Anasayfa > Öteki Yazılar > Kapı Aralığından 2 > SEKİZLERİN MASALI

SEKİZLERİN MASALI

Sekiz kişiydiler. Bir akşam namazı sonrasında aldılar o meşum duyumu.

Yedi torbacı, yirmibir kilo malla, bulundukları bölgeye gönderilmiştiler. Ortaokul ve liselere dadanacaklardı. Önce üç ay bedava verip, çocukları alıştıracaklardı.

Çok bozuldular, büyük üzüldüler. Yatsı namazını müteakip bu hususu müzakere etmek için oturdular.

Sabah namazına kadar, üç demlik çay, iki paket sigara eşliğinde bu mevzuyu ele aldılar. O kadar hararetle tartıştılarki, sabah namazı geçeyazdı.

Sonuçta önemli kararlar aldılar. Bir bölümü önümüzdeki cuma çıkışı cami önünde protesto mitingi düzenleyip, torbacıları lanetleme görüşünü savundular.

İki tanesi; "bu işler bağırıp çağırmayla olmaz, bilimsel yaklaşmalıyız" dediler.

Diğerleri ise daha müessir olmanın zaruretini savunarak, gerekli mercileri ziyaret edip, dilekçe vermeyi önerdiler.

Nihayetinde kahvaltı öncesi hepsinide yapmayı kararlaştırıp, huzura kavuştular.

Bu arada gafil torbacılar bölgeye gelmiş ve icraata başlamışlardı.

Büyük bir kararlılıkla eylemlerini devreye sokan sekiz kişi, son torbacı gidene kadar vazgeçmeyeceklerine dair yemin ettiler.

Her cuma kesintisiz biçimde devam eden protesto mitingleri, şehrin farklı camilerine de sıçramış son sürat devam etmekteydi.

Bu arada torbacılar bölgede kırk okulda icraat yapacak duruma ulaşmışlardı.

Bilimsel yöntemle mücadele edecek grup; her hafta konu ile doğrudan ve dolaylı konuşma yapabilecek kişileri konuşturdukları bir mekan oluşturmuşlardı.

Torbacıların sayısı yirmiyedi kişiye ulaşmıştı ve bölgeye gelen en son parti mal seksendokuz kilo idi.

İlgili zevatı dolaşıp, dilekçe yağmuruna tutacak kişiler, diğer sivil toplum örgütlerinden insanların katılımı ile büyükçe bir heyet oluşturmuşlar, ilgili mercilere hayatı dar ediyorlardı.

Torbacılara, dağıtımın selameti ve verimi açısından kurumsallaşmaları ve şebeke türü örgütlenmeleri için, tedarikçi tarafından bir danışman gönderilmişti.

Cami önü protestoları, periyodunu ve yaygınlığını arttırarak devam etti.

Bilimsel mücadeleciler de çalışmalarını çeşitlendirerek devam ettiler. Mal üzerine bilumum literatür tarandı. Seminerler, konferanslar, sempozyumlar düzenlendi. Üniversitelerle işbirliğine gidildi. Akademik çalışmalara destek verildi, sivil toplum-üniversite işbirliği ile ortak programlar geliştirildi.

İlgili zevatı ve kurumları harekete geçirmeye çalışanlar; süreç sonunda sonuç alınamadığını görünce; ilgililer bizden olmazsa birşey yapılamaz kararına vardılar.

Torbacılar neredeyse bütün şehirde, şebeke usülü örgütlenmişler; modern talep oluşturma yöntemleri, dağıtım kanalları, güvenlik sistemleri ve hatta gizli reklam çalışmalarına sahip olmuşlardı. Aylık sevkiyat artık tonlarla ifade ediliyordu.

Ana tedarikçiler bu gelişmeden çok memnun olmakla birlikte, sekiz kişiyle başlayan karşı faaliyetlerin bir engel ve ekstra maliyet çıkartmaması için birşeyler yapılması gerektiğini düşünmeye başladılar. Bunun için veri toplamak ihtiyacına binaen, karşı tarafın içine adam yerleştirmeye karar verdiler.

Bu arada sekiz kişiden dördünün çocuğunun mal kullandığı, ikisininde torbacı olduğu ortaya çıkınca, sekiz kişi bir yatsı namazı sonrasında tekrar toplandılar.

Bu sefer bir bölümü kebapçı, diğer bölümü nargileci olan bir mekanda yaptılar toplantıyı.

Acılı şalgamlar eşliğinde yenilen karışık kebaptan sonra, nargile bölümüne geçildi. Bu bölümde "Nar Grubu'da" toplantıya dahil oldu.

Nar Grubu, akademisyen, yazar-çizer, bürokrat ve diğer entellektüellerden müteşekkil bir gruptu. Sekizlerin çalışmasından kısa bir müddet sonra konudan haberdar olmuşlar ve onlarda kendi yöntemlerince sürece dahil olmuşlardı.

Nar Grubu isminin nereden geldiği hususunda muhtelif rivayetler olmakla birlikte en güçlü olan iki tanesinden birisi; konunun vehametinden nedeniyle bu arkadaşların yanıp, tutuşmalarından dolayı, Nar Grubu adı verildiği idi. Diğer rivayet ise daha yalın olarak; nargile eşliğinde çalışma gerçekleştirdikleri için kısaca Nar Grubu diye isimlendirildikleridir.

Sabaha kadar süren ateşli tartışmalar sonucunda; eğer siyasi örgütlenme gerçekleştirilebilirse ki; şu ana kadar yapılan çalışmalar buna zemin hazırlamıştır, daha müessir olunacağı hususunda bir karar çıkarıldı. Eğer buna bir de bizim olan kitle iletişim imkanları eklenebilirse, kaymaklı ekmek kadayıfı olur denildi.

Ortaya çıkan diğer bir karar ise, eğer kendimiz üniversiteler kurar, özgün akademik çalışmalar yaparsak muvaffakiyet garanti olur, sonucunu oluşturdu.

Bir diğer kararsa sivil toplum örgütlerinin bir bölümüne güçlü destekler sağlamak yönünde gelişti.

Bu veriler ana tedarikçilere ulaştırıldı.

O toplantıda planlanan çalışmaların neredeyse tamamı gerçekleştirildi.

Artık "Sekizliler Hareketi'nin" başlattığı sürecin sonunda birçok özel üniversitede; mal ve dağıtımı üzerinde korkunç bir literatür üretilmişti. Bunlar farklı bir şekilde dağıtıma sokulmuştu. Hatta bunlar sonucunda ihtilaflar, rekabet, ekoller ve çatışmalar bile olmaya başlamıştı.

Birbirlerini besleyen siyasi, bürokratik, akademik ve sivil toplum süreçlerinin müntesipleri birbirlerini suçlayıp, ciddi muarızlıklar bile oluşturmuşlardı.

Birbirlerine; "günahları boynuna fakat" diye başlayan cümlelerle;

" O üniversitenin kuruluş parası ve işletme maliyeti nereden karşılanmış biliyormusun? Diyerek ana tedarikçiye göndermelerin yapıldığı duyulmaya başlamıştı.

Altta kalırmı? diğeri; " oda bir şey mi, siyasi destek nereden gelmiş? diğerleri ile kim uzlaştırmış? diye konuşmaya dahil olmuşlardı.

Hadi ülen sen kendine bak. Topluma okuttuğun kitapları kim bastırmış? Filanca cemaatlere finansal destek kimden gidiyormuş? Türü yavelerin bini bir para.

Bu arada torbacılar, önce holdinglere ve hatta çok uluslu yapılara dönüşmüşlerdir. Günlük tedariklerinin miktarını anlayabilmek için verdikleri örnek; "ana malı geçirmek için attıkları yemin miktarı tonları bulmaktadır" şeklindedir.

Artık Sekizlerin bulunduğu bölgede değil, o bölgenin içinde bulunduğu ülkede, o ülkenin içinde bulunduğu bölgede, o bölgenin de içinde bulunduğu gezegende söz sahibi olmuşlardı.

Sekizlerin çocukları, torunları ve onları destekleyenlerin çocukları ve torunları, bunların şirketlerinde çalışabilmek için, siyasileri, bürokratları ve kendilerinden itibarlıları devreye sokmaktaydılar.

Bunların şirketlerine ve iştiraklarına ortak olmak; zincirlerine yatırım yapmak; kurumlarından imkanlar sağlamak; sekizler ekolünün uzmanları tarafından hararetle tavsiye edilmekteydi.

Süreçte başka gelişmelerde olmaktadır. Sekizlerden birisinin cenazesinde, helva ve yemek ikram etmek bidat olarak addedilip; mezarlıktan eve gelenlere cıgaralık dağıtılmış ve acının azaltılması sağlanmıştır. Yedisi, kırkı ve elliikisinde, farklı mallarla ikram devam ettirilmiş; izdihama sebep olacak kalabalıktaki sevenlerin tesellisi sağlanmıştır.

Diğer bir sekizler üyesinin cenazesi sonrasında, çocukları bu ritüeli devam ettirmişler fakat diğer cenazedeki mal dağıtımını konvansiyonel bulmuşlardır. Daha sofistike bir çalışma ile "rubai tarzında bir güfteyi, besteletip" sofistike formda bir mal dinletisi ile taziyeye gelenleri mest ederek, büyük teselli etmişlerdir. Tesellinin tesiri hemen geçmesin diye, kitap formunda geliştirilmiş daha sofistike mallar da taziyeye gelen insanlara dağıtılmıştır.

Bu masal henüz bitmemiş farklı versiyonları ile devam etmektedir.

Ağacın altında uyuklayan bir adamın kafasına üç elma düşmektedir. Adam can havliyle "evraka" diyerek fırlamaktadır. Her seferinde, onu izleyen mecnun çoban umutlanmaktadır. Fakat adam her seferinde Sekizlerin şehrinde aynı senfoniyi dinlemeye koşmaktadır.

Mecnun çoban kim mi? ; bir seferinde; "hey siz ne yapıyorsunuz? Bu işin aslı bu değildir diyecek olmuş;" eline bir cigaralık verilip, döve döve içirildikten sonra, keş bir mecnun haline gelmiş ve çobanlık yapmaktan başka çaresi kalmamış garibanın birisidir.


Copyright 2019 - İnşa Enstitüsü

netnet.com.tr