; yıkıcı rekabet biter, işbirliği başlar; bütüncül hukuk korunur, adalet tesis olur.
 
Zira hayırların ortaya çıkması; insan doğası çerçevesinde, fıtri hukuku koruyarak gerçekleştirilen davranışlarla gerçekleşir.
 
Bu, Allah'ın, insanlar üzerindeki hakkıdır. Allah'a kulluk etmenin lazım şartıdır. Teslimiyetin hakikatidir. Zira fıtratı ve bu fıtrat üzerinde insanı yaratan Allah nezdinde, meşru ve insanlar için seçtiği tek din budur.
 
Peki, yüzlerin döndüğü yönlerin başka başka olduğu, heterojen toplumlarda ne yapılacaktır?
 
Baskın davranış imkanına sahip güçlülerin; yüzlerini döndükleri yönde gördükleri ve bu istikamette yaptıkları; bütünüyle, insan fıtratı ve bundan doğan temel hukuk çerçevesinde gerçekleştirilmiyorsa; ya da sorun-ihtiyaç-hedef analizlerini bu perspektiften yap(a)mıyorlarsa; fakat aynı toplumda, bunun, fıtri çerçevede gerçekleşmesi gerektiğine inanan insanlar da varsa; bu insanların tutum ve davranışları nasıl olmalıdır?
 
İsra.81 - "De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Hiç şüphesiz batıl yok olucudur."
 
Bu ayet, toplumsal inşa, gelişim, değişim için, yeryüzündeki en güçlü ve tesirli stratejiyi ifade etmektedir. 
 
Pasif, eleştirel ve tepkici tavırları esas alan stratejileri reddetmekte ve hakkın, yani durumun fıtratının, hakikatinin gerektirdiği davranışların ortaya konulmasıyla; eksik ya da yanlış olarak nitelendirilenlerin izale olacağı ifade edilmektedir.
 
Bir sisteme, özgül ağırlığı yüksek olan girince; özgül ağırlığı düşük olan sistemden çıkar. Hak ve hakikat çerçevesinde olanlar, her zaman, özgül ağırlıkları en yüksek olanlardır. 
 
Hayata fıtri perspektiften bakanların, hakkı ifade edecek okumalarla; durum, sorun, ihtiyaç ve hedef tespitleri yapıp; insanların, toplumun ve kurumların dikkatine sunmaları;
 
Hakkı ikame edecek projeler geliştirilmeleri, kararlar alıp, davranış sergilemeleri;
 
İyiliği emredip, kötülükte sakındırmaları;
 
Hakkın şahitleri olarak insanlarla ilişki ve paylaşım sergilemeleri icap etmektedir. 
 
Bu aynı zamanda, Allah'ın, insanları ve varlıkları yarattığı özellikleri, hakikat çerçevesi olarak görenler için; diğer insanların ve yaşadıkları toplumun, onlar üzerindeki hakkı ve hayata karşı temel sorumluluk ve görevleridir.
 
Elbette yaşadıkları zemini, atmosferi, koşulları;" "fıtri" fakat bazı eksiklikleri olan" bir sistem olarak okuyup, sadece bu "eksikliklerin" giderilmesini hakikat çabası olarak görenler; yüzlerini döndükleri yön itibariyle, bütün olarak, özgün bir perspektiften tespit edilmiş; sorunların, ihtiyaçların ve hedeflerin bilinmesi gerektiğine inanmayabilirler. 
 
Ancak, yüzlerini döndükleri, insan fıtratına paralel istikametten geliştirdikleri perspektif çerçevesinde; temel ve güncel, sorunlar-ihtiyaçlar-hedefler ve önceliklerin bilinmesinin; varoluş nedenine uygun bir hayat inşa edip, yaşayabilmenin zorunlu koşulu olduğuna inananlar da olabilir. 
 
Bu durumda ortaya bazı temel ihtiyaçlar çıkar.
 
Bunların, kendi yüzlerini döndükleri istikamette; durum, sorun, ihtiyaç ve hedef analizi gerçekleştirebilecekleri bir perspektife ihtiyaçları vardır. 
 
Bunu gerçekleştirebilecekleri, bilgi ve verilere ihtiyaç vardır. 
 
Bunun mümkün olabilmesi için özgün bir bilgi teorisine ihtiyaç vardır. 
 
Bunlar üzerinde çalışacak, temiz ve derin akıl sahibi insanların ortaya çıkıp, yetişmesine ihtiyaç vardır. 
 
Bunun içinden çıkacağı vasatın; görmeye, anlamaya, inanmaya, ihtiyaç duyup-talep geliştirmeye, doğru işleri-doğru biçimde yapmaya ihtiyaç vardır. 
 
Bu ihtiyaçlar; "bir vacibin olabilmesi için gerekli olanlar da vaciptir" kaidesi çerçevesinde; yatay ve dikey olarak genişler gider.
 
Bu aşamada sorulacak kritik birkaç soru da vardır.
 
Peki, bu ihtiyaçları gidermek için gerekli işleri kimler yapacaktır?
 
Eğer yüzünü, fıtratla tarif edilen hakikate döndüğünü iddia edenler; işleri de, bu istikamete uygun olarak yap(a)mazlarsa ne olur?
 
Sahip oldukları kaynakları, bu perspektiften okunarak, özgün olarak belirlenmiş; sorunların çözülmesi, ihtiyaçların giderilmesi, hedeflerin gerçekleştirilmesi için sarf etmezler de; bunlarla ilgisi olmayan hususlar üzerinde çalışırlarsa;
 
Bu durum nasıl değerlendirilmelidir?
Ne tür sonuçlar doğurur?
 
Bu soruların muhatapları kimlerdir?

Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr