Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > SAMİMİ İLGİ NE DEMEKTİR?

SAMİMİ İLGİ NE DEMEKTİR?

 

Son yazıya gelen dönüşlerin bir bölümü, SAMİMİ İLGİNİN ne demek olduğu hakkında bir yazı daha yazmayı gerekli kıldı.

 

Öncelikle bir yanlış anlaşılmayı düzeltmem gerekiyor. Eğer samimi ilgi olmazsa, “bu hususta” yazmaya nokta koyacağım demiştim. Bu, yazı yazmayı durduracağım biçiminde anlaşılmış.

 

Yazı yazmayı bırakmamamı, devam etmemi telkin ve tavsiye eden kardeşlerimin tutumlarını samimi ilgi bağlamında değerlendirdim.

 

“Bu husus” dediğimiz alan, her birimizin hayatını, tatminini, arayışlarını, hüsranını, adaleti, zulmü, başarıyı, israfı, çatışmayı vb. Bize ait olan herşeyi kapsayan alandır.

 

Bu alanı, sürekli gözden geçirmeden, düzeltmeden, inşa etmeden; tabir caizse, her dönem ve durumda, “uydum imama” diyerek, her durumu kabullenip, yaşayanlara; hali kabullenip, meşrulaştırmak için, kendilerine gerekçe üretenlere bir sözüm yok.

 

Elbette buradaki temel espiri, bütün gözden geçirmelerin ve düzeltip, güncellemelerin; insanın doğası (fıtratı) eksen ve referans alarak yapılmasıdır.

 

İnsan doğasını ve buradan gelen temel hukuku eksen ve referans alıp, muhasebe ve sürekli inşa faaliyeti içerisinde olanlar; özgür ve özne olabilmek liyakatına sahip olanlardır.

 

Bu nedenle yüksek hürmete layık insanların ilgi, talep ve katılımı olmaksızın, onların halleri hakkında, deruni, etkili, bütüncül ve sistematik bir şeyler yazmanın ve yapmanın anlamı olmaz.

 

Bunun iki istisnası vardır.

 

Birisi, tebliğ ve nasihattir. İnsanı, Allah’ın şerefli olarak yarattığı bir varlık olarak görüp, bu hürmet içerisinde, onlara karşı Rab’leşmeye çalışmadan, bilip, gördüklerini paylaşmak biçiminde tahakkuk eder. Bu, tamamen hasbi (karşılık beklenmeyen) bir tutumdur.

 

Bu çabalardan samimi ilginin ortaya çıkma ihtimali vardır.

 

Diğeri ise hesabi bir davranışı tarif eder. İnsanların sahip olduğu kaynakların bir bölümünü ya da tamamını, kendi istekleri istikametinde kullanmak hesabına dayanır.

 

Bu durumda, insanların samimi ilgi, talep ve katılımları gözetilmeksizin; ilgi ve talep imal edilir. Yani hesabi olan tarafından, kendi hesabı yönünde, insanların sahip olmalarını öngördüğü gerekli ilgi ve talep, suni olarak oluşturulur. 

 

Bunun en gelişmişi ise “rıza imalatıdır.”

 

Bunlar, manipülasyon, propaganda, reklam, eğitim, kültür, iletişim ve bazen de korku yoluyla imal edilir ve sunulur.

 

Daha sonra da hesabi olanlar tarafından, imal edilmiş sözde ilgi ve talebe karşılık verilir.

 

Bunun sonuçlarını ve sözde talepleri karşılanan insanların sahip oldukları pozisyonları sizler tarif edebilirsiniz.

 

Elbette “samimi ilgi”, bu yöntemle oluşan değildir ve bu haksızlığın panzehiri, samimi ilgidir.

 

Samimi ilgi hususunda muhatapların, öncelikle kendi hayatlarını; doğaları ekseninde, farkındalık düzeyinde, özgür, sahih ve etkin biçimde yaşamak ve inşa etmek iradesine ve kararlılığına sahip olmaları gerekmektedir.

 

Bu kıvamda, doğalarına aykırı her sürecin, etkinin, niyetin, davranışın ve bunları oluşturan hükümlerin de farkındadırlar.

 

Doğalarına ve ondan gelen temel haklarına saldırı da bulunanlara karşı direnir ve mücadele ederler. Bunu bilinçli ve sistematik olarak yapanları düşman olarak bilirler.

 

Ya da samimi ilgi sahipleri, asgariden bunları yapmayı istemektedirler.

 

Samimi ilgi sahipleri, hayatlarının, kendilerinin, varlık nedenlerinin mücadelesini vermektedirler.

 

Bunu, farkındalık düzeyinde ve uyanık olarak yaptıkları veya yapmak istedikleri için radarları açıktır. Hakka, hakikate ilişkin söylenen, yapılan herşey ilgi alanları içerisindedir. Hatta onların en önemli ilgi alanı ve odak noktaları, bu hususta ifade edilip, yapılanlardır.

 

Bu nedenle; okurlar, düşünürler, gözlemlerler, dinlerler, yaparlar, katılırlar, soru sorarlar, katkıda bulunurlar.

 

Samimi ilgi, hakikatin, her an ve her boyutta peşinde olmak demektir.

 

Eğer hakikata ilişkin olanları takip ediyorlar da, sessiz ve pasif bir tavırla kenarda duruyorlarsa, bu iki şekilde yorumlanabilir.

 

Bir tanesi; kendilerini olmuş veya bulmuş olarak hissediyorlar fakat meraktan izliyorlardır.

 

Ölene kadar hiçbir insanın “oldum” demesi mümkün değildir. Zira her oldum denilen mertebenin üstünde başka bir bilgi ve sorumluluk alanı vardır ve bunların nerede sonlandığı da belli değildir.

 

“Oldum” demek pasifliği bir yanılsamadır. Ya cehaletten, ya kibirden ya da kendini Allah’a karşı mustağni addetmekten gelir.

 

İkincisi ise izlemek ve sessizce yararlanmayı istemek pasifliğidir. Bu bir pasifliktir. Zira hakikata taraf olmak cesur ve dinamik olmayı gerektiren bir süreçtir.

 

Bu dönemsel olabilir ya da mizaç açısından yapıldığı düşünülebilir. 

 

Fakat diğer taraftan; paylaşamamak, işbirliği gerçekleştirememek; ya da kendisi gibi olanlara, “biz de varız” mesajını verememek açısından mahsurludur.

 

Samimi ilgi, varlık mücadelesinin olmazsa olmazıdır.

 

Doğasınının/ fıtratının din olduğu; 

 

Rum.30. “Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler."

 

Okundukça, Yaratılış özelliklerini (fıtratını/doğasını) ve Yaratanını hatırlatan Kitab’ın, zikir (hatırlatan şey) olduğu bir gerçekte; 

 

Zuhruf.36 - Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.

 

Zuhruf.37 - Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.

 

Bu nedenle samimi ilgi, yaratılış özelliklerini/fıtratını öğrenmek; Yaratılış özelliklerini ve Yaratanını sürekli hatırlamak çabasının zorunlu koşuludur.

 

Bu çaba, insanların doğalarına/fıtratlarına uygun yaşayabilmelerinin lazım şartıdır.

 

İnsanın doğasına uygun yaşaması da, bütüncül tatmininin zorunlu şartıdır.

 

Bütüncül tatmin ise bütün insanların (neye inanıyorlarsa inansınlar) mecburi arayışlarıdır.

 

Zira bütüncül tatmine ulaşıldığı zaman insan; aradıklarını, tekrar boşluğa düşmeden bulmuş, huzura kavuşmuş, soruları cevaplanmış, tüm ruhsal olumsuzluklarından arınmış, umutlu, mutlu, üretken, zihinde-ruhta-çevrede çatışmaları sonlanmış, kısaca; hayatın bu boyutunun anlamına ulaşmış ve bu çerçevede yaşıyor demektir.

 

İnsanların bütüncül tatmin arayışı ontolojik yani yaratılıştandır.

 

Bu nedenlerle samimi ilgi, farkındalık ve samimi sorumlulukların neticesinde oluşur. Görece bir ihtiyaç değildir, herkes için mecburiyettir.

 

Bu mecburiyet herkesin kendi adına, doğasına uygun yaşayıp, bütüncül tatminini yakalayabilmesi ve varlık nedenini gerçekleştirebilmesi içindir.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr