Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > PERDEYİ YAKABİLMEK

PERDEYİ YAKABİLMEK

 

Benzer dertlere sahip olan bir kişiyle konuşurken, anlattıkları oldukça ufkumu açmıştı.

 

“Saygı duymanın, saygın olmanın hakikatinin ne demek olduğunu nice sonraları ve acı tecrübelerle öğrendim” dedi.

 

Hayatımda pek çok hususun saygıyla ilgili olduğunun farkında değildim.

 

Tercihlerimin büyük bölümü, gizli ve karmaşık yöntemlerle bana bırakılmadığı için ben, özgür tercih yapabilmenin bir hak olduğunun ve bu hakka saygı gösterilmesinin de bir hak olduğunun gerçek anlamda farkında değildim.

 

Bana bırakılan tercih alanlarının ne kadar sınırlı ve kontrollü olduğunu sonradan fark ettim.


Oysaki doğal hak ve tercih sınırlarının, yaratılıştan belirlendiğini; bunun mutlak olanının fıtratla, izafi olanının da şakile ile tarif edildiğini bu süreçte yakinen anladım.


Oysaki ben bunları okuyor, dinliyor ve hatta yazıyordum lakin bizatihi kendi hallerim üzerinden fark etmem biraz geç oldu.


Öncelikle saygının anlamını, alanını, pratiklerini, yukarıdaki çerçevede bilmediğimi fark ettim. Elbette bir saygı anlayışım ve sınırlarım vardı fakat tabii çerçevesinde değil belirlenmiş kalıplar ve sınırlar içerisindeymiş. Bu nedenle en temel haklarım çiğnense bile ben bunları saygısızlık olarak görmüyormuşum. Zira çiğnenen haklarımın çoğunun da hakkım olduğunu bilmiyormuşum.


İçinde bulunduğum atmosfer ve yakın çevrem de bu hususta uyarıcı bir fonksiyon oynayamadı zira onların durumu benimkinden farklı değildi.


Bu durumdan kurtulabilmek için düşünmeye, gözlem yapmaya, çalışmaya başladım.


İlk fark ettiğim şeylerden birisi, birilerinin gösterdikleri en büyük çabaların, benim fark etmemi engellemeye yönelik olduğuydu.


Fıtratımı, şakilemi, temel haklarımı ve doğal saygı unsurlarını fark edememem için zihnimi ve çevremi birer perde gibi kullandıklarını tespit ettim. İnsanlar, gruplar, kurumlar ve toplum bile perdeler olarak kullanılabiliyordu.


Sonra da bu perdeler de, farkındalıklarımı yok etmeye, yeni algılar ve inançlar oluşturmaya dair filmleri oynatıyorlardı. Elbette bu filmler, hakiki yerine ikame etmeye çalıştıkları sahteleri, imal ettikleri unsurları taşıyordu.


Bu filmleri o kadar rahat ve şüphelenmeden seyrediyorduk ki, gerçeğin bunlar olduğunu zannediyorduk. Hatta bizlerin çoğu bu filmlerin oynatıldığı perdeler olmaktan imtina etmiyor, çoğu kez, alacağımız az bir bedele karşılık gönüllü talip oluyorduk.


Keyfiyeti fark edince ne yapacağımı düşünmeye başladım. Bu filmleri oynatıp, hakkımı gasp edenlere karşı durup, mücadele etmem gerekiyordu. Ancak mevcut koşullarda onlar benden çok imkana sahiptiler ve güçlü gözüküyorlardı.


Biraz konuşup, yazıp-çizerek bu durumu açıklamaya çalıştım fakat neredeyse hiç etkisi olmadı. Yani durum kanıksanmıştı. Bu konuların hakikati üzerinde konuşmak, gereksizlik ve hatta fantezi gibi addediliyordu. Farklı gündemler çok önemseniyor fakat bizim herşeyimizi kökten etkileyen bu hususlar, hakiki anlamıyla dikkate bile alınmıyordu.


Fakat doğal hakları olan saygı görmenin hakikati için bir şeyler yapmayı düşünmeyen insanların bir çoğu, önemsenmek adına değer dilenciliği yapıyor; önemsenmediğini düşününce de akla ziyan hırçınlıklar ve saçmalıklar yapabiliyorlardı. 


“Zaten senin doğal hakkın olanı talep et” teklifine de değersiz gibi bakılıyordu.


O perdeler orada oldukça ve onun üzerinde oynatılan filmler izlendikçe, bu büyük çelişkiyi çözmek için yapılabilecek bir şey görülmüyordu.


Anladım ki herkes bir başına mücadele edecek. Eğer yolda karşılaşılırsa, yol arkadaşı olunacak.


Şimdilik, haksızlık ve saygısızlık edenlere yönelerek bir şey yapabilmek imkanı yok. O halde geriye, yapılacak şey olarak, film oynattıkları perdeleri yakıp, bu imkanı onların ellerinden almak kalıyor.


Zihnimi, nefsimi, karar, davranış ve ilişki mekanizmamı, onların tesirlerine kapalı hale getirebilirsem, film oynatacak perdeleri kalmayacaktır.


Bundan sonrası perdeleri yakmak mücadelesi ile geçti ve hala da devam ediyor.


Daha sonra da bunlarla ilgili neler yaptığını ve aldığı sonuçları, pratik örnekler üzerinden anlattı. İnşallah onları da bir başka yazıda paylaşırız.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr