Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > SAİD BİN VALİENTE

SAİD BİN VALİENTE


 

Geçenlerde, sanal kütüphanemi düzenlerken, “hayali” gibi bir ropörtaja rastladım.


 

Yıl bin dokuz yüz doksan sekiz, Said bin Valiente Türkiye’ye geliyor. Ancak bu adamı tanımak ve ona bu ropörtajdaki soruları sormak ancak okyanus gibi ve cesur yürek sahibi olanın harcı olsa gerek. Bu vasıflara haiz olan bir kişi çıkıyor ve bir dergi adına röportaj yapıyor.


 

Said bin Valiente bir İspanyol vatandaşı. Tarık bin Ziyad’la akrabalığı aile köklerine mi yoksa ruh köklerine mi dayanıyor? Bunu bilmek çok kolay değil fakat, bunun da gemileri yaktığı ve arkasına bir daha bakmadığı besbelli.


 

Röportajdaki sorulardan bir tanesi buna dair.


 

Nasıl bu kadar cesur ve fütursuz olduğu soruluyor.


 

Allah’a; yalnız Kendisine kulluk edip, yalnız O’ndan yardım isteyeceğime dair söz verdim, Allah’ı mı kandırayım? Ben sözümü tutarsam, O’da kullarına vad ettiklerini yerine getirir, beni mi kandıracak? Bu durumda kimden, neden korkayım ki? Hakikati söylemekten neden çekineyim ki?


 

Cesaret dediğiniz, nefsani kabadayılıksa, ben o değilim.


 

Fütursuzlüğü, haddi tecavüz edip, Hakka bilinçli düşmanlık edenlerin ya da sahip olduklarının farkında olmayıp, ahmaklık yapanların tehdit ve tarizlerinden çekinmeyip, umursamamayı kast ediyorsan, ben fütursuzum.


 

Yeryüzündeki Müslümanlar bu yenilgi ve zillet halinden nasıl kurtulabilirler?


 

Yenilgi ve zillet birer sonuçturlar. Sonuçları oluşturan sebeplere bakmak lazımdır.


 

Müslümanlar, putperestliği bırakıpta, sadece ve doğrudan Allah’a, Allah’ın emrettiği kıvam ve biçimde kulluk yapsalar, zillet sonucu doğmaz.


 

Putperestlik ithamı biraz ağır olmadı mı?


 

Allah, Kitapta, mahza rahmetten, mahza lanete giden bir serüvenin, İsrailoğullarının serüveninin, sebep-sonuç ilişkilerini vermiştir ki, aynı yanlışlara düşmeyelim.


 

Dağı söküp, tepelerine kaldırıyor. Denizi yarıp, içinden geçmelerine izin veriyor. Sizce bunlara maruz kalan bir topluluğun, Allah’ın varlığına ve kudretine ilişkin şüpheleri kalabilir mi?


 

Peki o zaman neden kendilerine bir put yapılmasını istiyorlar ve hatta yapıyorlar.


 

Allah’a kulluk bilgi ve alışkanlıkları, arada bir putun olmasını gerektiriyor ve kendilerini buna mecbur hissediyorlar.


 

Buradan mülhem düşünelim, Müslümanların hayatlarında, adına usul, ilim, kurum, ilişki, kültür, lider, alışkanlık, zaaf vb. ne kadar put var ve bunları aşamadan kulluk edemiyorlar ve hatta yaşayamıyorlar.


 

Siz bu yargılarla bütün Müslümanları ve yaşantılarını töhmet altına sokmuyor musunuz?


 

Haşa bir Müslüman yargıç değildir ve Allah’ın en şerefli yarattığına ne dil uzatabilir, ne de saygısızlık edebilir.


 

Bu bütün hal ve sonuçları için geçerlidir. Ta ki insanlara, yaratılış hakikatlerine, insanların ve varlığın hukukuna bilinçli düşmanlık yapmasın.


 

Ancak sonuçları oluşturan sebepler eğer Allah’ın ahkamına, yaratılış hükümlerine uygun değilse; bu uygunsuz hükümleri üretip, insanları inandırarak, nimet verilenlerin doğru yolundan çıkartmaya çalışanlar varsa, hakikat dışı hükümlere ve düşmanlara karşı mücadele vermekte Allah’a karşı sorumluluklarımızdandır.


 

Müslümanlar, putperestlikten uzak durmalılar demek, Müslümanları yargılamak anlamına gelmez. Bilakis eğer üzerlerimizde bu hal varsa, Allah tarafından yargılanmaya tabi tutulacağız riskine karşı bir hatırlatma olarak anlamak lazım.


 

İşte burada hakikat peşinde olmak sorumluluğu ile mevcut halin, şüpheli olması ihtimali karşısında bile, sorumluluk almamanın nispi rahatlığını! Tercih edip, sorgulamamak arasında bir durumda kalmak söz konusu olabilir.


 

Bakara .80 - Bir de dediler ki: “Bize ateş, sayılı birkaç günden başka asla dokunmayacaktır.” Sen onlara de ki: “Siz bunun için Allah’tan söz mü aldınız? -Eğer böyle ise, Allah verdiği sözden dönmez-. Yoksa siz Allah’a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?”


 

Bakara .94 - "De ki: "Eğer Allah katında ahiret yurdu, başka insanların değil de, yalnızca sizin ise, (ve) doğru sözlüyseniz, öyleyse hemen ölümü dileyin."


 

Buyurun size bir meydan okuma. Test edelim bakalım kaç kişi bu emniyet içerisinde ölümü temenni edebilecektir.


 

Emniyette olabilmek için teyakkuzda da olmak lazımdır. Bu örnekte, putperestlik kavramının, yaşadığımız hayatın içerisinden içeriklerini, etkilerini, biçimlerini ve fonksiyonlarını detaylıca öğrenip, bu çerçevede herşeyi tekrar tekrar gözden geçirerek emniyet haline sahip olunabilir.


 

Zira kaçımız, bizi yenilgiye uğratan atmosferlerin öğretileri, kültürü, eğitiminden geçerek hayatımıza ilişkin olanları öğrenmedik? Kaçımız halen bu etkilere maruz kalmaktan kurtulmuşuz? Kaçımızın nefes aldığı ve beslendiği bu atmosfer hakikate dair verilerle, kaynaklarla, hallerle besleyip, geliştirmektedirler?


 

İçimizden bazılarının, bu atmosferde özel oksijen odalarında yetiştiği zannıyla bu emniyete sahip oldukları görülmektedir. Ben bu keyfiyette dahil bütün durumların hakikat referansları ile teyid edilmesini tavsiye ediyorum.


 

Bir de, bu mevzu çerçevesinde, bu soruya istinaden putperestlikten örnek verildi ama biz bu mevzuyu; din, hakikat, ilim, alim, kulluk, dava vb. diye de genişletelim.


 

Müslümanlar insanlığa şahit olacak bir hayat, medeniyet kurabilmek ihtimaline sahipler mi? Bir de Türkiye, İslam dünyasının lideri olabilir mi?


 

Allah;


 

Bakara .143 - "Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi vasat bir ümmet  yaptık...” diyerek zaten böyle bir hedefi ve sorumluluğu Müslümanların üzerine yüklemiştir. Bu insanların, Müslümanlar üzerindeki hakkıdır.


 

Müslümanların, yaratılış özelliklerine uygun bir hayatı, sürekli inşa etmeleri varoluşlarının gereği ve varlık nedenlerinden birisidir.


 

Bunu gerçekleştirebilecekleri donanım, süreç imkanları ve yardım alabilmek potansiyelleri vardır.


 

Ancak Müslümanların mevcut durumu, bu potansiyelleri hareket geçirip, sorumluluklarının altına girmelerini mümkün kılmıyor. Mevcut halin değişmesi için, Müslümanların gerekli her durum için hallerini o durumun orijinal fıtratına göre değiştirmesi lazımdır. 


 

Cari duruma ilişkin başka bir keyfiyet ise bu hale sahip olmadan, sahipmiş gibi bir duyguya ya da retorik düzeyinde bir sürü lafa sahip olmak için, kendi kendine numara çekmek durumudur. Buna karşı söylenecek lafların pek bir hükmü olmamaktadır. Ancak Allah’ın hidayeti ile konu anlaşılmaktadır. Fakat bunun gerçekleşmesi için bela ve musibetlerle yüzleşmekte, Allah’ın sünneti arasındadır.


 

Diğer soruya gelince, maksadınız Türkiye’nin, Müslümanların bulundukları halden, fıtratlarına uygun bir hale gelebilmeleri için gerekli özgün verileri üretip, insanları yetiştirerek; gerekli doktrin, strateji ve planları geliştirerek; gerekli altyapıları hazırlayıp, uygulama ve örgütlenmelerini sağlayarak bir süreç yürütebilmeleri ise; potansiyeli en yüksek ülkelerden birisi olmasına rağmen, fiili bir düşünce sistematikleri ve hazırlıkları yok, fiili engelleri var.


 

Eğer bu liderlik jeopolitik eksenli bölgesel, küresel stratejik hedefleri ifade ediyorsa, o bir bahsi digerdir.


 

Ropörtajdaki en risksiz sorular bunlardı, o nedenle alıntılayabildim. Diğerlerini yazsam taşlanacağımdan endişe ettim. 


 

Bu endişe toplumun hamlığından ya da mücrimliğinden husule gelmez. Bizlerin halini, sorunlarını, konularını birlikte tartışıp, konuşacağı bir iletişim kıvamı geliştirememizden gelmektedir.


 

Bu iletişim kıvamsızlığı sadece dili değil, cari halleri de kapsamaktadır.


 

Cari iletişimin, makul iletişime evrilebilmesi belki de öncelikli çözülecek problem(atik)lerden birisidir.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr