Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 1 > ŞAŞI BİR ŞAHİTLİK MESELESİ

ŞAŞI BİR ŞAHİTLİK MESELESİ

 
2.143 - "Böylece, sizler insanlara birer şahit olasınız ve Peygamber de size bir şahit olsun diye sizi orta bir ümmet  yaptık.....,,
 
Endüstriyel üretimde tasarım ve diğer bütün çalışmalar gerçekleştikten sonra üretim safhasına geçilir. Üretilen materyalin en kusursuz olanı " şahit numune " olarak ayrılır. Bundan sonrakilerin kalite ve niteliği, şahit numuneye kıyasla belirlenir.
 
İnsanların şahitliği de buna benzer bir anlam taşır.
 
Varlık nedenine uygun fıtrat sınırları içerisinde ve Allah'a kulluğun gereği olarak inşa olmuş her insan bir şahittir.
 
Bu insanların fıtrat çerçevesinde ve       " ahsenü amel " kıvamında yaptığı her iş, gerçekleştirdiği her davranışta şahittir.
 
Şahit olabilecek kıvamda insanlık ya da ameller; insanın ve davranışların fıtratlarına uygun hüküm cümleleri ile gerçekleşenlerdir. Yani, insanın ya da amelin varlık nedeni, sınırları, ilkeleri, ölçüleri, değerleri, hukuku, sistemi, ilişkileri vs. Fıtrata uygun olmak zorundadır.
 
Fıtrat hükümleri gerçekte bir bilgi türü olarak vardırlar.
 
Bu bilgi, tasavvura; tasavvurda amele/davranışa dönüşür.
 
İnsanların büyük çoğunluğu bu süreci, orijinal hükümlerden başlayarak gerçekleştirebilmek becerisine sahip değillerdir. Bunlar, hükümlerden davranış geliştirip, bunu hale yani ahlak ve şahsiyete dönüştürenlerin örnekliği/şahitliği ile karar ve davranışlarını gerçekleştirirler.
 
Hz. Peygamber'in, Allah'ın fıtrat hükümleri ile tasavvur ve davranış geliştirmesi, peygamberlik misyonun bir parçasıdır.
 
Peygambere ittibanın hakikatinin tebarüz ettiği en önemli noktalarından birisinin burası olması gerektir.
 
Allah, kulları için fıtrat ve kulluk hükümleri indirmiştir. Bunlar mutlak ve sabittir. İnsan yaşadığı koşullar dahilinde, bu hükümlerden çıkan amaç ve hedeflere uygun ve fıtratın diğer hükümleri çerçevesinde bir hayat inşa edecek ve yaşayacaktır. Bunun nasıl gerçekleştirileceği ve görülebilir, izlenebilir süreç ve sonuçları "şahitlik" misyonu ile gözlemlenip, öğrenilebilir.
 
Hz. Peygamberin şahitliğinin fiilen tahakkuk etmediği bir durumda, Peygamberle, bizim aramızdaki ilişkide sorun var demektir. Sorunu da, peygamberlik müessesesinin zorunlu misyon ve etkilerinin hayata etki etmemesi; peygamberin, bütün laf ve iddialara rağmen hayata karşı etkisiz bırakılması olarak tarif edebiliriz.
 
Özetle, Hz.Peygamber'in şahitliğini;  
 
Bugün yaşadığımız hal ve şerait içerisinde, 
 
Allah'ın fıtri hükümleri ile bir hayatı nasıl inşa edebileceğimizi; 
 
Perspektifimizi, nelere sahip olmamız gerektiğini, temel ilişkilerimizi, sınırlarımızı, değer ve ölçülerimizi, hukukumuzu ve usullerimizi nasıl belirleyip, amele döndüreceğimizi; 
 
Peygamber a.s dan öğrenmeyi gerçekleştiremiyorsak, peygamber misyonu bizim hayatımızda fiilen tahakkuk etmiyor demektir.
 
Fıtrat sabit fakat koşullar farklı olacağı için; değişkenler hususunda şahitliğin tahakkuku; peygamberin usul frekansında okumak, anlamak, karar vermek ve davranabilmek demektir. 
 
Peygamberin şahitliği, her konuda bire bir taklit anlamına gelmez.
 
Peygamber şahitliği orijinal örneklik ve mecburi bir husustur.
 
Ancak konu burada bitmez. Allah, "sizde insanlara şahitsiniz" diyor.
 
Yaşanılan dönemde, Müslümanlar, fıtrat çerçevesinde inşa edilecek bir hayata ilişkin şahit olmak görevine sahiptirler. Bu şahitlik, İslam'ın hükümlerinin, insan fıtratının hükümleri olmasındandır.
 
Müslüman, hayatı inşa edip yaşarken; bir yönden Allah'a kulluğun bir fonksiyonu olarak, Allah'ın vahyi ve kevni ayetleri; diğer taraftan Peygamberin şahitliği; bir başka yönden de, fıtrata uygun bir perspektiften okuduğu güncele ait veriler çerçevesinde; ahsenü amel kıvamında karar ve davranışları ile hayatı ve hayata dair olanları inşa ederler. Bu kıvamda inşa edilen bir hayatta, itminanı sağlamak potansiyeline sahiptir.
 
İnsanların tamamı, itminanı (bütüncül tatmini) aramak gibi ontolojik(varoluşsal) bir mecburiyete sahiptirler. Bundan dolayı, bunu elde edebilecekleri bir şahitliği bulabildikleri her imkana tevessül edeceklerdir.
 
Müslümanların, insanlara şahitlik etmeleri bir kulluk sorumluluğudur.
 
Müslümanların insanlara şahitlik etmeleri, insanların, Müslümanlar üzerinde bir hakkıdır.
 
Müslümanların, insanlara şahitlik etmeleri bir tebliğ ve dava stratejisidir.
 
Şahitlik lafla değil, halle olur.
 
Şahitlik anlayamadığımız ve hayata döndüremediğimiz şeyleri, diğerlerine anlatmak ve tavsiye etmekle olmaz.
 
Şahitlik, evlilik üzerine ciltlerce kitap yazmakla değil, bir tane fıtratına uygun evlilik inşa etmekle olur. Size dost yada düşman olan herkes bu evliliği okumaya gelecektir.
 
Şahitlik, adalet edebiyatı üzerine geliştirilmiş külliyatlarla değil, adaletli bir davranışın, ilişki biçiminin ya da yönetim sisteminin fiilen tahakkuku ile gerçekleşir.
 
Hayatı fıtratı üzerinden okuyupta, inşa çabalarının gerçekleştirilmesi ile şahitlik gerçekleşir.
 
Fıtrat perspektifinin hakikati, derinliği ve genişliği üzerinden hayatı okuyup, yaklaşamayanlar şahit olamazlar. Çünkü bu durumda, fıtrata uygun yani Müslümanca bir yaşam inşa etmek ihtimalleri yoktur.
 
Oturdukları yerde; soyut ahkamlar kesip; hayata ilişkin Müslümanca öneriler getiremeyenler, şahitlik yapamazlar.
 
Bilgiyi, tasavvura; tasavvuru, hale döndürecek ontolojik döngü yerine sadece lafla uğraşanlar, şahitlik edemezler.
 
Hayatın dışında, sığ, fıtratına uygun olmayan ve fonksiyonsuz laflar ve işlerle uğraşanlar; bunları İslami faaliyetler zannetseler de, şahitlik edemezler.
 
Hali muhasebe için bunlar yeterli olur zannederim. Zira şahitlik, mümince, Müslümanca, Allah'a kulca yaşamanın sonunda, kendiliğinden tahakkuk eder. Eğer etmemişse, din gününün kapsamında bir muhasebeyi mecbur kılar.
 
Bunun soyut muhasebesinden çok, somut gözlemler daha işe yarayabilir.
 
Bizim hayata bakışımız, yaklaşımımız ve davranışlarımızın dikkatini çektiği ve gelip bunları gözleyerek yaşamını inşa etmeye çalışan insanları görmekte miyiz?
 
Bizim itminan halindeki yaşantımızı izleyip, analiz ederek; huzur, mutluluk, başarı elde etmeye, sorunlarını çözmeye çalışanların varlığına şahit miyiz?
 
Bizim kurduğumuz; şirket, evlilik, okul, üniversite, sivil toplum örgütleri ve hatta kamu kuruluşlarının; sistemlerinden, süreçlerinden, yönetimlerinden, usüllerinden vb. Veriler üretip; bunlarla bir şeyler inşa eden ya da değiştiren bir çalışmaya rastladık mı?
 
Bizim ürettiğimiz bir mimari veya şehir düzeni görüp, bu fıtrata uygundur diye kabul edilip, taklit edilen örnekler var mıdır?
 
Eğitim usülleri, yönetim biçimleri insan fıtratı üzerine geliştirilmiş ve "insanları tatmin içerisinde yaşıyorlar" tespiti ile ülkemizi akın akın ziyaret eden toplulukları görüyor muyuz?
 
Yukarıda yazılan ve hayata ilişkin diğer yazılmayanlarla ilgili, Müslümanların başkalarından örnek/şahit almadan, bizim fıtrat hükümleriyle, orijinal olarak geliştirdiğimiz bir hayat teknolojisi var mıdır?
 
Bu işte bir terslik var. Zira Allah;
 
 
2.143 - "Böylece, sizler insanlara birer şahit olasınız ve Peygamber de size bir şahit olsun diye sizi orta bir ümmet  yaptık. 
 
Diyor.

Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr