Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 4 > SAMİMİ İLGİ VE NOKTALAMA İŞARETİ

SAMİMİ İLGİ VE NOKTALAMA İŞARETİ 

 

İki bölüm olarak yazdığım; “ BİR GÜN BİRİLERİ MUTLAKA KRAL ÇIPLAK DİYECEK “ diyecek başlıklı yazıların son paragrafında; “eğer, az bile olsa samimi ilgi olursa, yazılara, güncelleştirerek devam edeceğimi, aksi takdirde konuyu asli mecrasında çalışmaya devam edip, yazıyı burada noktalayacağımı “ söylemiştim.

 

Konuyu burada noktalıyorum ve asli mecrasında çalışmayı sürdüreceğim, samimi mesaj gönderen bir-iki kardeşimi de bilgilendireceğim inşallah.

 

Mesele benim yazılarıma ilgi gösterilmemesi değil.

 

Mesele yazıların anlaşılmaması da değil.

 

Mesele yazıların işaret ettiği ihtiyaçlara, sorunlara ve hatta risklere ilişkin duyarsızlık ve ilgisizlik.

 

“Bunlar senin yorumlarındır, bizlerin de doğruları var. Bunları okuyup, önemsemek zorunda mıyız?” Türü laflar, aynı ilgisizliğin devamı türünde gerekçelerdir.

 

Kimin yazdığı ve söylediği ile ilintili olmaksızın; hale ilişkin olanların dikkate alınması elbette önemlidir.

 

Eğer bunlar dikkate alınıpta içerikleri üzerinden, ciddiyetle bir şeyler söyleniyorsa, bu durum halin ciddiye alındığının göstergesidir.

 

Yok eğer, haline, hayatına, dinine, adalete, hikmete, soruna, ihtiyaca vb. İlişkin olmaksınız ortaya atılan balon bir gündeme; yüzlerce, binlerce kişi, bir şeyler söylemek yarışına giriyorsa ve hatta bunların arasında şöhretli zevatta varsa, bu da halin ciddiye alınmadığının göstergesidir.

 

Mü’min aldanmaz,

Boş işlerden ve sözlerden yüz çevirir,

Allah’ı, kendini, hayatı, varlık nedenini, ahireti ciddiye alır,

Hikmet ve basiret sahibidir gibi temel düsturları desteklemeyen;

 

“Onların çoğunu “şükredici” bulamayacaksın”, düşünce ve niyetini de teyit eden bir göstergedir.

 

Zira şükredici olmamak; sahip olduğun donanımın, imkanların, nimetlerin, sistem, mekanizma ve kaynakların farkında olmamak ve yerli yerine kullanamamak; 

 

İçinde bulunduğu halin gerçeklerinin farkında olmayıp, hikmetli kararlar alıp, işler yapmamak;

 

Önemliyi, önemsizi; dostu, düşmanı tefrik edemeyip, aldanabilmek demektir.

 

Gündem olarak hazırlanıp, önümüze konulup, “bizlerin aşkla mücadele” ettiğimiz şeylerin pek çoğu; bizim halihazırımız dikkate alınarak, iyi hazırlanmış; gerçek sorunlarımız, risklerimiz ve ihtiyaçlarımızı perdeleyen şeylerdir.

 

Aslında bu durum yeni de değildir. Bizim çok önemsediğimiz “ehli ilimin” sürekli reddiyeler yazdığı ve kitlenin de bunu çok önemseyip, oyalandığı geçmiş durumlar, çok kişinin malumudur.

 

Bunun sorunlu tarafı, bu reddiyelerin, cari hayatın, yakıcı bir durumuna ilişkin olmadığıdır. Hazretin ilgi alanı veya kapasitesine uygun tespit ettiği bir konu belirler, çerçeveyi. İlginin uyanması ve takibi de, hazretin şöhreti ile bağlantılıdır.

 

Bugün de olan benzerdir.

 

Müslümanlar, STK’lar toplantı üstüne toplantı yapıyorlar. Gündemdeki konuda bir beyan verip, fikir izharından geri kalmamak yarışı içerisine giriyorlar. Sanırsınız ki, bu hususta beyanat verip, toplantılar düzenleyerek; raporlar yazıp, bürokrat ve siyasilerin kapısını aşındırınca; 

 

Müslüman perspektifinden bakınca görülen binlerce güncel ve yakıcı sorun çözülmeye başlayacak; binlerce yakıcı ihtiyaç giderilecek ve pek çok stratejik risk ortadan kalkacak.

 

Elbette yapılanları küçümsemek adına yazmadım, yukarıdaki cümleyi.

 

Binlerce, onbinlerce sorun, risk ve ihtiyaç; güncel, hayati ve hayatımızı halen doğrudan etkiler biçimde önümüzde durduğu bir dem de; bunları fark edip, gereğini yerine getirmek için lazım olan her şeyi yapması zorunlu olan Müslümanların; bunları yok sayarken, oluşturulmuş gündemlere atlamaları arasındaki ironiyi anlatmak ve bunu oluşturan nedenlere dikkat çekmek için yazıyorum.

 

Ve hatta bunları görüp, farkında olamamaktan dolayı yok saymak ve ikazlara kulak asmamak trajedisine dikkat çekmek için.

 

İnternet üzerinden yazıp, çizip, paylaşım yapan milyonlarca Müslüman var.

 

Sanırsınız ki; kendilerine, Kitap ve hakikat perspektifinden bilgi ve algı sistemleri geliştirmişler; bu çerçevede sistemler kurup, organize olmuşlar; dünyayı fıtrat ve hakikat penceresinden okuyup, en isabetli kararları veriyorlar ve en doğru davranışları (ahsenü amel) işliyorlar; insanlarını yetiştirmişler, verilerini üretmişler; sistemlerini inşa etmişler, sahih ve güçlü işbirlikleri geliştirmişler; hayatı fıtrat ekseninde inşa ediyorlar ve insanlara şahitlik ediyorlar.

 

Artık bu hususlar da sorun ve ihtiyaç kalmamış fakat zaman artmış. İşte bu zamanı internet üzerindeki çok seviyeli ve hikmetli paylaşımları ile kıymetlendiriyorlar.

 

İnsana değer vermeyi o kadar yüceltmişler ki, birisi profil resmini değiştirse, binlerce kişi bunu beğeniyor.

 

Kadına değeri, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkartıp, kibarlığı zirve yaptırmışlar. Bir hanımefendinin yazısını, içeriğe bakmaksızın, beğenmek yarışına giriyorlar.

 

Beğenilmek bu mecraların baş değeri, belki de buralarda arz-ı endam etmenin temel sebebidir. “Hey ben de varım, buradayım” anlamını ifade eder. Oysaki zaten sen  Allah tarafından var edilmişsin ve değerli kılınmışsın.

 

Kendileri gibi düşünmeyenlere yaptıkları hakaret ve ettikleri küfürlerin orijinalliği ise inovasyon yarışında ne kadar mesafe alındığının göstergesidir.

 

Ciddi bir şeyler yazmak cüretinde bulunmaya çalışanlara da; “aslında bütün sorunların çözüldüğü ve hayatın İslami hükümler çerçevesinde gerçekleştirildiği ” bir halde; durumun farkında olmamaları, çıkıntılık yapıp, kendilerinin internet stratejilerini anlamayarak, yazmak hadsizliği gösterdikleri için, hadlerini bildirmekte de büyük bir dayanışma sergiliyorlar.

 

En önemlisi de, Amerika’daki sosyal ağ şirketlerinin stratejistlerini soktukları durumdur. Artık buralarda her toplantının sabit ve en önemli gündemi; “ne olacak bizim Türkiye’deki halimiz?” Olmaktadır.

 

Bir türlü çözümleyemiyorlar. “Biz diyorlar; sosyal medya mecralarını, stratejik saptırma, oyalama, negatif değişim, istihbarat faaliyetleri için oluşturduk. Fakat Türkiye’deki Müslümanlardan hiçbirisi bu tuzaklara düşmediler. 

 

Bu mecraların özgün kullanımı için yüksek strateji geliştirmişler ve bu strateji ile bizim silahımızla bizi vuruyorlar” diye dövünüp duruyorlar.

 

Elbette karikatürize ettiğim bu durumda, asgariden niyetleri ile istisna tutulacakların varlığını da ifade etmek gerekmektedir.

 

Kendimize hakiki sorular sorarak halimizi anlamak, muhasebe etmek ve gereğince uygun şeyler yapmak bu açılardan önem kazanmaktadır.

 

Bu hallerin gerçekte neden oluştuğuna ve nelere tekabül ettiğine ilişkin farkındalık ve bilinç, aynı hal içerisindeyken tahakkuk etmeyebilir. 

 

Dumanaltı olmuş bir grup, o ortamdan uzaklaşıp, temiz hava teneffüs etmeden, gördüğü halüsinasyonlardan kurulup, gerçeği idrak edemeyebilir.

 

Hakikat perspektifinde, hali sorgulayacak sorular sorup, analiz edebilecek sistematik bir sürece girilmeyince de, içinde bulunulan durumu fark edebilmek sorunu yaşanabilir.

 

“Bizi doğru yoluna hidayet et” dua ve talebiyle, Allah’la yapılan ahit sonrası süreci başlatan ve bunu sürekli isteyen bir topluluk; duasını, hakikat arayışı ve aldanışlardan kurtulma çabaları ile samimi hale getirmek zorundadır.

 

Sistematik sorgulama, analiz, muhasebe ve hakikat arayışı sonucunda mevcut halimizdeki olumsuz ve zayıflatıcı durumları ortaya çıkartan;

 

Dine ve bilgiye dair, sosyolojik, psikolojik, sosyo-psikolojik, kişilikle ilgili, aldatılma, özgürlük, toplumsal sorun ve ilişkilerle alakalı hususların hakikatlerini anlayıp, tashih ve tedavi edebilmek, güçlenebilmek imkanını yakalayabiliriz.

 

Aksi takdirde; kendimiz, yaptıklarımız ve ilişkilerimizle ilişkili zanlarımızın, doğruyu yansıtıp, yansıtmadığı ile ilgili bir emniyete sahip olamayacağız.

 

Eğer böyle bir emniyete sahip olduğumuzu düşünüyorsak ve zanlarımız hakikatı içermiyorsa; iki büyük riskle karşı karşıyayız demektir.

 

Bunlardan bir tanesi, bu yaşam sürecinde, zanlarımızla kurduğumuz hayat ile bize ödetilecek bedeller; diğeri ise, Allah’ın, din gününde, hangimiz doğru üzerinde olduğunu gösterdiği zaman da ve geri dönüşü olmayan bir dem de ödeyeceğimiz bedellerdir.

 

Şeytanın bizi Allah’la aldatması ihtimalini göz ardı etmemek lazımdır.

 

Müslümanların, yeryüzü hayatında, Allah’ın indirdiği hükümler çerçevesinde, hayatı sürekli inşa etmek çabaları, Allah’a kulluk etmenin şartlarından birisidir. 

 

Bunun lazım şartlarından birisi de, çok parametreli olarak, sürekli yapılması gereken analiz ve muhasebe sürecidir.

 

Sahih vasatlarda ve şartlarda inşa edilmemiş hayatların ve sistemlerin yeniden inşası ise kök unsurların gözden geçirilmesi ile başlar.

 

Konuya nokta koymak babında yazılan bu yazıdan dolayı bana kızmak, hakaret etmek, küfür etmek, uyarılarımı dikkate almamak, hiçleştirmeye çalışmak türü tavırlar, nefsime ilişkin olmaksızın, sadece üzülmeme ve sahanın cari tavrı, tutumu ve kıvamı ile ilgili biraz daha veri toplamama neden olur.

 

Bu durum, nefsimi müstağni addettiğim ya da kendimi bir şey zannettiğim için değildir.

 

Bu durum, birbirimizi yıkayan eller olmak; bu dünyada ki yaşam süremizde fıtratımıza uygun bir yaşam inşa edebilmek; bilenler, bildiklerini; imkanı olanlar, imkanlarını kardeşleriyle paylaşmaları suretiyle, yolumuzda işbirliği geliştirmek mecburiyetimizi yerine getirmek zorunluluğu karşısında, zaman ve ilişki israf etmenin ne kadar kaybettirici bir tercih olduğunu hissetmekten dolayıdır.

 

Hadi, Rahman ve Rahim olan Allah’tır.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr